ANKARA OTELCİLİK OKULU VE EFSANELER
Emin Korhan Ayhan
Hep söylenir, -Bizim okulda yapılan geyik karşılaştırıldığında “Ha
Babam sınıfı ” sınıfı geçemez. Dorudur,
Ha babam sınıfı o günün şartlarında yasaklı olması sebebiyle Rıfat Ilgaz
tarafından “Stepne” Adıyla yazılmış, bu gün bile çok okunup izlenen değerli bir
eserdir. Bu eserde Mesleği öğretmenlik olan Rıfat Hoca talebelerinin
davranışlarını hicvetmiş ve onların diyaloglarını, davranışlarını usta bir
dille aktarmış ve çok başarılı olmuştur.
Bizim okulun yazılmamış geyikleri ise,
akıl fazlalığından, (Milli eğitim müfredatını kendi kafalarındaki eğitim
sistemine adapte etmek isteyip de, okul idaresi tarafından kibarca okulun çıkış
yönü tarifini almış Cin Alilerin, Ebeveynlerin zorlamasıyla Tahsili tamamlama
girişimi olarak “Mektebi son çare” olarak okulumuza kapağı atmasıyla ortaya
çıkan kendine has bir mizah oluşumudur.
İçinde daha çok yaşanmışlıklar, Anadolu’daki değişik mizah kültürünün
harmanlanmasıdır.
Birçok kara mizah ulemasının aynı yıllarda bir araya gelmesiyle ortaya
çıkan bu kaotik durum. Okulda görevli fakat Zekâ düzeyleri normal seyreden
eğitimci gurubu da telaşa düşürmüştür.
Başkaldırış, asi davranışlar,
okulda kayda geçirilen sinir krizleri bile mizansendir. Talebeler kendilerini
“Orta oyun” cazibesine o kadar
kaptırmışlardır ki; kendi yaşam düzenlerini sahne olarak kabul ettikleri
okullarının duvarları içinde kurmuşlardır.
Bu oyunu hiç prova yapmadan ve her gün değişik kişilerle ve değişik
repliklerle sahneye koymak için olağan üstü yetenek gerekir. Evet, her gün
sahne alıp doğaçlama oyun oynayan bu hergeleler çok ama çok, kıskanılacak kadar
yetenekliydiler.
Çünkü karşılaştıkları şey, o güne kadar hiç görmedikleri, duymadıkları
cinsten bir meydan okumadır. Bilinçli, akıllı, istekli, dirençli ve mizah
yoğunluğu olan bir öğrenci topluluğuyla baş etmek zorundadırlar.
Benin Okula kaydım okuldaki başıbozukluğun doruğa vardığı yıla
rastlıyor, Sene 1966 Eylül Ayı ortaları
Ankara henüz sonbahara hazırlanmamış, kış aylarında yoğunlaşan tütün
kokusunu üzerinden atamamış bir sigara tiryakisi gibi kömür kokusunun dalga,
dalga etrafa yayıldığı bir şehir.
Okulda yeni tanıştığım burnundan kıl aldırmayan her cins ve boydan
tipler. (Bu arkadaşlar ve okul yaşantımızla ilgili yazacaklarım çok.)
Türkiye’nin Taksası Manyaslı olup, Istanbul'da Karagümrük kaldırımı
çiğnemişseniz sizi hiçbir şey şaşırtamaz. Bana da öyle oldu, hemen kendi
kalibremde olan arkadaşlar buldum.
Okulda dersler başladı, Okul tam aradığım gibi bir yerdi, Oraya bizden
önce gelmiş ağabeylerimiz kendi istedikleri eğitim düzenini kurmuş, okul
idaresinin direnci büyük ölçüde kırılmıştı. Müdürümüz, otoriteyi bir abi
edasıyla tatlı sert karşılıyordu ve bu günkü deyimle, birçok üst sınıf abimizin
de kankasıydı.
O günlerde Bir çay partisinde servis yapacak, 1.i sınıf talebelerinden
eleman aramaya başladılar. Hafta sonu olduğu için tam okuldan ayrılıp, çıkmak
üzereyken, bir iki kafa dengi arkadaşla çay partisinde garsonluk yapmaya karar
verdik.
Bizi o partiye kiralayan (Pardon, götüren) daha sonraki hayatımda sık,
sık karşılaşacağım Emin Korhan Ayhan’dı.
Size bu gün anlatmak istediğim okulumuzun ilginç şahsiyetidir Korhan.
Çok zeki, her zeki insanın üzerine taşıdığı ego paltosu ağır çekenlerden
biridir o. Doğru yanlış hiçbir durumda kararsız olmamıştır, kararlığı yüzüne
rastlar. Bazı insanlar vardır, sizinle konuşurken başka tarafa bakmak
nezaketsizliğini gösterirlerde siz rahatsız olursunuz. Korhan da bunun tam
tersini yapar sizinle konuşurken gözünüzün içine öyle bir bakar ki;
Rahatsızlıktan öte hisler uyandırabilir bu bakış.
Aslında onun gözünüzün içine bakması tamamen içgüdüsel bir zekâ
refleksidir. Korhan Ayhan Sizin söylediklerinizi dinlerken, söylemediklerinizi
de gözünüzden okuyan adamdır.
Onu okul yıllarından sonra ilk defa Frankfurt kentinde Tuna’nın doğum
günü partisinde gördüm. Tabi iki baskın karakterin karşılaşması kavgasız
olmazdı, bu ilk kavgamız olmadı, daha sonra çok iyi geçindiğimiz anlar az değildi
ama biz fırsat buldukça o fırsatı değerlendirip kavgamızı ettik
Sanıyorum Emin Korhan Ayhan Bey, Egosuna karşı koyamadığından, savunma
mekanizmasını hirarşik düzene göre kurmuştu.
Alt sınıf üst sınıf farkını baskı unsuru olarak kullanıp, bana
psikolojik ayar çekiyordu.
Onunla kavgalarımız yüzünden birçok arkadaşımla da papaz oldum. Hiç
aldırmıyorum, vicdanım rahat çünkü benimle papaz olan arkadaşlarım bile
olaylarda beni haklı bulmuşlardı.
Bu çelişkinin sebebi, Aslında kendisini takdir ettiğim ve özünde
sevdiğim Korhan’ın Omurga probleminden dolayı, ciddi şekilde hareket alanının
kısıtlı olmasından kaynaklanan durumu sebebiyle ortak dostlarımızın benden
bekledikleri, hoşgörü isteğiydi. Burada ayar çekilen bendim, siz değildiniz,
benden istediğiniz hoş görüyü siz yapabiliyor muydunuz? Bakın sevgili
arkadaşlar, benim sevdiğim takdir ettiğim arkadaşa yapabileceğim en büyük
kötülük, beynimizle yaptığımız tartışmada onun fiziki yetersizliği için hoş
görmektir. Benim beyin engelli arkadaşlarıma gösterdiğim hoşgörüyü, zekâsıyla parmak ısırtan bir adama göstermem abes
kaçmaz mı? Adam beyninde Türkiye ortalamasının çok üstünde bir zekâ taşırken,
benim ona yaptığım ayrımcılık sebebiyle yıkılmaz mı? Ben Korhan’ın bu durumu
çok iyi bildiğine adım gibi eminim. Evet, arkadaşım; Birçok dostumuzun ve benim
tercihimiz, senin akıl almaz taşkın eylemlerinden dolayı, “Seni uzaktan sevmek”
ti aslında.
Cuma günü, Bir Tiyatro fuayesinde seninde Samatya Yemeğine katılacağını
duyunca, kaynar sular başımdan aşağı döküldü sanki. İlk tepkim, olmaz olamaz! Bu sabotaj, Bomba bu! Gibi laflar ettim. Fakat sonra
düşündüm, Münir’le konuştum. Sen ben ve birkaç arkadaş otursak mesele değildi
benim için, hiç mi taşkın sarhoş görmedik derim. Fakat geleceğini açıklamam
durumunda senin adını duyan, kişilerden en az yarısının iptal edeceği bir
yemekten bahsediyoruz.
Nihayet bunca yılın hatırına, sağduyu ve geçmiş günlerimiz daha doğrusu
her şeye rağmen, ateşi sönmemiş dostluğumuz ağır bastı riske girmeye değer
dedik.
Sevgili Münir’le, senin aslında değerli biri olduğuna karar verdik, taşkınlık yaparsan bir yere götürürüz deyip,
durumu kabullendik.
Şimdi yazacaklarımdan önce sana Efsaneler ve kendi adıma “HOŞGELDİN”
demek istiyorum. Hayır, bu “Hoş geldin Geceye Almanya’dan gelip katıldığın için
değil. Eskinin salon adamı, hoş sohbet, saygılı Korhan olarak, aramıza
katıldığın için. Hakkındaki düşüncelerimizi yok ettiğin için, takdir edildiğin
gibi hakkında yanlış kanaate vardığımız için bizi mahcup ettin.
Şimdi sana içtenlikle Almanya’dan kalkıp, İstanbul’da organize
ettiğimiz, seninde mensubu olduğun efsaneler gurubu yemeğine geldiğin için
teşekkür ederiz.
Hep böyle kal, bizi değerli kişiliğinden mahrum bırakma sevgili dostum.
13.12.2011
Cemal K. Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder