8 Haziran 2012 Cuma

MÜSLÜMAN HOVARDALIĞI VE KABUK DEĞİŞTİREN TÜRKİYE


 

20. Asırda başlayarak 21. aşıra taşınan Müslüman hovardalığa genellikle Arap ülkelerinde rastlanırdı. Bir köşe yazarımız bu hovardalığı şöyle tarif etmişti. "Bu hovardalık hiç bir dönemde bu kadar olmamıştı. Dindar kesim gösterişe meraklıdır... Arap'ın poposunda külotu yoktur ama beyaz, uzun entarisi ile lüks ciplerde dolaşır... Bu bir görgü zaafıdır..."  Evet, petrol zengini  Arap yarımadasında başlayan bu sefahat düşkünü arabesk yaşam, bir virüs gibi Malezya, kuzey Afrika'daki bazı ülkelerde çok rağbet gördü.   Aşağı yukarı bir asırdan bu yana süregelen bir hoyratlığın  sebebinin, yetersizliğin  kaçınılmaz sonu, aşağılık kompleksinin devşirilip, üstünlük kompleksine dönüşmesidir... Niyetlerinin ise, erkek egemen toplum avantajlarını korumak olan, yaşam tarzını kabul ettirme çabasından başka bir şey değildir.  Bu yaşam tarzı, Osmanlıyı da cezbetmiş olmalı ki; Kendisinin olmayan Arap yaşam tarzını kendisine örnek aldı. Hatta örnek almakla kalmayıp, kendi dilini ve  tehlikeye atacak bir hafiflikle, Arap emperyalizminin tebaasında yayılmasını engelleyemedi. Halifeliği Osmanlı sultanına vermekle sadece Araplar kazanmış, adı bile petrolden başka bir şeyle anılmayacak olan Arap yaşam tarzı Osmanlılar sayesinde yurdumuzda olduğu gibi dünyaya tanıtılıp hamiliği  yapılmıştır. Bu gün bizi halen iki kültür arasında gidip gelmemizin ve yaşam tarzımızı net olarak benimseyemeyişimizin sebebi de, hala etkisinden kurtulamadığımız  Arap emperyalizmidir. İçimizde devamlı iki karakter taşırız. Biri klasik dindar görünümlü, hoyrat, hovarda. Diğeri, olabildiğince modern batı tarzı ama hovarda.  Son çeyrek asırda memleketimizde artışa geçen yeşil sermayenin palazlanmasıyla, tamamen zengin Arap Müslümanlığı yaşam tarzı da artarak yeşermektedir. Lüks siteler içine kendilerini kapatan sözde muhafazakar, egosu yüksek kompleksli sahtekarlar.

 

Bu toplumumuzda görülen ayrışma, muhasır Medeniyetlere uzanmak isteyen toplumun aydınlık kesimiyle, muhasır medeniyetin tüm nimetlerinden faydalanmak isteyen kesimler arasındaki gizli sürtüşmenin, İktidarın İslami kanadı savunmasıyla birlikte.. Muhafazakar kesimin Mahalle baskıları ve çeşitli ayak oyunlarını da arttırarak topluma baskı ile kendi yaşam tarzlarını kabul ettirme çatışmasına dönmüştür. Kendilerine muhafazakar diyen ve bilindiği gibi, her cemaat gurubunun ayrı, ayrı kendine has bir İslami zikir ritüeli olan, muhafazakarlar koalisyonunun,  içlerinde aynı cemaatin mensuplarının yaşadığı, lüks gettolarda oluşturdukları  kapalı yaşamı, toplumdaki ayrışmayı  gözler önüne sermektedir.  Yaşanan bu durum toplumda gerginlik yaratmakta ve her an patlamaya hazır bir bomba gibi ve taraflardan hiç birinin bu bombadan kurtulmak için düşünce üretmeye gerek duymadıkları bir biçimde orta yerde durmaktadır. Bir tarafta Osmanlının küllerinden modern bir yaşama geçişi, yaptığı bir çok devrimle Yeni Laik Cumhuriyete rejimiyle Türk milletine kazandıran, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkelerinden ödün vermemeye ant içmiş modern bir Türkiye'de yaşamak isteyen bir kesim, Diğer tarafta  çevresinde neler olup bittiğinin henüz farkına varmayan, gerçek muhafazakar kesimi (Tehlikeli olmasına rağmen dini, siyasi referans göstererek) yanına çekmiş, ekonomik palazlanmanın doruğunda, Müslüman hovardası, kendi yaşam tarzını kabul ettirmeye çalışan bir kesim.                 

 

 

Sorunun temeli aslında, kendilerini "Muhafazakarlar" diye adlandıran dini referans alan siyasi yaşama monte etmek isteyen görüşlerinin, bir yaşam tarzı olarak kabul edilmesi için çaba gösteren ve bu konuda ısrar eden bir gurup ile... Dünyevi işlerde aklın hakimiyetini savunan, akılla yönetilen bir toplumda yaşamak isteyen modern düşünen insan olup olamamakta yatıyor. Yani,  günün gereksinimi olan, görgüsü ve bilgisiyle akıl üreten, çağın gerisinde kalmamış, dünya işlerinin ulemaya bırakılmayacağını kavrayabilen insanlar arasındaki güç gösterisi olması ürkütücü bir boyuta ulaşmaya başladığının farkına varılamamasıdır. 

 

Dini öğretilerin insanları olabildiğince insan olmaya yönelik telkinleri 18. yüzyıldan sonra yetersiz kalmaya başladı. Gelişen mantık sayesinde insan önce kendini keşfetti ve 20 asırdan bu yana kendine telkin edilen ve sonu karanlık ama iyi çocukların o karanlığı aydınlatan cennete gönderileceği söylevine inanmıyorlar. Din dediğimiz bu felsefi olguya ulemalar da inanmıyor olmalılar ki,  bu kısacık ömrümüzde ne kadar tıkınırsak o bize kar kalır düşüncesiyle cemaat liderleri olarak lüks içinde bir yaşamı tercih ediyorlar.. İnsanın ham halinden arınıp, insan sıfatını hak edebilmesi, tekâmül olabilmesi için evren ve yaşam hakkında bilgiyi dağarcığına depolaması gerekiyor. Bu bilgiler gerçek olmalı, hurafe değil! Yine bilgilenen insanın düşünmesini öğrenmesi gerekiyor. Çünkü düşünmek için önce düşünebilmeyi öğrenmek gerekir. Yaşamdaki olayları, nesneyi ve insanı değerlendirebilmek için, gerekli öğretiyi almayan bir insanın düşünce boyutu, bir şempanzenin muhakeme seviyesinin bir gömlek fazlası olabilir anca. İnsanı hayvanlardan ayrı tutan en önemli meziyetin, Ahde- vefa duygusu olduğunu unutmamak gerekir. Kendi yaradılışına sebep olanlarla hayatına yön veren toplum büyüklerine vefalı olması gerekir. Bu hayvanlarda olmayan bir duygudur. Birde insan olmanın olmazsa olmazlarından biri "İntibak" etme duygusudur ki, Birçok hayvan nesli intibak edememekten yok olup gitmişlerdir. Gelişmiş İnsandır intibak edebilen. Bir asırdan bu yana modern yaşama intibak edememiş, inandığı dinin kendisine ezberletilen bir kaç dua (Yakarı) haricinde ne olduğunu, din olgusunun felsefesini bilmeyen bir insan, içinde bulunduğu dünyada kendisine bahşedilen yaşamı yaşamadan göçer gider bu dünyadan. Yüz yıldır Modern insanın Toplumların adil yönetilebilmeleri için en uygun rejim olan, demokrasi ve Cumhuriyete 100 yıldan bu yana intibak edememiş bir toplumun fazla yaşama şansı yoktur. Adı "Kendi kendini yönetmek " olan demokrasinin değerini bilmeyen  toplumlar başkaları tarafından sömürülür. Hem de toplumun son ferdinin yok oluşuna kadar sömürülür. Demokratik yönetim şeklini terk eden toplumların, er veya geç, dinozorlar gibi yok olacakları kesindir. Toplumun bu günlerde moda olan deyimle akil insanları, toplumu aydınlatan insanları siz, sadece fikirleri için zindanlara atarsanız, toplumun oksijenini yok etmiş olursunuz. Toplum önünde sahnelenen oyunun son perdesi kapandığında, bu kara mizah bitip te perde inince yani.. Bu çakma öcü tiplemesi, bayağı ve  çirkin  oyunda yer alan oyunculardan hiç biri, bu oyunu seyreden halkı utançlarından selamlamayacak ve kulisten bir yolunu bulup kaçmaya çalışacaklardır. Çünkü bu çatışma yurdumuzun görüp gördüğü son çatışmadır.  Asrın çatışmasıdır. Bu çatışmada galip çıkacak taraf, toplumdaki akil değil ama tekamül etmiş insanda olan akıl olacaktır. Toplumun böyle bir akla, bu aklın sağduyusuna ihtiyacı olduğu şu günlerde. Oburluk sınırını aşarak, bir balon gibi bombe yapan  egoları ile hovardalık duyguları kabaran muhafazakarların, Pardon!.. Bu toplum aymazlarının Kırmızı rujdan, saçın topuzundan ve yüksek topuktan tahrik olmalarının da bu günlere rastlaması tesadüf müdür acaba.

Cemal K. Demir
 

Hiç yorum yok: