KABAK KEMANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KABAK KEMANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2014 Pazartesi

KABAK KEMANE


Halk dilinde Susak  denilen su kabağının (Latince ismi, Lagenaria siceraria)müzik enstrümanı mertebesine ermesiyle ortaya çıkan perdesiz bir halk sazıdır kabak kemane.
2013 yılı Ocak ayından bu yana cebelleştiğim bu çalgıya yeni alışmaya başladım.
Önceleri hafif dokunuşlarla birbirimiz yokladık.
İnsan ırkına has asaletimden olsa gerek, ben onu incitmeden nasıl tutarım diye düşünürken.. 
O her fırsatta parmaklarımın arasından kaçıp kurtulmaya çalışan, bir leopar gibi vahşice direndi. Benim için yabaniydi dokunuşlarımı bütün gücüyle öteledi.
Elimden kaymasını önlemek için yaptığım her hamleyi savuşturdu uzun bir müddet ehlileşemedi. 
Siz ona saz dendiğine bakmayın..
Evet literatürde adı, yaylı bir saz olarak geçer, doğrudur. Hatta seceresi, yani soyu sopu bellidir. Aslen kökeni orta asya olduğu söylense de.. Kabağa ve keman telini takan, Burdur Teke yöresidir. O da sipsi gibi bir yörük sazıdır. Öğrenilmesi kolay bir müzik enstrümanı olduğu söylenirse de siz inanmayın. 
Ona aşina olanlarca öyle olabilir.
Ehil olmayan ellerde yabani bir kısrak gibi huysuzlanıp atar sizi üzerinden.
Elimden kaçmasın diye ince belini sıkıca kavrayan parmaklarım, bir süre sonra işlevini yerine getiremez hale gelecek kadar incindi, uzun süre tedavi gördüm. Sol el baş parmağımın kas spazmı geçirmesine sebep olan haspayı olması gerektiğinden daha sıkı tutmammış, beni cezalandırmasına sebep. 
İstediği ise ona saygı duymam, ince belini okşar gibi kavramammış.
Onu her elime alışımdan sonra  Parmağımın  saatlerce ağrıması az kalsın beni sesine aşık olduğum bu yabaniden soğutuyordu ki; Yaz tatili araya girdi. Üç aylık bir dinlenme dönemi sonrasında tedavisine devam ettiğim parmağımın da iyileşmesi beni cesaretlendirdi. Tekrar ret edilme ihtimalimi göze alıp yine kur yapmaya başladım bu sazla..
Müzik enstrümanlarına karşı yeteneksizliğim ispatlanmışken, ona olan sevgim ağır basmıştı. Bir kez daha denemeye değerdi.
Son birkaç haftadır ürkerek de olsa başladığım flörtümle aramız düzelme yolunda hızla ilerliyor. Bunun ilk belirtilerini, bu huysuz sazı elime aldığım zaman, eskisi gibi elimden kayıp kaçmamasıyla anladım. Peki ne olmuştu da bu kendisine yakınlaşan on kişiden ancak bir- ikisine katlanabilen bu nazenin bana direnmekten vazgeçmişti.

Bunu anlamakta pek zor olmadı. Aslında biz acemi aşıkları bu sazla ilk  tanıştıran, onun huyunu suyunu bize anlatan, yanlış davranışlarımızda bizi ikaz edip, ona nasıl davranmamız gerektiğini üşenmeden devamlı tekrarlayan genç hocamız Mehmet Şimşek'in marifetiyle oldu bu yakınlaşma..  
Sihirli cümlesi, hep eksersiz çalışmalarımızı çok yavaş yapmamız, zamanla el oturduğunda hızlanabileceğimizdi.. Buna rağmen bizler sabırsız.., Her acemi aşığın yaptığı hatayı tekrarlamaktan usanmadık ve hocamızın ısrarlarına rağmen acelecilikte ısrarlı davranmaya devam ettik. Kısaca bu tazenin bize karşı olası iyi olabilecek hislerin aceleciliğimiz yüzünden köreldiğini anlamamız bir yıl sürdü. Hocamız iyi bir eğitmen, pedagoji eğitimini aldı mı bilmiyorum fakat, doğuştan pedagojik   bir yeteneği olduğu belli. Çünkü bize sadece işin teknik kısmını öğretmiyor, her birimizin kavrayış biçimine göre hiç yılmadan bu saza nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatıyor. Dahası, onunla bütünleşebilmek için hangi duygulara sahip olmamız gerektiğini anlatıyor.
Bu arada saza da bizim acemi fakat kötü çocuklar olmadığımızı söylemiş olmalı ki, sazla aramız fazla açılmadan ve karşılıklı özveriyle güzel bir alışma evresini geçirmiş olduk. Hocanın ara buluculuktaki becerisi olmasa  yakınlaşmanın bu kadar çabuk oluşacağını sanmıyorum. Ben kendi adıma bu satırlarla, iki teşekkür borcumu yerine getirmek istiyorum. İlk Teşekkürüm Kabak Kemane Hocamız Mehmet Şimşek'e.. Bize gösterdiği sabır için her zaman müteşekkir kalacağımı bilmenizi isterim.

İkinci teşekkürümde bu sazla tanıştığım yer, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin “İSMEK” adı altında geliştirdiği sosyal bir proje olan, meslek edindirme kurslarının verildiği mekanda çalışanlaradır.

Susak bir gövde, 40-50 santimlik bir sap, at kılı bir yay ve 4 telden ibaret olan ve memeli canlılar gibi yürek taşıyan bu kibirli aleti tanıdığım yerle ilgili bilgi vermem gerekirse.. Kadıköy Belediye karşısında bulunan,  4 kattan ibaret olan ve her katından, seslerin bir birine karıştığı nağmeler yükselen bir bina diyebilirim.
Kursiyerlerimize gelince geçen yıldan bu yıla devredenlerin sayısı benimle beraber,  8-10 kişi. Kurs yılı başlangıcı 20 olan öğrenci sayısı ilk altı haftada yarıya inmiş durumda. İkinci dönemle birlikte vereceğimiz fireyle bu sayı 5-6 kişiye iner sanıyorum. Dedim ya ilgi duyduğumuz bu saz huysuzun biri, utanmadan insan ayırıp, adam kayırıyor. Hocanın da her zaman aynı enerjiyle ara buluculuk yapmasına imkan olmadığı için, bu ayrılıklar kaçınılmaz oluyor. 
Derse gelen arkadaşlarımız arasında sabırsızlık ön planda, hocanın deyişine göre 5 yılda öğrenilecek bir enstrümanı, birkaç ayda yeyip bitirebileceğini sanan cengaverler var aramızda..   Her hafta hiç bir dersi kaçırmayanlar olduğu gibi, arada bir gelemeyenler de var. Misafir kursiyerler, hatta arada acı bir kahve içmeye gelen, kendi kendini davet eden misafirler..  Sınıfımızın atmosferine renk katıyorlar. Dersin 3/4 ünü uyur gibi geçiren Karadenizli Mustafa Bey, ergenliğini  babasının isteğine uyup kabak kemaneye öğrenmeye adayan Nebil, Yine kendi tabiriyle, Havva Hanımın Eşi Adem Bey, Banka emeklisi bir Hanım. Konyalı Mühendis ve Oğlu. Kendine meşgale arayan ve kabak kemanede karar kılan "Ben bey." Ve tabi daha bir kaç hanım kursiyerlerimiz var ama en çok fire verende hanımlar oluyor. Sanırsın mutfakta kaynayan tencerenin altını söndürmeden kursa gelmişler, apar topar koşarak çıkıp gidiyorlar.

Müzik enstrümanı deyince, ilk akla gelene.. Hepinizin düşündüğü şeye geldi sıra.. Bu  ağlayan kabak üzerine bu kadar laf ettikten sonra beklentiniz artıyor gayriihtiyari.. Şöyle muzip bir soru sormak geçiyor içinizden. -Peki iyi güzel de.. Müzikle aranız nasıl? İcraatınız var mı? Haklısınız ama, henüz kabak bize hükmettiği için istediğimiz tonda melodi yakalayamadık. O güzel tınının peşindeyiz, bir gün başaracağımız muhakkak.. Biraz sabrederseniz, bizim Kabak kemane sınıfından, teranesi ayarsız da olsa yakın bir zamanda melodi sesleri yükselecek muhakkak. Ama, onun için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Siz illa ki şu anda hoş bir "seda" duymak istiyorsanız, o da var.. Fakat o seda sizin bizden beklediğiniz ve duymak istediğiniz seda değil. Ama hoş mu..  Evet.."Hoş bir Seda’mız var.. " Bu Seda sınıftan yüksek volümde dışarı taşan avaz değil...   Bizim Seda’mız, daha ziyade görselliğe Kabak kemaneye gönül vermiş sempatik, genç bir hanım, İ.Ü. Sosyoloji öğrencisi ve o da bir an önce ehil olmayanın elinde, acayip sesler çıkaran bu sazı ehlileştirmek isteyenlerden biri..
Şu anda bizim tarafta görebileceğiniz tek Seda bu genç hanım..  Ne yazık ki o da henüz kendisini dinleyeceğiniz kıvama getiremedi bu huysuz müzik aletiyle muhabbetini.. İnanıyorum, bizim sınıfımız acemi ama yeteneksiz değil, muhakkak bir gün başaracağız. Başaracağımıza inanıyoruz. Azimliyiz ve bizim sevdalısı olduğumuz enstrümanla aramızı yapan dostumuz, biz acemilere sabır gösteren müşvik bir hocamız var.  Başaracağız..
Tekrar teşekkürler Mehmet Hoca, bu son satırları yazdığımda yıl 2016 olmuş.. Saz bize biz saza, hoca da bizim neye ihtiyacımız olduğunu anlamış durumda..
 Sazdan acemi de olsa iyi sesler çıkaran arkadaşlarımız var, müzikte matematik mantığı aradığım için, en berbat sesleri çıkaranın kendim olmamdan dolayı hiç bir rahatsızlık duymuyorum. Çünkü biliyorum. Beethoven' unda önceleri hiç değilse beste konusunda çok bocaladığı malumunuzdur. Hocaya bu müjdeyi vermem lazım. Bu dönem büyük bir patlama yapabilirim.


Cemal K. Demir
Ocak 2014