Benim vurgulamak istediğim “Kara sevdayı” anlamanız için önce benim ne
hissettiğimi anlamanız gerekir. Benimse hislerimi üşenmeden, sıkılmadan
açıklamam. Kabul görüp, görmemesine bakmadan, benden sonraki Nesil'e
duygularımı bir masal dede sabrıyla aktarmak, aktarabilmem gerekmektedir. Zaman olsa. Belki o geniş zamanın içinde
anlaşılır olurum diye ummak, o umutla mutlu yaşamak isterdim. Ama zaman yok.
Beklemeye tahammül yok. Yarın uyanabilirseniz eğer, çok geç olmuş, her şey için
geç kalmış olabilirsiniz.
Gün ataletle esneme günü değil, bu günün küfrünü yarına bırakma günü
hiç değil. Söveceksen bugün. Döveceksen de bu Gün döveceksin.
Bu durumda ilk akla gelebilecek şeyin ( Algılaması gereken tarafın
algısının kıt olduğu varsayımı) bir yanılgı olduğunu belirterek, durumu izah
etmeye çalışacağım. Şayet anlatmak istediğiniz bir şey ile ilgili olarak,
algılaması gereken tarafta sizin o konu hakkındaki algılarınız doğrultusunda
bir his uyandıramamışsanız başaramazsınız. Anlatmak istediğiniz bir şeyi çok
iyi ifade etseniz de başaramazsınız bunu. Karşınızdaki anlamasını istediğiniz
kişinin akademisyen veya entelektüel bir kişilik olması da sizi anlamamasına
engel olmaz. Yani ne anlatan olarak siz, ne de algılayamayan taraf olan
muhatabınızın bilgisizliği veya cahilliği değildir anlamamak veya
anlaşılamamak. Anlamak için konuya ilgi duymak, dahası olaya, insana ama
aslında kişinin kendisine saygı duyması o sebeple fikir oluşturması için
öğrenme çabasını göstermesi gerekir.
Bizim toplumumuz gibi gelişmemiş toplumlarda Konuya ilgi duymak,
toplumsal olaylarda ilgilenmenin tetiklenmesi, toplumun birbirini etkilemesi
ile olur. Sürü güdüsü devreye girdimi. Olayı yaratan haberin içeriğine
bakılmaz. Sadece şablon ve manşetler konuşur.
Bunu şöyle açıklayabiliriz. Dikkat ederseniz, bazı güncel olmayan tema
işlenen “Yazısız” bir karikatürün
altına, duruma göre bazen küçük bir ibare, bazen pehlivan tefrikası uzunluğunda
anlatım ekleseler de yine izleyiciye ulaşma oranı istenilen sayıya ulaşamaz.
Toplumu ilgilendiren güncel temalar işlendiğinde ise karikatüre yazılı anlatım
yapmaya gerek yoktur.
Oysa gelişmiş toplumlarda birey, kendi haklarını bilecek olgunluğa
erişmiş ve ne istediğini bilen biridir. Siyasi erk tercihini ona göre yapar,
siyasileri yönlendirir. Yani siyasiler
tarafından kullanılmaz. Siyasileri de kendisinin efendisi durumuna koyup
karşılarında büzülmez.
Bu durumda toplumda eğitim eşitliği olması gerekir birbirlerini
anlamaları için. Bu da Toplumdaki yaşam paylaşımında, bazen sosyal statüde eşitlik
veya en asgari düzeyde iletişimin bile bir birine yakın olması ile mümkün
olur. Bizim toplumumuz gibi bir birinden kopuk, sosyal düzeyde uçurum düzeyinde boşluklar yaratılan toplumlar, bırakın iletişimi her zaman patlamaya hazır bomba gibidirler. Bir diğeri de değer yargılarının,
topluma yararlı kavramının Pragmatik düşünce, Bu Konuda Amerikan Toplumu örnek
alınmalıdır. Sosyal konumları ne olursa olsun, ( "Her şey Amerika içindir." Görüşü gibi, vatansever duyguları ateşleyerek kullanılan birleştirme hipnozu. Ki, çoğu zaman mahalle baskısıyla, bizde olduğu gibi kim daha milliyetçidir yarışına girilir ve asıl sorunlar unutturulur. . Bir nevi duygu sömürüsü. Düşünce yetisini yitirmiş bireylerin çoğunlukta olduğu ve toplum hafızasının olmadığı ülkelerde çok kullanılır. )
homojen bir şekilde dağılmış olması gerekir.
Şayet sizin belleğinize girmiş olan bilgiler yüzeysel kavramlardan
oluşan bilgiler ise, slogan haline gelmiş fakat üzerinde düşünüp te
sentezlemediğiniz ham ve emanet birlilere sahip olabilirsiniz. Mesela koşulsuz
uzlaşma, toleransı geniş tutma, bulaşmama gibi slogan haline gelen ve
ateşlenmeye hazır duyguların tansiyonunu düşürmek için kullanılan, terbiye
metodudur.
Misal olarak, 1980 darbesi sonrası
Türk toplumunun taret musluğundan sonraki en büyük buluşu olan vatandaşa ümmet
ve asker itaatkarlığını aşılama
projesi. Ne acıdır ki, Türk gençlerine
ve uzunca bir dönem her doğan Türk çocuğuna uygulanan ve toplumun %80 de kabul
gören, uslu, itaatkar vatandaş
tiplemesinin örnek kişilik olarak benimsenmesidir. Bu durum, çocukların
kişiliklerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.
Bu tip algılama ve davranış (Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar
verememe durumu, felsefe, durum değerlendirmesi yapamama gibi..) bozukluklarını
seksen sonrası yetişen gençlerde görüldüğü şehir efsanesi halini almış olsa
da.. Ben, sebebinin eğitim ve sanayi deneyiminin insana kattığı oto kontrol ve
toplumsal uzlaşma, (Duygusal olmayan) gerekçeli dayanışmanın gelenek halinin
almadığı Toplumlarda bu tip "Robotik davranışlar" ve
kişilikli olmayan toplumsal dürtülerimiz olduğuna yaşım boyunca şahit
oldum. Birey tek tip değildir, fikir
ayrı olup ta, davranış aynı olamaz. Uyum ayrı bir şeydir, algılama ve
değerlendirme ayrı bir şey. İnsanlara eşit davranmak tabi ki elzemdir. Her
birey, din dil, ırk ve toplumsal statüsü ne olursa olsun, insan olduğu için,
insanlara mahsus olan saygıyı hak
eder. Bu hoşgörü değil, temel bir haktır. Tıpkı bizim
anayasamızdaki kıyafet, Tekke ve zaviyeler, kanunlarına atıfta bulunan metin gibi, toplumsal uzlaşma
sonucu elde edilen bir haktır. Aksi bir durum da, toplum düzenini bozan
hareket, tavır, giyim, kuşam ve sözlü ve
fiili dayatmalara gösterilecek müsamaha, sınırının belirlenmesi kişiyle ilgili hoşgörü ye tabi bir davranış
silsilesi değildir, yasalarla ilgilidir. Ebeveynlerinin, seksen öncesi
kavgaların yılgınları olarak, çare olarak gördükleri “Etliğe sütlüye
karışmama durumu” ve bu konuda oluşturulan, toplumun sessiz
ittifakı sebebiyledir ki, Bu güne kadar tepkisiz bir gençlikle toplumun
dinamizmi yok edilmiş bir Türkiye vardı.
Toplum olarak bir şeyi unutmuştuk, Hayatın kendisi zaten bir savaş alanıdır, acımasızdır. Vahşi hayatta ayakta kalabilecek gücün varsa yaşarsın. Beşeri hayatta ise aklın kadar, aklın oranında yaşayabilirsin. Akıllı toplumların yaşam
düzeyinin bilindiği bir dünyada bu
durumdan bahsetmek zül gelse de.. Maalesef durum böyledir, Şu bir gerçek.. Hayat bir savaştır ve savaştan kaçan hiçbir
toplumun yaşaması mümkün olmamıştır şimdiye kadar. (Savaş kelimesi burada mücadele anlamındadır.
) Kör dövüşü mücadele değildir. Mücadele akılla yapılırsa başarılıdır. Korkup
bulaşmamak kabuğuna çekilip beklemek te bir mücadele şeklidir belki ama kaybetmeye
mahkûm bir mücadele şekli.
Şimdi muhatabım, yani beni anlamasını istediğim tarafa benim konuya
nasıl baktığım hakkında bir fikir verdim sanıyorum. Yani Demokrasinin gereği
hoşgörünün de sınırlı olması gerekliliği yönündeki düşünme egzersizleri
için, algılayan tarafta bazı hisler
uyandırabileceğimi sanıyorum.
Ne düşündüğümü ve neden (“kara
sevda” böyle bir şey olsa gerek.)
ibaresini o görünüşte masum duran resmi ifade etmek için kullandığımı
açıklayayım.
Buna benim hoşgörü göstermem isteniyorsa ret ediyorum. Kanunlarımıza ve
Atatürk ilkelerine bağlı bir Laik cumhuriyet çocuğu olarak ret ediyorum. Benim
hoşgörü sınırlarını aşan bir durumu, cumhuriyetimize karşı başkaldıran bu
durumu lanetliyorum. Diyebilen toplumumuzun üçte ikilik gibi büyük bir bölümü iradesiyle durduracaktır bu tehlikeyi. Müslüman geleneklerine
göre yaşayan ve bembeyaz başörtüsüyle her zaman saygı duyduğum, anneler durduracaktır bu çarpık gidişatı.. Ak sakallı inancını içinde yaşayan nur yüzlü ihtiyarlardır, bu çarpık din anlayışının yanlış olduğunu anlatacak olanlar. Bu kara vicdanlı din simsarlarını icadı olan, karanlık
yaşamlara, kadını kara çarşafa sokan zihniyete dur diyecek iradeyi gösterecek olan halkın ta kendisidir..
Dünyevi konuların halli için yasalarımızı göz ardı edip, "Ulemaya
soralım." diyebilen cılız beyinlerinin kısıtlı olanaklarıyla yaşama tutunan, ana dilini ile eksik konuşan çapsız bir politikacıların yeni dünyada işi olmamalı. Anayasasında, “Devletin İdari
şekli Laik Cumhuriyettir.” Yazan bir ülkede Siyasetin baş aktörlerinden
olmasına karşıyım. Okulların, sistematik bir şekilde “İmam Hatip” okuluna dönüştürülmesine şiddetle karşı çıkan
bir muhalefet partisi görmüyorsanız. O konuda sizi temsil edenlerin aralarında
uzlaştıkları izlenim edinmeniz normaldir. Tüm marifeti Mevta yıkamak ve pamuk
tıkamaktan ibaret olan imamların asil görevlerine dönme vakti gelmiştir. Siyasette İmamlar darbesi yaşıyoruz. Evet bu Cumhuriyeti İmamlar cumhuriyetine çevirmelerine hayır demek hepimizin demokratik
hakkıdır. Yüksek sesle haykırmalı ve bu uygulama kaldırılıncaya kadar, her
türlü yaptırımı yasalar çerçevesinde uygulamalıyız. Anti demokratik seçim yasaları ve çeşitli kata kulle marifetiyle yapılan tüm seçimler. Gece yarısı hırsızları gibi, "Oldu bitti." Baskın metoduyla halkımızın en temel hakkı olan bireyin kendini ifade etme özgürlüğü hiçe sayılarak çıkarılan kanunlar yasal değildir. Ayrıca parlamentonun üyelerinin bu davranışı da demokratik bir
davranış değildir. Zaten şu an rejimin adı da demokrasi değil, “İleri
Demokrasidir.” Hiç bir demokratik ülke kendi varlığını yok edecek, bu boyuttaki bir
irtica tehlikesini içinde bu kadar yıl barındıramaz. Yasalarını uygulanması
durumunda siyasetin merkezi yerine ömrünü parmaklıklar arasında geçirmesi
gereken bu günün siyasilerinin, benim kaderimi, geleceğime baskı rejimiyle ipotek koymasına,
bir düşmanın yurdumu işgal edebilme olasılığına karşı olduğum gibi
karşıyım. Kara eller gibi sinsice
toplumun içine sızan, kara bir bulut gibi ışığımızı karartan, kara çarşaf
kadar kapalı ve gizli fikirlere hep karşıydım ve her zaman karşı olacağım. İnsan onuruna yakışmayan biat kültürü bireyin yaşam tarzı değildir. Karartılmış yaşam. Bireyin kendi tercihi olsa da toplumdan uzak tutulmalıdır. Bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet eder çünkü. Yani modern toplumda bireyin yaşam tarzı Laik Demokratik bir rejimle yaşamayı tercih eden topluma dayatılmamalıdır.
Bir düşüncenin, çağımıza uymayan bir düşüncenin topluma demokrasi adına dayatılması rejimimiz için büyük bir tehlikedir. Ayrıca bu durum, şu anda yürürlükte olan kanunlarımıza da aykırıdır. Böyle bir durumdan oy çıkarma hesapları yapan, Başta Ama muhalefet partisinin bu duruma karşı çıkması olasılığı olamaz.
Diyebilirsiniz ki, o kanunu kaldırabilirler. Evet, yapabilirler ama o takdirde benimle yaptıkları (Laiklik ilkesine inanan toplumun büyük bir kısmı) toplumsal uzlaşmamı da ihlal etmiş olurlar ki, ihlal önce kanunlar nezdinde cezalandırılır. Aksi bir durum, toplumu karşı karşıya getirir. Bunun adı savaştır.
Toplumsal anlaşmanın ihlal edildiği bir yerde hukuksuzluk vardır. O zaman halkın zor rejim için, kullanmasına nasıl engel olabilecekler. Toplumsal kargaşa başlar. Tüm kaoslar böyle başlamaz mı?
İrticanın yaşam tarzı ve kara çarşaf! Kara düşüncesinin simgesidir.
Bağnazlığın çektiği haddir. Demokrasi literatüründe tarz olarak değil,
başkaldırı olarak kaydedilmiştir. Tabi
bir bireyin Yaşam tarzı başka bir bireye uymak zorunda değildir ama topluma
uyması arzu edilir. Toplumsal uzlaşmam olan kanunlarımıza uymak zorunda
olduğunda ısrarcı olmaya devam edeceğim. Laik Türkiye cumhuriyetinde böyle bir
çevreye de, böyle bir yaşam tarzına da karşıyım.
Demokrasi lafını ağzından düşürmeyen iki kesim var bu gün ülkemizde.
Biri yurt dışı da dâhil olmak üzere, terör destekçileri, diğeri iktidar ve
yandaşları… İkisi de demokrasinin adını
kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kitlelerdir. Çünkü her iki kesimde
yasalarımızı hiçe sayan davranışlarıyla gaflet içindeler. İşlerine geldiğinde,
savundukları liberal demokrasinin dünya yüzeyinde uygulandığı örnek bir ülke
yoktur. Tamamen teoriye dayalı bir düşüncedir. Muhtemeldir ki insan neslinin
gelişimine göre ilerde denenecek toplumun başvuracağı rejimlerden biri
olacaktır belki. Bu günün Türkiye’sinde, Halkın %60-70 inin düşünebilme
kapasitesinin kısıtlı olduğu yurdumuzda böyle bir rejimin hayalinin bile
kurulabilmesi lükstür. Yasaları hiçe sayan parlamenterlerin çoğunlukta olduğu
bir ülkede ne kadar demokrat olunursa. O kadar olabiliyoruz maalesef. Amaç,
Cumhuriyetimizin 90 yılda elde ettiği kazanımları korumak olmalıdır. Onun üzerine
demokrasiyi evrensel düzeyde inşa edebilmek olmalıdır asıl hedef.
Demokrasi bileşik kaplar gibidir, içerindeki mayi akışkan olmalıdır,
akışkanlığıyla her kesime eşit bir şekilde dağılır. Fakat bir toplumun bileşik
kaplardaki mayi gibi akışkan olamayacağı deneyimini yaşayan antik çağ
toplumları, akışkanlığı sağlamak için bir yol buldular. Bu gün herkes
tarafından bilinen ve adına anayasa dediğimiz, toplumsal uzlaşmamızın
maddelerle belirtildiği bir milli mutabakat metni hazırlanmıştır. Uymamız
gereken kanunlarımız bu anayasamıza göre şekil alır. Günün koşullarına ve
ihtiyaca göre zaman zaman yasama tarafından yenilenir veya tamamen
değiştirilir. İşte o bileşik kaptaki
maddeyi akışkan yapan da bu kanunlardır. Hoşgörüyle o mayi akışkan olmaz ve
sana bana ulaşmaz. Hoşgörü de
yasalarımıza karşı olmayan ve toplumsal yaşamımızda travma yaratmayacak şeyler
için gösterilir ama onunda bir sınırı vardır.
Rejim endişesi yaşayan halkımızın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, yüreklerinde gizledikleri .. Özlemle söylemek isteyip te, söyleyemedikleri ise.
"-Ben Laik cumhuriyetten yana ve Atatürk ilkelerinden yana tavrımı koymuşum ve bu tavrım yasaldır. Bayrağım yasal, Milli marşım yasal, kimsenin yasal ve beşer hakkına tecavüz etmem ve etmeyi düşünmeyen bir birey olarak, bana hoşgörü gösterilmesini değil, yasaların bana vermiş olduğu haklarıma saygı duymanız yeterlidir benim için. Ben, yaşam tarzım ve hümanist düşüncemle, Kemal Atatürk'ün, T. B. M. Meclisinde ilan ettiği Laik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum. Benim kutsalım olan Laik cumhuriyetime dokunulmasını istemediğim için.. Kara çarşaf gibi çağ dışı kalmış ve ancak bir insanın içselinde yaşaması gereken inanç özgürlüğünü, "Toplum bunu istiyor." Diye dayatılmasına karşı duracağım. Bunu yaparken gücüne inandığım adaletin tesisinde yol gösterici olan, hukuk kuralları dışına çıkmayacağım. Siyasi güçlerin, amaca ulaşmak için despotluğa baş vurup had safhada uygulaması ancak. aşağılık denilen sınıfın yapabileceği bir davranışlar silsilesidir. İktidar olabilmek ve iktidarda kalabilmek için, her türlü hile ve desiseye başvuran erki, bir an önce adaletin tesis edilmesi için adil olmaya davet ediyorum. Aksi takdirde kendi halinde hoşgörülü her bireyden bir canavar yaratılması mümkündür. Çünkü her bireyin tahammül ve hoşgörü sınırı vardır.
ckd
ckd
Cemal K. Demir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder