Ankara Otelcilik Okulu Günlükleri
(Cemal Demir AOO 1966-1969)
46. KOĞUŞ
Günlerden Pazar
46. koğuş sessizdi
Gelişigüzel dizilmiş
Sıra sıra ranzalar
Okul binasından da eskiydi
Dışarıda fırtına
Cadde lambasına elense çekerken
Dayanamadı Şerif Sivrioğlu
Seslendi
Bekir Efendi! Bekir Efendi!
Donyoz! Donyoz diyom
Petekler buz gibi.
Ettirmen bana şimdi.
Soğuktan duvarlar titredi
Galoriferin yancağ yok
Ne bu len..
Bokumuz dondu gari
Şivesiyle konuşurdu
Ödemişli Şerif
Bekir efendiye sitem eder
Ama kızmazdı.
Çekinerek geldi
Bekir efendi süklüm büklüm
Bir sağa bir sola baktıktan sonrai
Kimsenin görmediği ve duymadığından emin,
Başladı anlatmaya
Halim Beye sordumdu geçende…
Kış geldi… Kömür Lazım.
Havalar soğudu zahir
Kalorifer yanmalı
-Ne dedi Halim Bey
-sıcak su.. da olmalı
Halim Amca ne dedi deyom.
-Ödenek yokmuş
-Ne demek len Ödenek
- Anlamadınmı len.
-Para yokmuş Para !!!
Diye lafa karıştı
Camoka
Paranın adınımı değiştidi len bunlar
Ödenek deyince daha bi hoşmu olyomuş
Ülen burası Devlet okulu değelmi
Yoğsam biz öksüz o çocumuyuz.
Analarımız bizi bureey
Adam olsun diye gönderdi
Kıçı donsun deye deel
Halim amcaya deki
Her Gün Kapuska, Karnabahar
Bıldıra Çıkmaz bu taylar
Arpa Buydey tamamda
Küheylanı tımar Tav’lar
Aha bure yazyom
Acıklı bi mektup yazcem
Bakana.
Adınıda “ALLAHIM! GALORİFERLER YANMIYO, BEN ÜŞÜYORUM.” Koycem
Yok len 46. Koğuş kutuplarda desek daha iyi olur. Adını diye öneri getirdi ikizlerden biri
-Mektubu sen yazarsan adını öyle korsun. diye cevap verdi Şerif.
Koğuşta Gündüz uykusuna yatan Selim, Revire giden arkadaşının battaniyesiyle ilave bir barikat kurmuştu soğuğa karşı. Kafasının üstüne çektiği battaniye yumağını kaldırınca başı çarşaflara Sarılı halde dikildi, canlanan mefta gibi yatağın içinde. Etrafa saçtığı o kesif kokuyla beraber, bir serzenişle, çok gürültü yapıyorsunuz, uyuyan varken diyecekti Ki; Camoka lafı ağzına tıktı. Ben sana kafana o pisliği sürme demedim mi diye çıkıştı arkadaşına. Diğerleri ne olup bittiğini anlamadan Selim dışarı kaçtı.
Ben deolayı merak eden arkadaşlara anlatmak zorunda kaldım. Malumunuz arkadaşlar, ben bir otelde çalıştığım için gece saat 2.00 den sonra geliyorum kuğuşa. Geçende geldiğimde hepiniz mışıl mışıl uyuyordunuz, temizlendikten sonra ses çıkarmamaya özen göstererek, yatağıma girecektim ki,Şimdiye kadar hissetmediğim keskin bir kokunun olduğunu fark ettim. Her tarafı aradım, tüm arkadaşlarıma tek tek baktım ama nafile, çünkü ışığı yakamıyordum.
Bu arada benim kokudan rahatsız olduğumu anlayan Selim kardeşim bana sessizce, Cemal ben saçıma bir ilaç sürdüm o biraz kokuyor dedi. Biraz falan değildi tabi koku, tabiri caizse porsuk’u bile öldürebilir şiddetindeydi. Peki dedim bu ilaç ne işe yarıyor. Benim saçlarım dökülüyor onun için bu karışımı tavsiye ettiler demezmi. Düşünebiliyormusunuz Adam 20 kişilik bir koğuşta kokarca gibi kıvrılıp yatıyor ve rahatsız olmuyor. Tabi hemen her zaman olduğu gibi Banyo için, soğuksudan başka alternatifimiz olmayan Banyoya soktum. Başını 4-5 sabun seansıyla kokmaz hale getirdikten sonra yatağa sokup yine şefkatle üstünü örttüm. Şerif Hadi orda Camoka seni biliyoruz sen o dediklerinin hiç birisini yapmamışsındır. Ya ne yaptım sanıyorsun. Senin yaptığın tek şey çabuk dışarı çık ve temizlenmeden gelme arkadaşım olmuştur. Evet aynen öyle oldu, arkadaşı madara etmek istemedim fakat çok kızmıştım. Şerif yine atıldı – İlacı neymiş len bu kelliğin. Kimsenin teşebbüs etmemesi için söz aldıktan sonra, Karışımın detaylarını, Selimin bana verdiği gibi anlattım. İTarotor tarifi veriyorum sanmayın, çinde Sirke Sarımsak ve yumurta var dersem yetermi.
Rahmetli sevgili arkadaşım İzmir-Ödemişli Şerifin Sivrioğlunun anısına
Başına o karışımı süren arkadaşımın ismi değiştirilmiştir. İnşallah kel olsa bile hayatta ve mutludur.
2011
Cemal K. Demir
Samatya Toplantısına katılan Efsaneler
EFSANELERİ TANIYALIM
Münir, Onun Abilik yaptığı yer önce okuldu
İşinde ve Efsanelerde hep Abi gibi durdu
Sonra abilik mesleği oldu.
Kaya, kendi işini kursada
Otelcilik tutkusu onu, Denizden ve eşinden ayırsada
Kararlıydı. İyi bir otelci oldu.
Hilmi,onu meşhur eden değildir
M. Ali Erbil ile olan isim benzerliği
Genç ve güzel hanımlarla evlilikleridir asıl benzerlikleri
Bu sessiz adamdaki enerji patlaması
Ondadır dostluk ve Adamlığın alası
Vural, Allah arttırsın “Peşin satan adam” duruşu,
Dostlarına olan sevgisi hiç eksilmesin.
Kadri, kadri bilinesi bir dost
63 yıldan bu yana
İyi bir evlat olmaya çalışırken
İyi bir baba ve kardeş oldu.
Zaafı söylenmez fakat, aramızda kalsın
Kadri boş şişeyi de boş konuşanıda sevmez.
Faruk, Aynı zamanda asker arkadaşım
Telaşe müdürüm, sebebi o dur İskendere kardaşım
İskendersiz Helaya gitmez benim arkadaşım.
Erdem, sevgili kardeşim, koğuş arkadaşım
On kuruşluk pokerde çıktı
5 yıldır taşıdığın adın
Sömüüğdün beni Erdeeem! Diye feryadı bastı
Artunç arkadaşın.
Şetvan, soyadı gibi okulumuzun Bayraktarıydı
Asi entelektüel ismi onun hakkıydı
Cemal, bu satırları çiziktiren adam
Ayıp kaçar kendisi hakkında Etse kelam
Eğer bir sözü olsun istenirse
Diyecektirki “Ben kusursuzum” vesselam
Turgut, Abimin dostuydu, benimde dostum oldu
Muhabbetine katılmanızı önerebileceğim
Bu adamı dinleyin diyeceğim, kişi oydu
Cevo bu gün efsanelerin misafiri
Hilminin Amerikadan, benim Tarabyadan
43 senelik arkadaşım
43 yıl hepsini söylemiş
Daha ne söyleyeyim kardaşım
Diğer misafirlerimizi hakkında fikrim oluşacak kadar tanımadım
Ama tanısaydımda bu fikrimi kendime saklardım
Çünkü insanlarda Fikrin oluşması için
Yaşanmışlıklar lazım.
04.12.11
Cemal K. Demir
50 yıllık bir öykü daha
Biliyorsunuz okulumuz ilk iki yıl sadece erkek öğrenci kabul etmişti. Mezuniyet yılımızda bir tiyatro eseri koymak planlandı Sevgili Ruhi prodöktörümüz idi, uzun arayışlardan sonra sadece erkeklerin oynıyacağı bir e...ser arandı ve KAMP 17 bulundu. Ruhi bu kitabı kim bulursa istediği rölü vereceğini söğledi bende hemen milli kütüphaneye gittim , kitabu bulup Ruhiye verdim, yolda da hangi rolü isteyeceğimi araştırdım her ne hikmetse ALMAN subay hoşuma gitti, ZİRA REPLİĞİ AZ İDİ he he ama TEK KELİME ALMANCA BİLMEDİĞİMİ o an unttum..Neyse uzun lafın kısası tüm rolümü ezberleyip- HAYATTAKİ TEK EZBERİMDİR- Oyunu sergiledik..şimdi ben aklımda kalanları yazayım diğer dinozorlar ki oyundaki arkadaşlar ALİ CENGİZ neferim.. ben Subaydım, esir DUNBAR Atıl Dündar (yahu yaşlandım DİĞERLERİ KİMDİ.. neyse onlar bilirler kendilerini) hepsi yazsınlar anılarını SAHNE ZİLİ BULAMADIK FRİTÖZÜ O İŞ İÇİN KULLANDIK.. zaman ayarını yapıp ÖTTÜRDÜK DURDUK!! Provalarda ben Atılı sorgulayıp cevap vermediği için tokatlıyordum Atıla acıdığımdan hızlı vuramıyor devamlı alay konusu oluyordum ama esas oyunda oyunda beklemiyordu ÖĞLE OKKALI ATTIM Kİ Atılda beklemiyordu POPOSUNUN üstüne çöktü. Toprağı bol olsun Validesi de seyrediyordu YÜKSEK SESLE ELLERİN KIRILSIN dediğini hala duyar gibiyim, (Atıl gözlerim buğulandı seninde buğulandığından eminim) Perde mekanizması iple çalışıyordu o kadar kalabalıkdıki birisi perdenin üstüne abanmış perde kapamıyordu hatta ip kopmuştu hele o perdeyi tutan- YERDE KAN VARDI -KANI TABİİKİ SALÇA idi AAA BU SALÇAYMIŞ diyince perdeyi öğle hışımla çektim ki garibanda sırt üstü düşmüştü.. EN SON OLARAK DAVETİYELERİ YOLLARKEN Aman lütfen Almanca bilen getirmeyin demiştim..
NOT: Birkaç güzel anı daha var bilenler yazssın ben de ilave ederim.. AL SANA CEMAlCİM BİR DİNOZOR ANISI DAHA
TURİZMİN GELECEĞİ CEHALETE TESLİM EDİLMİŞ
BAŞTA SAYIN ANKARA OTELCİLİK OKULU MÜDÜRÜ VE TÜM “ANADOLU TURİZM MESLEK LİSESİ “ TABELASINI BEŞ EVLERDEKİ OKULUN ALNINA ÇAKAN SORUMLULAR.
“RESTAURANT” TÜRKÇE BİR KELİME DEĞİL, TÜRKİYEDE TÜRKLERE HİTABEN YAZILMIŞ, TÜRKÇE BİR YAZIDA KULLANDIĞIMIZ SIFATIN AİT OLDUĞU MEMLEKETTEKİ GİBİ İFADE EDİLMESİ, TABİRİ CAİZSE GÜZEL BİR KÜHEYLANA SEMER VURMAYA BENZER. FAKAT YAZI ŞEKLİ NE OLURSA OLSUN, TÜRKÇE YAZDIĞIMIZ İFADELERDE, DİLİMİZE GİRMİŞ OLAN BU KELİMENİN TÜRKÇESİNİ “RESTORAN” YAZMAKTA BİR MAHSUR YOKTUR. TURİZM’DE TÜRKÇE BİR KELİME DEĞİL FAKAT ONUN MENŞEİNE UYGUN OLARAK (TOURİSM) YAZMIYORSUNUZ .
AŞAĞIDAKİ YAZIYI GOOGLE’DAN ALDIM. BENİM 1969 YILINDA MEZUN OLDUĞUM ANKARA OTELCİLİK OKULU’UN MÜFREDATINDAN BAŞLAYIP, UYGULAMA DERSLERİNDEKİ LAKAYTLIĞI GÖRDÜKTEN SONRA BURADAN OTELCİ YETİŞMEZ İSYANIMI DOĞRULAR NİTELİKTE OLAN, YEMEK FİYATLARINI DAHİ “GOOGLE’”DA İLAN EDECEK KADAR KALİTE VE ETİK DEĞERLERİN DÜŞÜRÜLMESİ BENİ HİÇ ŞAŞIRTMADI AMA FAZLASIYLA ÜZDÜ.
BENİM TÜM ESKİ MEZUN, GÜNÜMÜZÜN İYİ BİRER OTELCİLERİ VE YURTDAŞLARI OLAN ARKADAŞLARIMDAN BİR RİCAM VAR. GELİN OTELCİLİK OKULUNUN AÇILIŞININ 50. YILINI KUTLADIĞIMIZ BU YIL, OTELCİLİĞİN GELECEĞİNİ KURTARALIM VE HİÇ DEĞİLSE ANKARA OTELCİLİK OUKLUNUN BU DURUMUNU DÜZELTMEK İÇİN, BİR PANEL DÜZENLEYELİM, SORUNLARI TESPİT EDİP, GEREKENİ YAPALIM. OKULUMUZUN 50. YILINDA AVRUPADAKİ EMSALLERİ ARASINDA GÖSTERİLMESİ GEREKİRKEN DÜŞTÜĞÜ HALLERE BAKIN.
TATBİKİ DERSLERDE ALKOL YASAK, DOMUZ ETİ Mİ ? ALLAH KORUSUN. ZİHNİYET BU OLUNCA DA SORMAK GEREKİR.
MESLEĞİMİZİN OLMAZSA OLMAZI OLAN, TURİZMİN , OTELCİLİĞİN VE TABİKİ MEDENİ İNSAN İLİŞKİLERİ VE DAVRANIŞLARININ, ÖĞRETİSİ, “ADABI MUHAŞERET KURALLARI EĞİTİMİ” (ETİKET) KALKTIMI BU OKUL MÜFREDATINDAN. BAHÇESİNGE GÖZLEME SATILAN BİR OKULUN RESTORAN KASASINDA FİŞ KESN BİR MEMURU VAR. SANIRSINIZ Kİ 3. SINIF BİR ESNAF LOKANTASI.
T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YETKİLİLERİ SİZE SORUYORUM. SİZİN BU OKULDA TURİZMCİ YETİŞTİRMEYE NİYETİNİZ VARMI?
ŞU ANDA BİLE BEN BU OKULDAN MEZUN OLDUĞUMU SÖYLEMEKTE ZORLANIYORUM. OKULUN YÖNETİLDİĞİ ZİHNİYETLE BURADAN 3. CÜ SINIF TURİZMCİ ÇIKARABİLİR DEMEK BİLE YALAN OLUR.
16.12.2011
CEMAL K. DEMİR.
ANKARA OTELCİLİK OKULU VE EFSANELER
Emin Korhan Ayhan
Hep söylenir, -Bizim okulda yapılan geyik karşılaştırıldığında “Ha Babam sınıfı ” sınıfı geçemez.
Doğrudur, Ha babam sınıfı o günün şartlarında yasaklı olması sebebiyle Rıfat Ilgaz tarafından “Stepne” Adıyla yazılmış, bu gün bile çok okunup izlenen değerli bir eserdir. Bu eserde Mesleği öğretmenlik olan Rıfat Hoca talebelerinin davranışlarını hicvetmiş ve onların diyaloglarını, davranışlarını usta bir dille aktarmış ve çok başarılı olmuştur.
Bizim okulun yazılmamış geyikleri ise... (Akıl fazlalığından) Milli eğitim müfredatını kendi kafalarındaki eğitim sistemine adapte etmek isteyip de, okul idaresi tarafından kibarca okulun çıkış yönü tarifini almış Cin Alilerin gerçek yaşam hikayeleridir. Yurdumuzun her köşesine mensup bu azgın gurubun, ebeveynlerin zorlamasıyla Tahsili tamamlama girişimi olarak “Mektebi son çare” okulumuza kapağı atmasıyla ortaya çıkan kendilerine has bir dil kullanarak oluşturulmuş, melez bir mizah salatası sunumudur, taklidi yapılamaz gerçeklikte ve tabidir.
İçinde daha çok yaşanmışlıklar vardır, Çeşnisi, anadolu’daki değişik mizah kültür harmanıdır.
Başkaldırış, asi davranışlar, okulda kayda geçirilen sinir krizleri bile mizansendir. Talebeler kendilerini “Orta oyun” cazibesine o kadar kaptırmışlardır ki; Yaşam düzenlerini sahne olarak kabul ettikleri okullarının duvarları içinde kurmuşlardır.
Bu oyunu hiç prova yapmadan ve her gün değişik kişilerle ve değişik repliklerle sahneye koymak için olağan üstü yetenek gerekir. Evet, her gün sahne alıp doğaçlama oyun oynayan bu hergeleler çok ama çok, kıskanılacak kadar yetenekliydiler.
Birçok kara mizah ulemasının aynı yıllarda bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bu kaotik durum. Okulda görevli fakat Zekâ düzeyleri normal seyreden eğitimci gurubu da telaşa düşürmüştür.
Çünkü karşılaştıkları şey, o güne kadar hiç görmedikleri, duymadıkları cinsten bir meydan okumadır. Bilinçli, akıllı, istekli, dirençli ve mizah yoğunluğu olan bir öğrenci topluluğuyla baş etmek zorundadırlar.
Benin Okula kaydım okuldaki başıbozukluğun doruğa vardığı yıla rastlıyor, Sene 1966 Eylül Ayı ortaları
Ankara henüz sonbahara hazırlanmamış, kış aylarında yoğunlaşan tütün kokusunu üzerinden atamamış bir sigara tiryakisi gibi kömür kokusunun dalga, dalga etrafa yayıldığı bir şehir.
Okulda yeni tanıştığım burnundan kıl aldırmayan her cins ve boydan tipler. (Bu arkadaşlar ve okul yaşantımızla ilgili yazacaklarım çok.)
Türkiye’nin Teksası Manyaslı olup, Istanbul'da Karagümrük kaldırımı çiğnemişseniz sizi hiçbir şey şaşırtamaz. Bana da öyle oldu, hemen kendi kalibremde olan arkadaşlar buldum.
