8 Eylül 2018 Cumartesi

KADIN


 

Şiddet görmüş bir kadının gözlerine vicdanıyla bakan erkek ne okur o gözlerde bilir misiniz? Kadınlarımızın adam sandığı erkek milletine haykırışı vardır o gözlerde. 

-Erkeksen olayı böyle, canının sıkılmasına sebep olan, havanın yağmurlu oluşu veya işsizlik sorunun gibi değerlendirme.  Der o gözler… 

Böyle değerlendirirsen, biz kadınları değersiz kılarsın.

Sen bize ne kadar değer verirsen, bizlerden ana, eş, sevgili ve evlat olarak bin mislini geri alır, sevgi bahçemizde yaşarsın.

Bizi eksik bırakırsan, bu eksikliğimiz sizlerin yaşamına yansır ve ömür boyu ananız gibi sizde eksik kalır ezilirsiniz.  

-Yâda erkeksen.  Toplumlarda insanlığın,  uygarlığın ve yaşamda tutunabildiğin her şeyin bilgi boyutu ile ölçüldüğü bu âlemde yalnız kalmazsın.

Kurtulursun bu yaşamın her evresinde karşına bir çük boyutunda çıkan namus savsatasından.

Çek al namus kavramını fazla yük bindirdiğin kasıklarımdan. Dünyanda özgür dolaş ki o dünya senin olsun.  Yaşamındaki dünya ne kadar küçükse, sen o kadar hücre mahkûmusun! 

Siz hiç böyle bir göze bakıp, yurdumuzda her gün binlercesi yaşanan gerçek hikâyeyi okudunuz mu?

Siz erkekler, dövülen kadına kulak vermez, onu anlayıp, insan olması için çareler üretmezseniz, o dövülen kadın, her gün biraz daha fazla dövülür. Babasının, abisinin ve kocasın onu dövmesinden aşağılandığı için kendi adına değil, kendisini dövenin zavallılığına da kahrolur.

Yiğit sandığı, güvendiği erkeğin, kendisini aşağılarken aşağılanmasını şiddetin gözlerinde görür.

Üzülür..  Umutları tükenmiştir, daha çok yalnızlığa gömülür. 

Nedense bu ayıp, cehalet içinde yüzen toplumlarda görmezden gelinir.

İlk yapılan şey, yalana başvurmaktır. İnkârdır, dahası erkeğine başkaldıran avrada müstahaktır. Gibi inceden ironik sözler süzülür kapalı duvarlardan.. Böyle geçiştirilir halkımız geleneğinde bu insanlık suçu. Aslında gözdağıdır. 

Aba altından sopa vurmaktır.

Usul İslam’dır.  Âdem tatmin olur böylece. İslam’da yeri vardır der kendini avutur.

Kadınsa suskun..

Kadın çileli..

Kadın utanır sadece..

Bu hergelenin yediği halttan. 

Tatmin olamayan erkektir özgüveni yitirmiş erkek. Çaresizliğini kusar.

Genellikle her çaresiz bireyin yaptığı bir eylemdir tehdit etmek. Maalesef bu durum bizim toplumumuzun bir türlü vazgeçemediği, üstelik topluca uyguladığı bir teselli metodu olmaktan kurtulamamıştır.

Aslında kadını döven, senin uyarmak istediğin o öküz değildir.                                                                                                                Her ne kadar tükürüğü bol ağızlarca inkâr edilse de,  yok onun anlamı şudur, bunun anlamı öyle değildir dense de inanma.  Evde, sokakta, İşyerinde, eğlencede ve ayinde kadını aşağılayan inandığın kitaptır, kitap. Aşağılanan kadındır belki fakat bunu bu günkü aklın eriştiği noktada hala uygulayan kişi cahil değil, öküzün tekidir. Ona uyan kadınları da siz adlandırın lütfen.

Şimdi Erkekseniz…  

Elinizi vicdanınıza koyun ve inandığınızı sandığınız, imanınızı öğreten o kitabı anladığınız dilde okuyun ve söyleyin… 

Neden diğer dinlere mensup kadınlar bu kadar aşağılanmaz da, İslam’ın kadınları erkeklerin kölesi durumuna düşürülmüştür.

NİSA -117. Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki azgın bir şeytana tapmaktadırlar. (Allah’ın kadın hakkında azgın şeytan demesi size mantıklı geliyor mu? ))

-Allah kadına şeytan diyeceğine, yani kendi yarattığı ve insan neslinin çoğalmasında önemli görevler yüklediği bu sebeple de cazibeli kıldığı kadına “Şeytan” diyeceğine inanabilir misiniz?

-Ya da kadın bu sıfatı hak etmek için Allah’ı kızdıracak ne yapmış olabilir?

-Allah’ın yarattığı kadına böyle davranmasını mantıklı buluyor musunuz bir düşünün.

 

Cemal K. Demir

7 Eylül 2018 Cuma

EFSANELERİN DOSTLUK SOFRASI




 


Cemal Demir· 20 Mart 2012 Salı

 
Zaman, zaman kurulan bu sofralarda, masada ne olursa olsun, aslında hep dostluk yenip içilir Bu sofrada sadece ekmek değildir paylaşılan. Nefesleri paylaşır bu güzel insanlar bir araya geldiklerinde. Siz hiç kalabalıkta, onca gürültü patırtıda ve yüksek volümlü kardeşlerinizin "her kafadan bir ses" denecek kadar gürültülü çıkardıkları bir ortamda yemek yediniz mi? Biz o şerefe nail olduk, evet biz bu curcunada ağızda tadıyla ve hissederek, afiyetle yemeğimizi yedik. Çünkü bizim masamızdaki ana yemeğimizin adı dostluktu. Darısı sizin başınıza. Sadece kucaklaşmak, dostları görmek için kilometrelerce yol kat ederek 24 saatliğine de olsa bir araya gelirler. Evet, yanlış duymadınız onların başka hiç bir amaçları yoktur, dostlarını görmek, onlarla hasret gidermekten başka... Onların adı Efsaneler, 1961 Yılında başladıkları AOO dan 1964 yılından başlayıp, 1970 ortalarına kadar mezun olan, yurdumuzun ilk mektepli otelcileri. İnsanlarda yok olmaya yüz tutmuş bir duygunun kaybolmaması için direnen, özgür ve sevecen insanlar topluluğu. İnsan olabilmenin son temsilcileri, karşılıksız ve hesapsız sevmenin ne olduğunu bilen, bir güzel insanlardan oluşan E F S A N E L E R' İ kutluyorum.
Yukarıda belirttiğim gibi bu kadar insan sadece görüşmek için bu kadar yolu kat ederek bir araya gelir mi demeyin. Gelir, gelmeliler de. Çünkü insan olmanın asıl sebebidir bence dost olmak, saygılı olmak, insanı sevmek. Aslında buluşmaların gerçek sebebi; Bu vefa duygusu bu sevgi seli olmalı. Onlar dostlarına öylesine bağlılar ki, dostlarını öylesine seviyorlar ki, oldukça sık yaptıkları bu buluşmalara "Dostluk sofrası" adını koymuşlar. İşte onlardır dostluğu fırından çıkmış taze ekmek gibi sıcak, sıcak paylaşanlar. Emin olun bu âlemde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan, dostluk duygusu kodlarını tamamen yok olmaması için, insan genlerine zerk edilip, dostluk duygusu ebedi olarak yaşatılmak istenirse, bu örnek Efsanelerden alınmalıdır. Çünkü bu dostluk duygusunun en gelişmişi şu anda toplumumuzdaki kaotik ortama rağmen, onu koruyabilmiş olan Efsanelerde mevcuttur. Hem de çömlek kebabı gibi ağır, ağır pişmiş olanı. Bu dostluğun lezzetine eşlik eden yıllanmış şarap tadında bir kadirşinaslıkta ilave edilirse o menüye hani, derler ya.. " Yatıya bile gidilir" Ya! İşte bizde bu güzel lezzetleri tatmak için geçtiğimiz hafta sonu Güredeki davete yatıya gittik. Soluduğumuz Kaplıca suyu buharından fazlasını dostluk iksiri olarak içimize çektik. Bu bizi mest eden duygunun tarifini yapmak için edebiyat uleması olmak gerekir, ulemalar mertebesine henüz erişemediğim için ben duyduğum hazzı Gastronom gurmesi lisanıyla anlatmak istersem, şöyle demem gerekir. Kebabın içine hapsolduğu çömlek kırılıp ta o kendine has, nefis kokularını size ulaştırmak için, incelerek buhar olup genzinizden içeriye sızan kebabın en ince rayihasına saygı duymamanıza imkân var mı? Hoşgörü içine çıkın edilmiş, öyle bir saygı ki bu. Kebabın her lokmasına dokunuşunda insanın, "-aman yel alıp, lezzeti kaçmasın." der gibi, kendiliğinden, temkinli... Öyle bir dostluk ki; Bu dostluk, Dürümün içinde sıkmadan okşanarak, gidiyor damaktan içeri. Son dokunduğu yerde hoş bir tat bırakarak.

C .K. Demir

19 Mart 2012

2 Eylül 2018 Pazar

YAŞAMI ANLAMAK




Evrendeki milyarlarca uydulardan biri olan dünyamızda yaşamın oluşma evresi bilinir fakat yaşamın amacı bilinmediğinden tarifi sınırsızlığa mahkûmdur.

Yaşamımızın her anının tanrı tarafından belirtildiği bilinir fakat bize bu güzergâh verilmez. Yaşama zamanını tanrı belirler ama bize işlerimizi yoluna koymak için dahi olsa, son günün tarihi verilmez.  Yaşayıp yaşamaman tanrının takdiridir denir, senin kararın itibar görmez.

İnsanda aklın gelişmesiyle doğru orantılı olarak, bu konuda yeni ve daha akla yatkın bir fikir olduğunda değişmesi muhtemel düşünceler geliştirilmiştir

Başta teologlar olmak üzere sorgulayan beyinler kendi felsefi görüşleri doğrultusunda yaşamın tarifini yapar, her yüzyılda bir, yaşamdaki amacın ne olması gerektiği konusunda görüşler ortaya atarlar.
Yerkürenin bizim gibi Müslümanların yaşadığı coğrafyasında yaşayan insanların batıl inançlara yatkınlığından mıdır bilinmez. Yeryüzüne gelmiş tüm dinlere mensup 2000 küsur peygamber ki,  bunlardan sadece 75 kadarı aziz olarak anılır ve 4 tanesi için kitap inmiş peygamber denilir.  Hepsi bizim coğrafyamızda, Kuzeydoğu Anadolu (Kafkas Dağları bitimi) ile Urfa üzerinden güneye ta Filistin’e uzanan bölgede zuhur etmiş ölümlülerdir.

Kısacası nereden gelip, nereye gittiği belli olmayan fakat atmosfer gibi günden güne genişleyip şişen bir yaşam öyküsüdür biz dünyalıların artlarında bıraktıkları. Bilinmeyene hikâye üretmede usta olan bezirgân tipli hayal gücü bu durumdan kendilerine pay çıkarmayı başarmıştır. Teoloji felsefesine göre,  Kâinattaki yaşamlarının tanrıya ait olduğu tezi işlenir de, sadece düşünen varlık olan insan tanrıya karşı sorumlu tutulur. Çünkü insan yaşamı da kendisine ait olmayıp, tanrılara adanmış yaşamdır ve sadece tanrıya hizmet için yaşanması gerektiği görüşü savunula gelmiştir tüm semavi din öğretilerinde. Savunmak ne kelime hatta bu konuda yaptırım uygular, insan yaşamının sona erip yaşama veda ettiğinde tanrıya iyi kulluk yapanların mükâfatlandırılacağı, kötü kul olanların ise cezalandırılacağını günün her vaktinde düşünmeyen beyinlere zerk ederler.

Bu konuda her bireyin düşüncesine saygılı olduğumu bilmenizi isterim. Ben sadece İslam tarihi ve insan yaradılışı konularını inceleyen bilim kitaplarından emaneten aldığım bilgileri aktarmaktayım. Kişilerin inancıyla ilgili bir sorunum olmadığı gibi onları ruhani konularda bilgilendirmenin mükellefiyetimde olmadığı bilincindeyim. Bu sebepledir ki; Konuyu fazla uzatıp canınızı sıkmak istemiyorum.  Benim yaşadığım coğrafyada yaşam değince akla gelen yaşam algısını sıralamayı yapmam gerekiyordu başka yaşamları anlatabilmek için.

İnsan yaşamında bir kez olsun yaprağın çürüdüğünde rengini aldığı toprağa dönüştüğünü. Suyun berraklığında gökyüzü rengini aldığını, toprağa karıştığında çamurlaştığını. Ateşi söndürdüğünü ama sıcakta buharlaşıp uçtuğunu düşünemez mi? Düşünür elbet. Düşünür ve düşündükçe sorular birikir beyin bölgesinde, öyle çok soru birikir ki. Beyin araştırıp öğrenmeden buna cevap veremez. İşte o an araştırma başlar.

Araştırma bilgilenmeyi, bilgilenme cesareti getirir. İnsan o an yaşamaya başlar. Korkmadan, gelecek korkusu olmadan, zebanilerin beynine zerk ettikleri ahiret korkusu olmadan kendini daha bir özgür hissederek yaşar.  Çünkü bilir ki; Tanrı onu kendi sıfatında yaratmış, düşüncesinde özgür kılmıştır. Düşünme yetisini vermiş, düşünebilmek için aklın gelişimini kendisinin dilediği gibi yapmasını yine kendisine bırakmıştır. Evreni, yaşam sırrını çözmeyi de insana bırakmıştır. Kendisini idare etmekten aciz ezberci din bezirgânlarının esaretinden bu şekilde kurtulacağını buyurmuştur tanrı en büyük eserinde.

Bizim coğrafya ile gelişmiş coğrafya arasındaki düşünce farkının iki asır açılması düşünmenin uzun yıllardan bu yana yasak olmasından kaynaklanmaktadır.  AVM ve gökdelenleri siz gelişmişlik olarak algılar, onların amacına uygun bir şekilde tüketici bir toplum olursanız, çok yakında içinde toplum olarak yaşadığınız bu vatanı da kaybetmeniz büyük olasıdır. Yaşam ne bir gökdelen, ne de kendi yarattığın yaşam tarzının esiri olmaktır. Yaşam, olanakları sonsuzdur, yeniliklere gebedir. Hayatı olduğu gibi yaşamak, ondan kopmamakla mümkündür. Yaşam, sadece soluk almak değildir. Yiyip, içip, kubur doldurmak da değildir yaşam. Dilediğince özgür yaşamak için, yaşam hakkında bilgilenmeniz gerekir. Yaşamın kalitesi ve değerli kılınması, insan olabilmekte yatar, İnsan olmak ve insan kalmak sadece erdem insanlara has bir lüks olmaktan öteye gidemiyorsa eğer, bunun sebebi,  yaşamın önceliklerini kendisi için belirleyen insanda aramak gerekir.

İnsan yaşamında mutlu anlar olduğu kadar acı dolu anlarda vardır. Yaşam sihirbazları ki, onlar genellikle bilgedirler. Acıyı bayrama çevirebilen müstesna kişiliklerdir. Yaşamı ciddiye aldığınız süre problemleriniz bitmez.  Yaşamı boşladığınızda yaşam sizi affetmez. Ortası var mı bunun derseniz vardır. O da her an yaşamın içinde olmak, oyun bitene kadar sahada kalmaktır. Bence yaşamı anlamlı kılan en önemli unsur onun için verilen mücadeledir. İnsanın doğasında olan mücadele gücüdür onu hayatta tutan, ona olmadık, aklın alamayacağı işleri yaptıran. Bazen yapabildiğimize kendimizin bile şaşırdığı, bırakın yapabilmeyi başarmak, düşünülmesinin bile mucize olduğu işleri hep insanlar başarmıştır. Bu gizli güç insanda mevcuttur. Bu güç insan moral ve motivasyonunun en üst seviyede olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Yaşam size tanrının en büyük ve güzel hediyesidir, tadını çıkarın. Başkasının sizin için biçtiği yaşam tarzını çöpe atın. Sizin için neyin iyi veya kötü olduğuna kendiniz karar veremedikçe yaşamış sayılmazsınız. Kendiniz için doğruya en yakın kararları almak ise bilgi ve deneyimlerle olur. Yaşamınızın varlığı, kalitesi ve boyu dağarcığınızda yaşam hakkında üretebildiğiniz ve sadece kendinize ait olan düşünceleriniz kadardır.

Cemal k. Demir