Babalar ve kızlar. Bir birlerine olan manevi bağlılığın yaratmış olduğu enerji o kadar güçlü ki, Ayrı ayrı muhteşem güçlü irade , birleştiklerinde yenilmez bir armada olur.
Kitaplar dolusu baba kız ilişkisini anlatan doküman varken, sen niye
baba ile kızın arasına burnunu sokuyorsun diyebilirsiniz. Öyle demekte haklı da
olabilirsiniz. Ama isterseniz, önce
benim baba kız hikâyemi bir dinleyin ve sonra karar verin.
Baba-kız arasında klasikleşmiş bilinenler ise, bu ikili arasındaki bağın
doğum anında başlamasıdır. Doğumdan
hemen sonra bebeği kucağına alan babada kendisine ait olan evladı, koruma içgüdüsünün
harekete geçmesiyle oluşan bu kuvvetli bağ, karşılıksız sevginin en belirgin
örneğidir. Babanın yaşamında kendisinden
daha önemli olan biri vardır artık. Bundan sonra, hayatındaki önceliği odur.
İki çift göz öyle etkiler ki bir birini.. Birleşip, tek can olurlar.
Bu baba kız arasındaki bağ öyle kuvvetlidir ve öyle saygın arı bir
aşktır ki; Bu sevginin kırılabilmesine imkân yoktur.
GÖZLER DOĞRU SÖYLER.
Bana babamdan kalan en güzel öğretilerden biri, konuşurken veya ilk
tanışmamızda muhatabın gözlerine bakmak,
sendeki samimiyeti ve sevgiyi ona hissettirmek. Onun göz bebeklerinde de
aynı samimiyet ve sevginin olup olmadığını görmek, görebilmek olmuştur. Bu Bilge adama göre insanlar bir birleri ile
diyalog halindeyken, farkında olmadan yada bilerek birçok gereksiz laf ederler. Yanıltıcı söz söylerler. Ama göz bebeklerinde
tek bir yalana ve lüzumsuz ifadeye rastlayamazsınız. Ya da ilgisini çektiğiniz
bir konuda göz kapaklarında düşme olmaz. Büyüklerimiz bu durumu izah için
kestirmeden “Gözler yalan söylemez.” Demişlerdir. O sebepledir ki, ben
konuştuğum insanlardan gözünü saklayanlar olduğunda hep şüpheli sınıfına
alırım.
Sevgili okuldaşım ve
dostluklarını her zaman yüreğimde hissettiğim, Münir ile sevgili eşi Selva’nın daveti üzerine,
eşimle birlikte Cennet yeşili Marmaris’e
gittik. Küçük kızları Dide’nin gittiğimiz hafta sonu düğünü olduğunu öğrendiğimizde yola koyulmuştuk bile. Tabi ki,
bu durum bizi ziyadesiyle memnun etti. Her zaman olduğu gibi, onca iş arasında
olmasına rağmen, ailenin oradaki
pansiyonundaki sıcak karşılanıp, ağırlanmamız muhteşemdi.
Düğün arifesi, tüm hazırlıkların tekrar gözden geçirildiği son fırsattır
hep. Sevgili Didede o sebeple, babası
ile hazırlıklar hakkında konuşmak için gelmişti. Babasının yanına. Ben de ilk defa orada gördüm gelin olacak
kızımızı. Bu yazıyı yazmama sebep olan da
işte o baba-kız konuşmasına şahit olmamdır.
Ben bu konuşma da karşılıklı olarak söylenen sözlerden ziyade, bir konu üzerine gerektiğinde eğilen iki çift
gözün mutabakat sağlamadaki hünerini anlatmak istiyorum sizlere. Baba kız arasındaki bağın ne kadar güçlü
olduğunu. Ayrıca, baba otoritesinin tutucu yaptırımlarla değil, sevgi ve
güvenle daha etkili olduğuna da bu gözlerin muhabbetinde ben de ilk defa şahit
oluyordum.
Dide gözlerinden zekâ fışkıran genç bir kadın, bilindiği gibi, akıl belli
ki otoriteyi kabul etmiyor. Baba’yı
tanıyanlar bilir 70’ine merdiven dayadı demeye bin şahit gereken cinsten,
dinamik.. Devamlı yeni fikirler üreten
bir hiperaktif. Örf ve adetlerimize
bağlı, biraz kuralcı. Titiz mi titiz.
Titizliği sebebiyle düğüne gelecek davetlileri dengeli bir şekilde
oturma düzeni içerisine almak istiyor. Düğünün
asıl sahibi ve karar merci olması gereken gençler, bir karar almışlar, ama yok
mu şu gelenekler, örf ve adetler? Gençler, düğün için kendilerine tahsis edilen
bahçede bir arada olup coşkuyu arttırmak
için, son günlerin modası olan “Şat” dağıtımı yapılacak bir platform ayırmışlar,
Baba ise ısrarcı. Gelecek misafirlerin listesi elinde, o ayrılan “Şat” Platformundan yer istiyor.
Dide, babasına saygılı. Ama ısrarından vazgeçmiyor, gerekçesi de düğünün
eğlenceli olması için “Şat” olayın, olmazsa olmazı ve arkadaşlarına söz vermiş
olması. Temel kural, “Düğün dernek, adına
kurulanındır.” ilkesiyle, Dide’ye hak vermeme rağmen, tek kelime etmeden baba –
kızın uzayıp giden karşılıklı tezlerini dinliyorum. Karım da yanımda bu ik,i bir birine karakter
olarak ta çok benzeyen beyin fırtınasını takip ediyoruz.
Nihayet.. Duruma dayanamayan gözler devreye giriyor.. Öyle kısa ve manalı bir bakış ki; Belki mantık
dışı. Ama baba yüreğin sesini duyurduğu belli. Dünyanın en gelişmiş kamerasıyla
o saliselik anı yakalamanız mümkün olabilir mi bilmiyorum. Ama ben o babadan o anını yakaladım. Tartışma
boyutuna gelen konuşmada kızına kıyamayan bir yüreğin mantığa karşı isyanıydı.. O sulh damgasını vuran babanın şefkatli bir bakışıydı.
Kesinlikle otoritesinden taviz vermeden.
Diliyle söylemeden.
Yüreğiyle kızına seslenen bir babanın bakışıydı..
Ancak bu kadar güzel bir onay yakışırdı konuşmanın finaline.. Mantık söylemese de, yürekten onay gerekirdi,
uzayıp giden lüzumsuz tartışmaları bitirmek için.
Sevgili kızına göz bebekleriyle bir demet çiçek sunmuştu, yüreğindeki tahtta oturan babası.
Bu bakışı çok iyi tanırdı Dide.. Nasıl tanımasın. Onun gözlerinin içinde büyümüştü. Babasının onay verdiğini onun göz bebeklerinde görmeye aşinaydı. Evet tahmin ettiği gibi, “Olur’u” Almıştı. Onay alınmıştı.
Bu bakışı çok iyi tanırdı Dide.. Nasıl tanımasın. Onun gözlerinin içinde büyümüştü. Babasının onay verdiğini onun göz bebeklerinde görmeye aşinaydı. Evet tahmin ettiği gibi, “Olur’u” Almıştı. Onay alınmıştı.
O an gözlerimi Dide’ye çevirdim. Onun da parlayan göz bebekleri , “Ben
babamı bilirim.” Der gibiydi. Evet, o gözler babalarını kendisinden iyi tanıyan
gözlerdi. Kendisinden ve babasından öyle emindi ki, hiçbir şey olmamış, konuşma
hiç olmamış gibi kalktı. Diğer
koşuşturmalara yetişebilmesi için gitmesi
gerekti.
Bu kısacık bir bakışla bu meselenin nasıl çözüldüğüne şaşırmayın. O kısacık bakışın içinde kocaman bir yaşam. Ve o yaşamın içinde, bir o kadar büyük sevgi ,
çok çok büyük güven olmasa o bakışın
gücü bu kadar etkili olabilir miydi sizce..
Bizde biraz sonra oradan kalktık. Eşim, oturma düzeni şimdi nasıl
olacak, diye sordu. Ben henüz cevap vermeden, -Ama keşke Dide’nin dediği gibi
olsaydı. Misafirlere nasıl olsa oturtulacak yer bulunurdu. Diyerek devam etti konuşmasına.
-Konu halloldu dedim. Önce ne söylediğimi anlamadı sandım. Tekrarladım..
-Konu hallolmuştur dedim.
-Nasıl olur, ben de oradaydım. Hiçbir şey hallolmadı diye çıkış yapınca.
-Konu halloldu diye ısrar ettim. Baba gözleriyle verdi onayı, bu onayı alan ve kabul eden de babasını çok iyi tanıyan Dide’ydi. Böyle çok ince dozajlı anlaşmalar sadece baba-kız arasında olur. Dışardan bakanların, bunu anlamasına imkân ve ihtimal yoktur.
-Konu halloldu dedim. Önce ne söylediğimi anlamadı sandım. Tekrarladım..
-Konu hallolmuştur dedim.
-Nasıl olur, ben de oradaydım. Hiçbir şey hallolmadı diye çıkış yapınca.
-Konu halloldu diye ısrar ettim. Baba gözleriyle verdi onayı, bu onayı alan ve kabul eden de babasını çok iyi tanıyan Dide’ydi. Böyle çok ince dozajlı anlaşmalar sadece baba-kız arasında olur. Dışardan bakanların, bunu anlamasına imkân ve ihtimal yoktur.
Düğüne gittiğimizde karım düzenin Dide’nin istediği gibi olduğunu
görünce çok sevindi. A bu nasıl oldu, bir mucize midir diye hayret nidaları
atmadı. Çünkü kesin tüyoyu almıştı.
Benim bu ince mutabakatı anlama yeteneğime gelince. Tanrı olaya bir şahit
istediğinde, birine kalp gözüyle bakmasını öğretirmiş. Demek tanrı, bu olayda “Tanrının şahidi”
görevini bendeniz kuluna vermek istemişti.
O halde.. Tanrının isteğini geri çevirmek, kimin haddine.
Cemal k. demir
NOT: Bu Yazımı sevgili Çınar Şen’e ithaf ediyorum.
Sevgili Çınar, Bu hikaye
Annen ve dedenin hikayesi, bu satırları okuduğunda dünya biraz daha değişmiş
olacak. O sebeple yazıdaki ifadeleri garipseyebilirsin. Fakat unutmamalısın ki,
ben bu satırları kaleme alırken sen, henüz
dünyaya gözlerini açmamıştın.
ckd
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder