CEBİMDEKİ DOSTLARIM
Dost olabilmek insanca bir şeydir. Dost olabilmek için önce insan olmak gerekir. Dostluğun diğer bir adı insanlıktır. Güven dosta duyulur. İnsanlık ruhu taşıyan insandan şüphe duymaz insan. Çünkü içindeki bir ses ona güven duymasını söyler. Dostlukta öyle başlar zaten, içten gelen bir sese kulak verirse insan. Kanı kaynadığını hisseder bu yeni tanıdığı kişiyle uyuştuğunu anlamındadır.
Sebep aranmaz dostlukta sevmek için, sebepsiz yere sevilir. Sebepsiz yere aranır, sebepsiz yere birazda destursuz, en mahrem sorular sorulur. Samimi, yalın cevaplar alınır. Bazen karşılıklı susarak uzunca bir zaman sessizliğe gömüldüğüne anlatılır en derin mevzular. O sessizlikte çözülür yaşamın beş bilinmeyenli denklemi.
Dostluk, zevklerin ve düşüncelerin uyuşması mıdır sadece.. Hayır.. Acıya birlikte kalkan olmak. Kendisinden istenmeden sorumluluk hissedip, gönüllü bedel ödemektir dostluk. Gerektiğinde ölebilmektir dost için. Sıkıyönetimin olduğu bir şehirde ve sokağa çıkma yasağında, kaybettiği dostunu aramaktır mesela.. Kendisini uyaran askere, polise Has- tir’i çekebilmektir dostluk. Dostun gözleri kırık bir cam gibi matlaştığında, krizin geldiğini anlayabilmektir. Dost övülüp göklere çıkarıldığında değil, yerin dibine batırıldığında yanında durabilmektir. Gecenin en kör saatinde, kapına geldiğinde, belki de bir suç işlediğinde, ona kapını ve yüreğini açabilmektir dostluk. Onun muhtaç olduğu anda yanında olmaktır. Dostun acilini öne almaktır. Dosttur o kişi ki, Ben ve sen değil, biz diyebilmeli. Dostu için kendinden vazgeçebilmeli İşte o kişiye dost denmeli…
Paylaşmaktır dostluk, Neşeyi, sevinci, acıyı sevgiyi paylaşmak. Üleşmek değil. Eşitçe değil. Çoğunu dostuna bırakarak paylaşmak.
Böyle dostluklar için uzun yıllar gerektiğini sanmayın. Bir anda oluverir her şey. Bir anlık ortak bir deneyimde iyi kumaş kendini gösterir misali, kanınız ısınıverir. Onu ve dostluğunuzu hep ararsınız. Ayrı düşseniz, uzun müddet aramasanız da bir birinizi dostluğunuz hiç bitmez. Bitmeyen, eskimeyen bir şarkıdır dostluk. Ne zaman, hangi ortamda olursa olsun, ilk karşılaştığınızda sitem etmeden. Neden aradın, aramadın demeden başlar yine o sıcak duyguların harını bir türlü söndüremediği dostluk. Dostluklar niye unutulmaz? Sorusunun tek cevabı bir de bu dostluğun bozulmadan saklandığı arınık ortam gelir akla. Bozulanın dostluk olmadığı bozulmasıyla anlaşılır. Çünkü dostluk bozulmadığında dostluk adını alır. Korunduğu yere gelince, sonsuza dek koruyabilecek tek yerde, yürek cebinde korunur böyle dostluklar hep. Uzun yıllar görüşmeseniz de o dostluğu yıllarca cepte taşırsınız. Kaybettiğinizde dostunuzu, yani onun büyük göçünde, bir garip olur, yalnızlaşırsınız. Kendinizin bile anlam veremediği duygusallığı yaşarsınız. Hiç gelmeyeceğini bildiğiniz halde, mendil taşımayı unuttuğunuz cebinizi ömür boyu bir dostunuza ayırırsınız. O nu ömrünüz boyunca göğsünüzde yürek cebinizde taşırsınız. Aklınızın bir köşesinde kışlamış yaşanmışlıklar. Bir resmigeçit disiplininde gözünüzün önünden sırasıyla bir film şeridi gibi, kayar gider. Ara sıra yalnız kalıp o resmigeçidi bir daha seyretmek için bahaneler uydurursunuz. Filmi seyrettiğinizde, gözlerinizin nemini başkalarının görmemesi, sesinizin titrediğini kimsenin duymaması için uydurulan beyaz yalanlar yaşamınızın bir parçası olur. Sizin bildiğinizi, sizin yaşadığınızı sizden başka kimsenin bilmediğini, hiçbir âdemin yaşamadığını düşünür, siz bilir misiniz ki, benim ne hissettiğimi diye söze başlamayı adet haline getirirsiniz. Ya da içinizden onun gözlerini kapadığı anı tahayyül eder ama sanki o an yanındaymışsınız gibi anlatırsınız. Dedim ya bir garip olmuşsunuzdur artık, garip davranışlarınız yadırganmaz olana kadar gider bu durum. Sonrasında da siz tarih olursunuz ve şanslıysanız girersiniz dostlarınızın yürek cebine.
cemal k. demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder