YALNIZLIĞIN ÜÇ HALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YALNIZLIĞIN ÜÇ HALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015 Pazar

YALNIZLIĞIN ÜÇ HALİ

Asıl yalnızlık, yalnız olma durumu yani.  Kimsesizlik değildir.


Yalnızlık bazılarını mutlu ederken bazılarının bunalım geçirmesine bir diğerinin şizofren olmasına hatta saldırganlaşmasına sebep olan bir virüs gibidir.


I.Tip Yalnızlık, Pozitif yalnızlık:


İnsanın düşünmesine olanak sağlayan yalnızlık tır. Bu tip yalnızlıkta, Zeki bir insan düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.


Bu kimseler yalnızlıklarında düşünce boyutunun doruk noktasına ulaşır, mutlu olurlar. Bu tipler akıllı olan guruptandır, yalnız olduklarında yaratıcılıklarını ve kendilerinin bile bilmedikleri yönlerini keşfederler.


Öyle olunca insanın aklına, F. Nietzsche’nin “Yaratıcılık ve keşif acıda ve yalnızlıkta saklıdır”. Teorisi geliyor. Bu teoriye göre Tanrı yalnız olduğu için mi yaratıcıdır demekten alamıyor acaba diye düşünüyor insan.  Hepsinin gerçek olduğu fikri ağır basar benim mantık terazimde çünkü yalnızlık göreceli bir kavramdır. Duygusu da kişinin sosyal durumuna,  ruh haline ve zekâsına göre değişkendir.


II. Tip Yalnızlık, Snop yalnızlığı:

Bu guruptaki tipler, normal zekâ statüsüne giren orta zekâdaki insanlardır. Bu guruptakilerin dertleri, yaşamın hiçbir safhasında yeterli olamamaktır. Hep göz önünde olmak, beğenilmek isterler. Bazıları bu sebeple, duygusallıklarına yaslanır hatta sömürüsünü yaparlar bu duygunun çünkü toplumun beğenisini her zaman hissetmek isterler. Parıltılı günlerinin sona ermesiyle unutulmuşluğu hazmedemez hezeyanlar yaşarlar. Diğer bir gurupsa toplumun saygısını mesleki konumları veya maddiyatla kazanacaklarını sananlar gurubudur. Bu guruba başta kabine üyeleri, yüksek mevkilere gelmiş genel müdürler, CEO eskilerinde görülen bir yalnızlık tipidir. Bu tiplerde,  makamları olmadığı halde insanlara karşı davranışlarını değiştirmez, otoriter tutumlarını emekliliklerinde de sürdürürler. Bazen sonradan görme zenginlerde (si Nobel= SNOP) toplumun üst kademesi tarafından kabul edilmeme durumunun yarattığı yalnızlık duygusudur. Bu tip yalnızlık duygusu insanda sonradan gelişen ve aşağılık kompleksinin tetiklediği kontrolden çıkmış bir üstünlük kompleksi olarak tezahür eder. Toplum arasında bu duygunun abartılı belirtileri sebebiyle şımarıklık olarak adlandırılan bir duygudur.


III. Tip Yalnızlık, tüm dünyada "Müslüman yalnızlığı" olarak adlandırılan yalnızlıktır:


Bu tip yalnızlıkların adına Müslüman yalnızlığı da diyebiliriz.  Çocukluk yıllarında yanlış eğitilmekten kaynaklanmaktadır. Sağlam teorilere dayanmayan öğretileri henüz kavramlarını anlamadan küçük yaşlardaki zihinlere sokmak, onların kişiliklerini zedelemekten başka bir işe yaramaz. Otoriteyi kabul etmeyen akıl o yaşlarda yer otorite çentiğini, boyun eğdirilir dik duran kişiliğe, kişinin özgüveni oluşmadan iğdiş edilmiş olur böylece. Hangi yaşta olursa olsun, beynimiz iyi kötü ayırt etmeden depolar. Fakat çocuk yaşlarda iyi veya kötüyü ayırması mümkün değildir. Deneyimlerle gelişen akıl, düşünmeye fırsat bulup sentezleyememiştir bu bilgilerin kendisini nerelere götüreceğini düşünemez. Tecrübeyle gelişecek olan kıstası yapamaz genç dimağı. Bu çocuk bir tarafı eksik ve güvensiz büyümeye mahkûmdur artık. İnsan akıl-bali olup, kararlarlar almada akıl yönetimi devreye girmeye başladığında, hisseder bu eksikliğini. Problemle karşılaştığında insanın içgüdüsel bir dürtüyle, ilk başvuracağı merci beynidir. Her Âdeminin beyni onun bilgi deposu olduğundan, beyindeki bilgi dağarcığının aklı, yani aklın ürünü mantığı tatmin edebilecek donanımda olması gerekir ki; İnsan mantığıyla kendisine, dinimiz diye pompalanan, geleneksel kural ve öğretiler arasında çelişki yaşamasın. Fakat Gazali döneminden bu yana Müslüman inanışı İslam da mantığın sorgulaması kaldırılıp ta önce inan, sorgulama. Teorisi devreye sokulduğundan, daha önce var olan, Dini inanışın felsefesi yapılamaz olmuştur. Gelişmiş toplumlarda çocuk yaşlarından başlayarak, verilen eğitimin ana bir ilkesi vardır, o da. Her bilginin teorik bir dayanağı olmasıdır. Hurafelerle vakit kaybetmeyen toplumlar bu sebepten sosyo ekonomik yönden de Müslüman toplumların çok ilerisindedirler. Siz çocukluğunuzda teorik bir dayanağı olmayan bilgilerle donatıldıysanız eğer. Büyüdüğünüzde aklınızın kabul etmediği ama düşünmeyi zül sayan bir toplumun geleneklerinin aleti oluverirsiniz. Dini tartışmak tabudur diyen kural, düşüncenize ipotek koymuştur. Kimin koyduğunun ne zaman koyulduğunu kuralları uygulayan toplumların bile bilmediği bir sır yumağının esiri olursunuz. Masal, hayal gücünü geliştirmek içindir. Masalların yaşam biçimi olmadığını kavrayabildiğinizde esaretten ve yalnızlıktan kurtulmuş olursunuz. Sizin dondurulmuş bilgiler ışığında, üzerinde mantık yürütemediğiniz, manasını anlayamadığınız bazı ulema zırvalarını yol olarak bellemeniz sizi ancak finali hazin bir yalnızlık olan, sonsuzluğa götüreceği kesindir.

Çünkü akıl öyle bir güçtür ki, beyninizde depolanan saçma sapan bilgileri, uluorta kullanmanıza olanak sağlayarak sizi, mantık dışı olduğundan, kâinatın kabul etmediği,  size ait olmaya bu emanet fikirle ahkâm kesmenize olanak verir. Bu durum sizi tabi olarak gülünç duruma düşürecektir. İşte siz o zaman. Yani “Ulemaya soralım. Buna Ulema cevap versin.” dediğiniz zaman o toplumdaki size ayrılan yalnızlık çukuruna düştünüz demektir. Aklınızdaki çelişkiler yumağı aslında size sorulan ilk mantık sorusuyla başlar ve bir çığ gibi yuvarlanarak büyür. Belli etmeseniz de içinizde iliklerinizde hissederek yaşarsınız bu yalnızlığı. İki, hatta üç kişilikli adam gibi dolaşır. 24 saatlik bir zaman dilimi içinde, önce savaşı, sonra da barışı savunacak kadar, kişiliksiz ve şaşkın davranmanıza sebep olan da bu dünyadaki yalnızlığınızdır. Kişiliğinizde açmış olduğu dengesizlik yarasının farkına varmadan, Ey Birleşmiş milletler, Ey Amerika, Ey İngiltere diye haykırtanda bu yalnızlık belasıdır. Bu yalnızlık mantıksızlığın bir sonucu olduğundan ve mantığında bir meyve gibi her mevsimde yetişme olanağı olmadığından, her yıl hasadı da olmaz.  Kendinize bile yabancılık çekerek yaşarsınız. Bu korkunç yalnızlığınızı. Bunun en iyi örneği Müslümanlık öğretisinde, teorik dayanağı olmayan birçok kirli bilginin ve dayatmanın kullanılıyor olmasıdır. Bu olgunun yalnızlığına kapılan insan iflah olmaz bir hastalığa yakalanmış demektir.

Buna batıda “Müslüman yalnızlığı” derler. Birkaç yıl öncesine kadar, Endonezya’yı da içine alan Müslüman coğrafyası için geçerliydi bu söz.  Çoğunluğu Müslüman olan Kemalin Laik ve modern cumhuriyeti için söylenemedi bir asr’a yakın bir zaman.  Şimdi Yalnızların sultasında olan ülkemizde ve o yalnızların sayesinde bu sözün atfedildiği coğrafyaya dâhil edilmiştir.


Bu üçüncü gurubun davranışları,  İkinci gurup yalnızları gibi kendine zarar vermekten çok, yalnızlığının sebebi olarak gördüğü, toplumun kendisi gibi düşünmeyen kesimine,  zarar vermeye, daha da ileri giderek onları yok etmeye yönelik davranışlar olarak kendini gösterir.

Bu gurubun egosu henüz törpülenmemiş bir bölümü vardır ki; Gerçek yalnızlık, yalnızlığın en acımasız halini hiç farkında olmadan yaşarlar. Acılarını çoğunlukla içlerine akıttıkları için kindar olurlar. Tedavisi uzun süren belki de mümkün olmayan depresyonlar yaşarlar. Peki, hangi tipler böyle bir yalnızlık tuzağına düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Genellikle Egosu yüksek, Megaloman, toplumun benimsediği yaşam tarzına ayak uyduramayanlarda görülen davranış bozuklukları olanlar, diye sıralayabiliriz bu tipleri. Kendileri gibi düşünen küçük topluluklarla şehir içinde dahi bir getto oluşturur, orada yaşamayı yeğlerler. Korkaktırlar fakat Düşünce gücünün kontrol etmediği geleneksel inançları sebebiyle, ölümlerine kadar yanlışta ısrar edebilirler.


Ne yazık ki, bu tip insanların yalnızlığı, yalnızlığın en acı olanıdır ve Kafka’nın dediği gibi bu yalnızlığın çevresi, insanlarla doludur.  Yaşayanın farkında olmadığı bir yalnızlıktır bu acı yalnızlık. Doyumsuzdur, her gün yinelenerek tekrarlanır.  Korunmak isterler, O sebeple koruma ordusunu ne kadar büyük tutsalar da yeterli değildir onlar için. Her zaman görkemi sever, temellerinde aşağılık karmaşık harcı vardır. Kendilerini yalnız hissettikçe korkar, korktukça daha da hırçınlaşır, otoriter davranışlar sergilerler. Fark edilebilmek,  takdir edilmek, biraz çokça da şefkate ihtiyaçları vardır. Bu sebeple kendisini alkışlayacak kitlelere ihtiyaç duyarlar. Gittikleri yerlerde o sebeple büyük şölenler düzenlenir.  Bazen ise gerçekte önem vermediği bir konuda,  gücünü çevrenin görmesi için çevresindekileri azarlayıp paylar, tokatlayabilir.

Ne yazık ki, bu tip insanların yalnızlığı, yalnızlığın en acı olanıdır ve Kafka’nın dediği gibi bu yalnızlığın çevresi, insanlarla doludur.  Yaşayanın farkında olmadığı bir yalnızlıktır bu acı yalnızlık. Doyumsuzdur, her gün yinelenerek tekrarlanır.  Korunmak isterler, O sebeple koruma ordusunu ne kadar büyük tutsalar da yeterli değildir onlar için. Her zaman görkemi sever, temellerinde aşağılık karmaşık harcı vardır. Kendilerini yalnız hissettikçe korkar, korktukça daha da hırçınlaşır, otoriter davranışlar sergilerler. Fark edilebilmek,  takdir edilmek, biraz çokça da şefkate ihtiyaçları vardır. Bu sebeple kendisini alkışlayacak kitlelere ihtiyaç duyarlar. Gittikleri yerlerde o sebeple büyük şölenler düzenlenir.  Bazen ise gerçekte önem vermediği bir konuda,  gücünü çevrenin görmesi için çevresindekileri azarlayıp paylar, tokatlayabilir.


Onlar için Özel hayat diye bir şey söz konusu değildir, her gün sahnede olmak zorundadırlar. Ne yazık ki sahne olarak içinde yaşadıkları toplumun ortaklaşa kullandıkları alanı kullanırlar hep, göz önünde olmak için tüm medyanın kendisini haber yapmasını isterler. Muhalefeti sevmezler, onun için muhalif yazar, çizer, yorumcu ne varsa ya işten el çektirir yâda bir sebep uydurularak hapse attırır. Muhalif yayın organları ya cebren ele geçirir, yâda yok pahasına yandaşlarına satın aldırır.


Görünme içgüdüleri, onların tüm yaşamlarını bu güdüye teslim ettiklerinin farkına varmadan ellerinden almıştır özgürlüklerini. Sadece görüntü vermek yeterli değildir bu tip bağımlılar için. Çoğu zaman takdir edilmek isterler. Basının kendileriyle ilgili övgü dolu yazılar yazması gerekir. Bunu yapan basın mensubu okkalısından mükâfatlandırılır.


Bir başka övgü alma şekli ise kendine benzer gurupların arasında konuşuluyor olmaktır, konuşuluyor olmak için fırsat yaratılır, mesela parti düzenlenir, medyanın ilgi gösterdiği bağışlar yapılır. Toplu açılışlar gibi göz boyama faaliyetlerinde en ön saflarda yerlerini alır. Tavuk kümesi açılışı dahi olsa, çoğu zaman açılışı kendileri yaparlar.


Fakat ne yaparsa yapsın. O musibet yalnızlığın en acımasızını ta yüreğinde hisseder bu tip yalnızlar.  Bu yalnızlığın diğer bir adı da yetersizliktir. İçi işe yaramaz çaputlarla doldurulmuş bir çuval gibi, şişirilmiş egonun, dışarıdan dolgun görünse de içinde bir şey olmadığının,  yetersizliğinin kendisince bilinmesi gerçeği, bir ağaç kurdu gibi yer bitirir bu insanı.


İnsanda olması gereken duygu donanımı zaafı, insanın yaşamını dolayısı ile davranışlarını kontrol eden duygu yetersizliği. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının rağbet etmediği, saçma bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini daima yalnız hisseder.


Bu yalnızlığın tek bir panzehri vardır. O da ışıktır. Işık Teorik gücü olan yol göstericidir, Bilgidir. Çocuk yaşlardan başlayarak beyine depolanan ışık. Düşün gücüne sahip, teorik dayanağı olan aydın kişi, yalnızlığa en çok dayanabilen, ona direnç gösterebilen ve yalnızlığı düşünsel zenginliğe çevirebilen insandır.


Cemal K. Demir