EFSANELERİN
DOSTLUK SOFRASI
Zaman,
zaman kurulan bu sofralarda, masada ne olursa olsun, aslında hep dostluk yenip
içilir
Bu sofrada sadece ekmek değildir paylaşılan. Nefesleri paylaşır bu
güzel insanlar bir araya geldiklerinde.
Siz hiç kalabalıkta, onca gürültü patırtıda ve yüksek volümlü
kardeşlerinizin "her kafadan bir ses" denecek kadar gürültülü bir
ortamda yemek yediniz mi? Biz o şerefe nail olduk, evet biz bu curcunada ağızda
tadıyla ve hissederek, afiyetle yemeğimizi yedik. Çünkü bizim masamızdaki ana yemeğimizin
adı dostluktu. Darısı sizin başınıza.
Sadece kucaklaşmak, dostları görmek için kilometrelerce yol kat
ederek 24 ssatliğine de olsa bir araya geldiler. Evet, yanlış duymadınız
onların başka hiç bir amaçları yoktu, Dostlarını görmek, onlarla hasret
gidermekten başka...
Onların adı Efsaneler, AOO nün 1964 yılından başlayıp, 1970
ortalarına kadar mezun olan ilk mektepli otelcileri.
İnsanlarda yok olmaya yüz tutmuş bir duygunun kaybolmaması için
direnen, özgür ve sevecen insan olabilmenin son temsilcileri olan, karşılıksız
ve hesapsız sevmenin ne olduğunu bilen, bu güzel insanlar topluluğu E F S A N E
L E R' İ kutluyorum.
Yukarıda belirttiğim gibi bu kadar insan sadece görüşmek için
gelir mi demeyin. Gelmelilerde. Çünkü insan olmanın asıl sebebidir bence
sevmek. Aslında buluşmaların gerçek sebebi, bu vefa duygusu bu sevgi seli
olmalı. Onlar dostlarına öylesine bağlılar ki, dostlarını öylesine seviyorlar
ki, oldukça sık yaptıkları bu buluşmalara "Dostluk sofrası" adını verdiler.
Onlardır dostluğu fırından çıkmış taze ekmek gibi sıcak, sıcak paylaşanlar.
Emin olun bu âlemde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan, dostluk duygusu
kodlarını insan genlerine zerk edipte bu dostluk duygusu yaşatılmak
istenirse, bu örnek Efsanelerden alınmalıdır. Çünkü bu dostluk duygusunun en
gelişmişi şu anda toplumumuzdaki kaotik ortama rağmen, onu koruyabilmiş olan
Efsanelerde mevcuttur. Çömlek kebabı gibi ağı, ağır pişmiş olan bu dostluğun
lezzete eşlik eden yıllanmış şarap tadında bir kadirşinaslık olursa"
yatıya bile gidilir" denir ya! İşte bizde bu güzel lezzetleri tatmak için
geçtiğimiz hafta sonu Güredeki davete yatıya gittik. Soluduğumuz Kaplıca suyu
buharından fazlasını dostluk iksiri olarak içimize çektik.
Bu bizi mest eden duygunun tarifini yapmak için edebiyat uleması
olmak gerekir, ulemalık mertebesine henüz erişemediğim için ben duyduğum hazzı Gastronom
gurmesi lisanıyla anlatmak istersem bu dostluk duygusunu, şöyle demem gerekir.
Çömlek kırılıp ta o kendine has, nefis kokularını size ulaştırmak için,
incelerek buhar olup genzinizden içeriye sızan Kebaba saygı duymamanıza imkân
var mı? Hoşgörü içine çıkın edilmiş, öyle bir saygı ki bu. Kebabın her
lokmasına dokunuşunda insanın, "-aman yel alıp, lezzeti kaçmasın."
der gibi, kendiliğinden, temkinli... Öyle bir dostluk ki; Bu dostluk, Dürümün
içinde sıkmadan okşanarak, gidiyor damaktan içeri. Son dokunduğu yerde hoş bir
tat bırakarak.
C.K.Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder