Yalnızlık
bazılarını mutlu ederken bazılarının bunalım geçirmesine bir diğerinin şizofren
olmasına hatta saldırganlaşmasına sebep olan bir virüs gibidir.
I.Tip Yalnızlık, Pozitif yalnızlık:
İnsanın
düşünmesine olanak sağlayan yalnızlık tır. Bu tip yalnızlıkta, Zeki bir insan
düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.
Bu kimseler
yalnızlıklarında düşünce boyutunun doruk noktasına ulaşır, mutlu olurlar. Bu
tipler akıllı olan guruptandır, yalnız olduklarında yaratıcılıklarını ve
kendilerinin bile bilmedikleri yönlerini keşfederler.
Öyle olunca
insanın aklına, F. Nietzsche’nin “Yaratıcılık ve keşif acıda ve yalnızlıkta
saklıdır”. Teorisi geliyor. Bu teoriye göre Tanrı yalnız olduğu için mi
yaratıcıdır demekten alamıyor acaba diye düşünüyor insan. Hepsinin gerçek olduğu fikri ağır basar benim
mantık terazimde çünkü yalnızlık göreceli bir kavramdır. Duygusu da kişinin
sosyal durumuna, ruh haline ve zekâsına
göre değişkendir.
II. Tip Yalnızlık, Snop yalnızlığı:
Bu guruptaki
tipler, normal zekâ statüsüne giren orta zekâdaki insanlardır. Bu
guruptakilerin dertleri, yaşamın hiçbir safhasında yeterli olamamaktır. Hep göz
önünde olmak, beğenilmek isterler. Bazıları bu sebeple, duygusallıklarına
yaslanır hatta sömürüsünü yaparlar bu duygunun çünkü toplumun beğenisini her
zaman hissetmek isterler. Parıltılı günlerinin sona ermesiyle unutulmuşluğu
hazmedemez hezeyanlar yaşarlar. Diğer bir gurupsa toplumun saygısını mesleki
konumları veya maddiyatla kazanacaklarını sananlar gurubudur. Bu guruba başta
kabine üyeleri, yüksek mevkilere gelmiş genel müdürler, CEO eskilerinde görülen
bir yalnızlık tipidir. Bu tiplerde,
makamları olmadığı halde insanlara karşı davranışlarını değiştirmez,
otoriter tutumlarını emekliliklerinde de sürdürürler. Bazen sonradan görme
zenginlerde (si Nobel= SNOP) toplumun üst kademesi tarafından kabul edilmeme
durumunun yarattığı yalnızlık duygusudur. Bu tip yalnızlık duygusu insanda
sonradan gelişen ve aşağılık kompleksinin tetiklediği kontrolden çıkmış bir
üstünlük kompleksi olarak tezahür eder. Toplum arasında bu duygunun abartılı
belirtileri sebebiyle şımarıklık olarak adlandırılan bir duygudur.
III. Tip Yalnızlık, tüm dünyada
"Müslüman yalnızlığı" olarak adlandırılan yalnızlıktır:
Bu tip
yalnızlıkların adına Müslüman yalnızlığı da diyebiliriz. Çocukluk yıllarında yanlış eğitilmekten
kaynaklanmaktadır. Sağlam teorilere dayanmayan öğretileri henüz kavramlarını anlamadan
küçük yaşlardaki zihinlere sokmak, onların kişiliklerini zedelemekten başka bir
işe yaramaz. Otoriteyi kabul etmeyen akıl o yaşlarda yer otorite çentiğini,
boyun eğdirilir dik duran kişiliğe, kişinin özgüveni oluşmadan iğdiş edilmiş
olur böylece. Hangi yaşta olursa olsun, beynimiz iyi kötü ayırt etmeden
depolar. Fakat çocuk yaşlarda iyi veya kötüyü ayırması mümkün değildir.
Deneyimlerle gelişen akıl, düşünmeye fırsat bulup sentezleyememiştir bu
bilgilerin kendisini nerelere götüreceğini düşünemez. Tecrübeyle gelişecek olan
kıstası yapamaz genç dimağı. Bu çocuk bir tarafı eksik ve güvensiz büyümeye mahkûmdur
artık. İnsan akıl-bali olup, kararlarlar almada akıl yönetimi devreye girmeye
başladığında, hisseder bu eksikliğini. Problemle karşılaştığında insanın
içgüdüsel bir dürtüyle, ilk başvuracağı merci beynidir. Her Âdeminin beyni onun
bilgi deposu olduğundan, beyindeki bilgi dağarcığının aklı, yani aklın ürünü
mantığı tatmin edebilecek donanımda olması gerekir ki; İnsan mantığıyla
kendisine, dinimiz diye pompalanan, geleneksel kural ve öğretiler arasında
çelişki yaşamasın. Fakat Gazali döneminden bu yana Müslüman inanışı İslam da
mantığın sorgulaması kaldırılıp ta önce inan, sorgulama. Teorisi devreye
sokulduğundan, daha önce var olan, Dini inanışın felsefesi yapılamaz olmuştur. Gelişmiş
toplumlarda çocuk yaşlarından başlayarak, verilen eğitimin ana bir ilkesi
vardır, o da. Her bilginin teorik bir dayanağı olmasıdır. Hurafelerle vakit
kaybetmeyen toplumlar bu sebepten sosyo ekonomik yönden de Müslüman toplumların
çok ilerisindedirler. Siz çocukluğunuzda teorik bir dayanağı olmayan bilgilerle
donatıldıysanız eğer. Büyüdüğünüzde aklınızın kabul etmediği ama düşünmeyi zül
sayan bir toplumun geleneklerinin aleti oluverirsiniz. Dini tartışmak tabudur
diyen kural, düşüncenize ipotek koymuştur. Kimin koyduğunun ne zaman
koyulduğunu kuralları uygulayan toplumların bile bilmediği bir sır yumağının
esiri olursunuz. Masal, hayal gücünü geliştirmek içindir. Masalların yaşam
biçimi olmadığını kavrayabildiğinizde esaretten ve yalnızlıktan kurtulmuş
olursunuz. Sizin dondurulmuş bilgiler ışığında, üzerinde mantık
yürütemediğiniz, manasını anlayamadığınız bazı ulema zırvalarını yol olarak
bellemeniz sizi ancak finali hazin bir yalnızlık olan, sonsuzluğa götüreceği
kesindir.
Çünkü akıl öyle
bir güçtür ki, beyninizde depolanan saçma sapan bilgileri, uluorta kullanmanıza
olanak sağlayarak sizi, mantık dışı olduğundan, kâinatın kabul etmediği, size ait olmaya bu emanet fikirle ahkâm
kesmenize olanak verir. Bu durum sizi tabi olarak gülünç duruma düşürecektir.
İşte siz o zaman. Yani “Ulemaya soralım. Buna Ulema cevap versin.” dediğiniz
zaman o toplumdaki size ayrılan yalnızlık çukuruna düştünüz demektir.
Aklınızdaki çelişkiler yumağı aslında size sorulan ilk mantık sorusuyla başlar
ve bir çığ gibi yuvarlanarak büyür. Belli etmeseniz de içinizde iliklerinizde
hissederek yaşarsınız bu yalnızlığı. İki, hatta üç kişilikli adam gibi dolaşır.
24 saatlik bir zaman dilimi içinde, önce savaşı, sonra da barışı savunacak kadar,
kişiliksiz ve şaşkın davranmanıza sebep olan da bu dünyadaki yalnızlığınızdır.
Kişiliğinizde açmış olduğu dengesizlik yarasının farkına varmadan, Ey Birleşmiş
milletler, Ey Amerika, Ey İngiltere diye haykırtanda bu yalnızlık belasıdır. Bu
yalnızlık mantıksızlığın bir sonucu olduğundan ve mantığında bir meyve gibi her
mevsimde yetişme olanağı olmadığından, her yıl hasadı da olmaz. Kendinize bile yabancılık çekerek yaşarsınız.
Bu korkunç yalnızlığınızı. Bunun en iyi örneği Müslümanlık öğretisinde, teorik
dayanağı olmayan birçok kirli bilginin ve dayatmanın kullanılıyor olmasıdır. Bu
olgunun yalnızlığına kapılan insan iflah olmaz bir hastalığa yakalanmış
demektir.
Buna batıda
“Müslüman yalnızlığı” derler. Birkaç yıl öncesine kadar, Endonezya’yı da içine alan
Müslüman coğrafyası için geçerliydi bu söz.
Çoğunluğu Müslüman olan Kemalin Laik ve modern cumhuriyeti için
söylenemedi bir asr’a yakın bir zaman.
Şimdi Yalnızların sultasında olan ülkemizde ve o yalnızların sayesinde
bu sözün atfedildiği coğrafyaya dâhil edilmiştir.
Bu üçüncü
gurubun davranışları, İkinci gurup
yalnızları gibi kendine zarar vermekten çok, yalnızlığının sebebi olarak
gördüğü, toplumun kendisi gibi düşünmeyen kesimine, zarar vermeye, daha da ileri giderek onları
yok etmeye yönelik davranışlar olarak kendini gösterir.
Bu gurubun
egosu henüz törpülenmemiş bir bölümü vardır ki; Gerçek yalnızlık, yalnızlığın
en acımasız halini hiç farkında olmadan yaşarlar. Acılarını çoğunlukla içlerine
akıttıkları için kindar olurlar. Tedavisi uzun süren belki de mümkün olmayan depresyonlar
yaşarlar. Peki, hangi tipler böyle bir yalnızlık tuzağına düşme tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Genellikle Egosu yüksek, Megaloman, toplumun benimsediği
yaşam tarzına ayak uyduramayanlarda görülen davranış bozuklukları olanlar, diye
sıralayabiliriz bu tipleri. Kendileri gibi düşünen küçük topluluklarla şehir
içinde dahi bir getto oluşturur, orada yaşamayı yeğlerler. Korkaktırlar fakat
Düşünce gücünün kontrol etmediği geleneksel inançları sebebiyle, ölümlerine
kadar yanlışta ısrar edebilirler.
Ne yazık ki, bu
tip insanların yalnızlığı, yalnızlığın en acı olanıdır ve Kafka’nın dediği gibi
bu yalnızlığın çevresi, insanlarla doludur.
Yaşayanın farkında olmadığı bir yalnızlıktır bu acı yalnızlık.
Doyumsuzdur, her gün yinelenerek tekrarlanır.
Korunmak isterler, O sebeple koruma ordusunu ne kadar büyük tutsalar da
yeterli değildir onlar için. Her zaman görkemi sever, temellerinde aşağılık karmaşık
harcı vardır. Kendilerini yalnız hissettikçe korkar, korktukça daha da hırçınlaşır,
otoriter davranışlar sergilerler. Fark edilebilmek, takdir edilmek, biraz çokça da şefkate
ihtiyaçları vardır. Bu sebeple kendisini alkışlayacak kitlelere ihtiyaç
duyarlar. Gittikleri yerlerde o sebeple büyük şölenler düzenlenir. Bazen ise gerçekte önem vermediği bir
konuda, gücünü çevrenin görmesi için
çevresindekileri azarlayıp paylar, tokatlayabilir.
Ne yazık ki, bu
tip insanların yalnızlığı, yalnızlığın en acı olanıdır ve Kafka’nın dediği gibi
bu yalnızlığın çevresi, insanlarla doludur.
Yaşayanın farkında olmadığı bir yalnızlıktır bu acı yalnızlık.
Doyumsuzdur, her gün yinelenerek tekrarlanır.
Korunmak isterler, O sebeple koruma ordusunu ne kadar büyük tutsalar da
yeterli değildir onlar için. Her zaman görkemi sever, temellerinde aşağılık karmaşık
harcı vardır. Kendilerini yalnız hissettikçe korkar, korktukça daha da
hırçınlaşır, otoriter davranışlar sergilerler. Fark edilebilmek, takdir edilmek, biraz çokça da şefkate
ihtiyaçları vardır. Bu sebeple kendisini alkışlayacak kitlelere ihtiyaç duyarlar.
Gittikleri yerlerde o sebeple büyük şölenler düzenlenir. Bazen ise gerçekte önem vermediği bir
konuda, gücünü çevrenin görmesi için
çevresindekileri azarlayıp paylar, tokatlayabilir.
Onlar için Özel
hayat diye bir şey söz konusu değildir, her gün sahnede olmak zorundadırlar. Ne
yazık ki sahne olarak içinde yaşadıkları toplumun ortaklaşa kullandıkları alanı
kullanırlar hep, göz önünde olmak için tüm medyanın kendisini haber yapmasını
isterler. Muhalefeti sevmezler, onun için muhalif yazar, çizer, yorumcu ne
varsa ya işten el çektirir yâda bir sebep uydurularak hapse attırır. Muhalif
yayın organları ya cebren ele geçirir, yâda yok pahasına yandaşlarına satın
aldırır.
Görünme
içgüdüleri, onların tüm yaşamlarını bu güdüye teslim ettiklerinin farkına
varmadan ellerinden almıştır özgürlüklerini. Sadece görüntü vermek yeterli
değildir bu tip bağımlılar için. Çoğu zaman takdir edilmek isterler. Basının
kendileriyle ilgili övgü dolu yazılar yazması gerekir. Bunu yapan basın mensubu
okkalısından mükâfatlandırılır.
Bir başka övgü
alma şekli ise kendine benzer gurupların arasında konuşuluyor olmaktır,
konuşuluyor olmak için fırsat yaratılır, mesela parti düzenlenir, medyanın ilgi
gösterdiği bağışlar yapılır. Toplu açılışlar gibi göz boyama faaliyetlerinde en
ön saflarda yerlerini alır. Tavuk kümesi açılışı dahi olsa, çoğu zaman açılışı
kendileri yaparlar.
Fakat ne
yaparsa yapsın. O musibet yalnızlığın en acımasızını ta yüreğinde hisseder bu
tip yalnızlar. Bu yalnızlığın diğer bir
adı da yetersizliktir. İçi işe yaramaz çaputlarla doldurulmuş bir çuval gibi,
şişirilmiş egonun, dışarıdan dolgun görünse de içinde bir şey olmadığının, yetersizliğinin kendisince bilinmesi gerçeği,
bir ağaç kurdu gibi yer bitirir bu insanı.
İnsanda olması
gereken duygu donanımı zaafı, insanın yaşamını dolayısı ile davranışlarını
kontrol eden duygu yetersizliği. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri
başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının rağbet etmediği, saçma bulduğu
bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini daima yalnız hisseder.
Bu yalnızlığın
tek bir panzehri vardır. O da ışıktır. Işık Teorik gücü olan yol göstericidir,
Bilgidir. Çocuk yaşlardan başlayarak beyine depolanan ışık. Düşün gücüne sahip,
teorik dayanağı olan aydın kişi, yalnızlığa en çok dayanabilen, ona direnç
gösterebilen ve yalnızlığı düşünsel zenginliğe çevirebilen insandır.
Cemal K. Demir