Okulda dersler başladı, Okul tam aradığım gibi bir yerdi, Oraya bizden önce gelmiş ağabeylerimiz kendi istedikleri eğitim düzenini kurmuş, okul idaresinin direnci büyük ölçüde kırılmıştı. Müdürümüz, otoriteyi bir abi edasıyla tatlı sert karşılıyordu ve bu günkü deyimle, birçok üst sınıf abimizin de kankasıydı.
Okulumuz talebeleri mizah ürettikleri oranında marazda üretirlerdi. Maraz üretmeye sonradan başlayıp, bu konuda yıllarca birinciliği kimseye kaptırmayan arkadaşlarımızda vardı.
O günlerde Bir çay partisinde servis yapacak, 1.i sınıf talebelerinden eleman aramaya başladılar. Hafta sonu olduğu için tam okuldan ayrılıp, çıkmak üzereyken, bir iki kafa dengi arkadaşla çay partisinde garsonluk yapmaya karar verdik.
Bizi o partiye kiralayan (Pardon, götüren) daha sonraki hayatımda sık, sık karşılaşacağım Emin Korhan Ayhan’dı.
Size bu gün anlatmak istediğim okulumuzun ilginç şahsiyetidir Korhan. Çok zeki, her zeki insanın üzerine taşıdığı ego paltosu ağır çekenlerden biridir o. Doğru yanlış hiçbir durumda kararsız olmamıştır, kararlığı yüzüne yansır. Bazı insanlar vardır, sizinle konuşurken başka tarafa bakmak nezaketsizliğini gösterirlerde siz rahatsız olursunuz. Korhan da bunun tam tersini yapar sizinle konuşurken gözünüzün içine öyle bir bakar ki; Rahatsızlıktan öte hisler uyandırabilir bu bakış.
Aslında onun gözünüzün içine bakması tamamen içgüdüsel bir zekâ refleksidir. Korhan Ayhan Sizin söylediklerinizi dinlerken, söylemediklerinizi de gözünüzden okuyan adamdır.
Onu okul yıllarından sonra ilk defa Frankfurt kentinde Tuna’nın doğum günü partisinde gördüm. Tabi iki baskın karakterin karşılaşması kavgasız olmazdı, bu ilk kavgamız olmadı, daha sonra çok iyi geçindiğimiz anlar az değildi ama biz fırsat buldukça o fırsatı değerlendirip kavgamızı ettik
Sanıyorum Emin Korhan Ayhan Bey, Egosuna karşı koyamadığından, savunma mekanizmasını hirarşik düzene göre kurmuştu. Alt sınıf üst sınıf farkını baskı unsuru olarak kullanıp, bana psikolojik ayar çekiyordu.
Onunla kavgalarımız yüzünden birçok arkadaşımla da papaz oldum. Hiç aldırmıyorum, vicdanım rahat çünkü benimle papaz olan arkadaşlarım bile olaylarda beni haklı bulmuşlardı.
Bu çelişkinin sebebi, Aslında kendisini takdir ettiğim ve özünde sevdiğim Korhan’ın Omurga probleminden dolayı, ciddi şekilde hareket alanının kısıtlı olmasından kaynaklanan durumu sebebiyle ortak dostlarımızın benden bekledikleri, hoşgörü isteğiydi. Burada ayar çekilen bendim, siz değildiniz, benden istediğiniz hoş görüyü siz yapabiliyor muydunuz? Bakın sevgili arkadaşlar, benim sevdiğim takdir ettiğim arkadaşa yapabileceğim en büyük kötülük, beynimizle yaptığımız tartışmada onun fiziki yetersizliği için hoş görmektir. Benim beyin engelli arkadaşlarıma gösterdiğim hoşgörüyü, zekâsıyla parmak ısırtan bir adama göstermem abes kaçmaz mı? Adam beyninde Türkiye ortalamasının çok üstünde bir zekâ taşırken, benim ona yaptığım ayrımcılık sebebiyle yıkılmaz mı? Ben Korhan’ın bu durumu çok iyi bildiğine adım gibi eminim. Evet, arkadaşım; Birçok dostumuzun ve benim tercihimiz, senin akıl almaz taşkın eylemlerinden dolayı, “Seni uzaktan sevmek” ti aslında.
Cuma günü, Bir Tiyatro fuayesinde seninde Samatya Yemeğine katılacağını duyunca, kaynar sular başımdan aşağı döküldü sanki. İlk tepkim, olmaz olamaz! Bu sabotaj, Bomba bu! Gibi laflar ettim. Fakat sonra düşündüm, Münir’le konuştum. Sen ben ve birkaç arkadaş otursak mesele değildi benim için, hiç mi taşkın sarhoş görmedik derim. Fakat geleceğini açıklamam durumunda senin adını duyan, kişilerden en az yarısının iptal edeceği bir yemekten bahsediyoruz.
Nihayet bunca yılın hatırına, sağduyu ve geçmiş günlerimiz daha doğrusu her şeye rağmen, ateşi sönmemiş dostluğumuz ağır bastı riske girmeye değer dedik.
Sevgili Münir’le, senin aslında değerli biri olduğuna karar verdik, taşkınlık yaparsan bir yere götürürüz deyip, durumu kabullendik.
Şimdi yazacaklarımdan önce sana Efsaneler ve kendi adıma “HOŞGELDİN” demek istiyorum. Hayır, bu “Hoş geldin Geceye Almanya’dan gelip katıldığın için değil. Eskinin salon adamı, hoş sohbet, saygılı Korhan olarak, aramıza katıldığın için. Hakkındaki düşüncelerimizi yok ettiğin için, takdir edildiğin gibi hakkında yanlış kanaate vardığımız için bizi mahcup ettin.
Şimdi sana içtenlikle Almanya’dan kalkıp, İstanbul’da organize ettiğimiz, seninde mensubu olduğun efsaneler gurubu yemeğine geldiğin için teşekkür ederiz.
Hep böyle kal, bizi değerli kişiliğinden mahrum bırakma sevgili dostum.
13.12.2011
Cemal K. Demir
BİTMEYEN DİRENİŞ
Not: Bu yazımı Okulumuzun Efsanelerine adıyorum. İyi ki varsınız. … Ve bazılarımız bunu fark ediyor.
Ankara’ya has sisli bir Pazartesi Günü, Yıl 1965 Kasım ayının ilk pazartesi, yer Bakanlıklar
Maarif Bakanlığı’nda Okulumuzu ilgilendiren, önemli bir toplantı var. Konu: Ankara Otelcilik Okulunun geleceği.
Bu okula Artık Amerikan yardımı yapılmayacaktır. Sorumlu müsteşardan görüşü istenir.
Turizme hizmet edecek personel yetiştirmek için, bu okul gereklimidir.
Saygıdeğer müsteşar görüş bildirir, Turizm Bakanlığını Otelleri vardır. Orada kurslar açılıp, Servis eleman Yetiştirilebilir. Bu görevi Turizm Bakanlığı kendi bünyesinde ifa edebilir. Bunun için altyapıları mevcuttur.
Ve karar verilir. Ankara Otelcilik Okulu kuruluşundan 4-5 yıl sonra kapatılacaktır.
Fakat bir sorun vardır 1965-66 ders yılı bir buçuk ay önce başlamış bulunmaktadır. İkinci bir sorunda Maarif okul binası için kira kontratı yapmış ve kontratın yenilenmesine bir yıl daha vardır.
Karar verilmiş okul kapatılacak, fakat bu arada okula 1964 te başlayan öğrencilerin bir yılı da boşa gitmiş olacaktır.
Her zaman Akil adamlar konusunda bu günde olduğu gibi, o dönem’de şansız olan Maarif Bakanlığı
Nihai bir karar alır.
Bundan böyle okula yeni talebeler alınmayacak, mevcutlar mezun edilip okul kapatılacaktı.
Beş evlerde yeni yapılan Okul Yanındaki İlahiyat Fakültesinin bir ünitesi olacak, yatakhane kısmı da ileride memleketimizi aydınlatacak olan imam adaylarına tahsis edilecektir.
Peki, bu İs karası, Altı Tamirhane üstü Meyhane diye anılan mabedimiz ne olacaktı dersiniz.
Onun yeri çoktan hazırdı, sonra b Yeni mahalle istikametinde birkaç yüz metre ileride kurulan Tarım Bakanlığı Toprak analizi kurumuna devredilecekti.
Nasıl oldu da Okulumuz ve onun beş evlerde Otelcilik Okulu diye açılıp, sonra Maarifin kendi istediği şekle soktuğu okul bu güne kadar yaşayabildi.
Ey Ankara Otelcilik Okulunun muhteşem fertlerden oluşan büyük ailesi. Şunu çok iyi bilmelisiniz ki; Var olmamız için yapılan cambazlığı, Yunus Hocanın bitmez tükenmez direncine, kırılamaz iradesine ve müthiş zekasına borçlusunuz.
Sadece bu sebepten 1-2 yıl sonra Okulda istenmeyen adam propagandası başlatılmış, başarılı olamayacaklarını anlayınca onu türlü entrikayla sevgili okulundan ve öğrencilerinden koparmışlardır.
Gitmeden önce hoca koskoca Maarifin kıvrak zekâ zadelerini dize getirmiş, Okulun kapatılmasının mümkün olamayacağı duruma getirmiştir.
Ancak 1973 yılından sonra okulun eski tedrisatını kurban ederek birazda maarifin akil adamların isteğine boyun eğilerek, bir orta yol bulunmuş ve okul bu günkü halini alma yoluna sokulmuştur.
Yunus Aslan bu sebeplerden dolayı bir efsanedir ve kendi zamanında efsaneler yetiştirmiştir.
Okulun kapatılıp, Tarım Bakanlığına verileceğini duyan 1967 mezunu ağabeylerimiz ayaklanarak boykot yapmışlardır. Okulun her yanına pankartlar asmışlar, o pankartlarda hemen yanımızda nöbet tutan Furuko tabir ettiğimiz Polis amcalarca toplatılmıştır.
Boykot büyük ses getirmiş Maarif sessiz sedasız bu işi yapamayacağını anlamış ve rotayı başka yöne çevirip, enerjisini bu okulun müdürünü etkisiz hale getirmek için harcamıştır.
Peki, Okulumuzda boykotu organize eden, pankartları talebelere dağıtan kimdir dersiniz.
O zat, “Tek kişilik ordu “ lakabına layık olan Okulumuz müdürü Yunus Aslandan başkası değildi.
Şimdi neden “efsaneler” dediğimi ve kolay efsane olunmayacağını anlamışsınızdır umarım.
O gün o pankartı (Şetvan Bayrak başta olmak üzere) asan, boykota katılan ve bu direnişi organize eden Aslan Hocamıza müteşekkiriz. İyi ki varsınız, iyi i bizimlesiniz.
Bu Gün ellinci yılımızı kutluyorsak Siz hocamıza, Öncülerimize ve kısacası efsane olanlara çok şey borçluyuz.
08.11.2011
Cemal K. Demir
GENETİK HAFIZA(MIZ)
Her ne şekilde ve biçimde yapılsa da genetik hafızanın Uludağ sözlüğe göre tarifi şöyledir.
Irksal ve genetiksel açıdan kuşaktan kuşağa aktarılan ve içgüdülerin şekillenmesinde rol oynayan hafıza çeşididir.
Genetik hafızadan misal vermek gerekirse, Caretta Caretta kaplumbağalarının, hayatlarının ilk yumurtlamasını hiç bilmedikleri halde doğdukları yere gelerek bırakmalarını gösterebiliriz.
Yine buna benzer Alabalıkların ve hatta Yılan balıklarının binlerce mil göçü emsal gösterilebilir.
Tabiatta yaşayan canlılarda buna benzer çok örnek olduğu gibi, genetik hafızası olmayan ve bu şekilde davranmayan çok değerli canlılara da rastlamak mümkündür.
Kısacası genetik hafızamız bizi, aslında bilinçaltı diye bir şey olmamasına rağmen, bilinçaltı davranış diye tabir ettiğimiz fakat nedenini pek bilmediğimiz yöntemle yönetir.*1
Bildiğiniz gibi, bu yıl 1961 yılında Turizm sektörüne hizmet etmesi amacıyla kurulan, Ankara Otelcilik Okulunun 50. Yılını kutluyoruz. 50 yıl içersinde çeşitli coğrafyalarda yaşamını sürdüren okulumuz mezun sayımızın 2000 rakamına ulaştığını düşünüyorum. Elli yıl… Bir ömürlük zaman. Her AOO mensubunun yarım asırlık bir geçmişe sahip olmaktan gurur duyduğuna ve kutlamalarda beraber olmak isteyeceklerine inanıyorum.
Fakat değişik ülkeler, hatta kıtalarda ikamet eden bu kadar kişiyi bir araya getirmenin imkânı olmadığı için, bu yılın tümünü, yani ellinci yılı devirdiğimiz Eylül 2011 tarihinden başlamak üzere bir yıl sürecek, “50. Yıl kutlamaları” adıyla, 1 Eylül 2012 ye kadar sürecek bir kutlama yılı ilan edelim. Konumuzla ilgili çeşitli paneller düzenleyelim. Öyle ya elli yılı devirdik ama biz ne olduk, nereye vardık, turizme katkımız oldu mu?
Tabi, eski arkadaşlarla toplanıp hoş sohbet saatler geçirmeyi de ihmal etmeden dönüp arkamıza geçen 50 yılın bilançosuna şöyle bir bakmamız gerekmez mi?
İşte bir gurup AOO mezunu olarak, olayları yerinde tespit için 24 Eylül 2011 de Ankara’dayız.
Eski okul binası yerinde duruyor mu, etlik kavşağı, yeni mahalle yolu, EGO Otobüsleri hizmette mi gibi birçok soruya cevap arayacağız. Şaka bir yana, hafızanı tazelemek istiyorsan ta.. En başa dönerek, detayları bulup çıkaracaksın. O zaman şimdiki yerini tam olarak tespit edebilecek bulgu ve bilgiye sahip olabilirsin.
Aslında bizi Ankara’ya bu işin başladığı yere, yani doğduğumuz yere çeken şeyin bizim genetik hafızamız olduğuna inanıyorum. Nedeni açıklanamayacak bir durum bu.
Bizim türümüz genetik hafıza mirasını terk edemez, edemiyor. Bırakalım o zaman bizi birazda duygularımız yönetsin. Konu genetik hafıza olunca… Bizim Careta Caretta kaplumbağalarından farkımız ne?
Cemal K. Demir 15 09.2011
*1 Sigmund Freud’un talebesi Alfred Adler (1938) der ki; Bilinçaltı diye bir şey yoktur, beyin sadece kaydettiği şeyleri yeri geldiğinde kullanmasını çok iyi bilen bir organdır. Siz sadece, Beyninizi bilgi ve deneyimle besleyin, gerektiğinde sizin bile farkınızda olmadan beyin bu bilgileri sizin yerinize kullanacaktır. Bu durumda “Genetik hafızanın” reenkarnasyonla ilgisi olabileceği düşünülebilir.
AOO EFSANELERE TEŞEKKÜRLER.
Sevgili Dostlar, Bizim “Efsaneler nostalji gurup” üyelerinin birbirlerini yakından tanıdığı küçük bir gurup.
Gurubun kuruluş amacı, 1962 Teksifi olarak bilinen ağabeylerimizden başlayarak Okulun isminin ve müfredatının değiştiği, 1974 ders yılı sonuna kadar geçen zamanda, Ankara Otelcilik Okulundan mezun olmuş arkadaşların iletişim sağlayacağıydı
Adının “Efsaneler Nostalji gurubu” olması ise bu gurupta, okul anılarından başlayarak arkadaşlarımızın mesleki yaşam tecrübeleri kendi anlatımlarıyla yayınlanacaktı.
Efsaneler gurubundaki dostlarımızın kuruluşundan bu güne kadar geçen zaman içinde çeşitli etkinlikler düzenleyerek sıkça bir araya gelmeleri, örnek gösterilecek etkinliklerdi.
Bu etkinlikleri düzenleyen, fikri veren ve etkinliklere katılan arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Yukarıda bahsini ettiğim gibi, yapılan bu güzel şeylerin perde arakasında kalan nahoş olaylara değinmek istemiyorum. Fakat şunu hatırlatmamda yarar olduğunu sanıyorum. Bizim etkinliklerimiz, tüm Efsaneler camiasını ilgilendiren etkinlikler olduğu için, Etkinlik sorumlusu olarak, bazı konularda “dikkatli” davranmamız gerekebiliyor. Bu konuda uyarılan sevgili arkadaşlarımızın, önceleri anlayış gösterdikleri uyarımıza, daha sonra takındıkları ısrarlı tutumlarıyla, durumun rövanşını almak ister gibi davranmaları gurup içinde huzursuzluğa sebep olmaktadır.
Beni tanıyanların çok iyi bildiği gibi, Bazı “can dostlarımın” arzusu dahi olsa, hiçbir zaman kişisel çıkar ve duygularımı ön plana alarak, mensubu olduğum toplumun huzursuz olmasına sebep olmak istemem. (Lafın özü, ben herkesin oturak yerine uyacak don biçme çabasında olmadım ve olmam da imkansız. Bu konuda dostlarım beni affetsinler.)
Bu sebeple Efsaneler gurubu da dâhil olmak üzere, Okulumuz mezunlarının yaptığı yapacağı etkinliklerde sorumluluk almayacağım gibi, bundan böyle eski dönemlerde yaptığım gibi dostlarımla münferit olarak bir araya gelmeye karar vermiş bulunuyorum.
A.O.O Efsaneler gurubu etkinliklerine, samimi dostluğunuza tüm AOO Efsaneler ve şahsım adına teşekkür ederim.
12.01.2012
Cemal K. Demir
EFSANELER… ESKİ AOO ESKİLERİ
(Onlar kendi kaderlerini kendileri çizdiler, Çünkü Her şeyin el yordamı, “Dene ve gör” metoduyla yapıldığı bir memleketin çocuklarıydılar, önlerinden giden, onlara örnek olacak kimse yoktu.)
AOO Efsaneler gurubundan haberiniz var sanırım.
Bu gurubun hikâyesi, Yurdumuzun her köşesinden gelen süzme hergeleler ile Anadolu’nun (Bu gün bile, Türk tipini temsil ettikleri varsayılan) bıçkın delikanlılarının yetkililerce seçilip homojen bir şekilde hergele sınıfı ile karıştırılarak Yurdumuzun ihtiyacı olan Otelcilik mesleğine uygun melez bir ırk yaratma düşüncesiyle başlamıştır.
Altmışlı yılbaşlarında uygulamaya konan bu proje, Türkiye’nin turizmde atağa kalkma projesidir ve her şeyde olduğu gibi bu projede, bir Türk vatandaşımızın düşünce ürünü değildir. Amerikalı bir meslek erbabının, Türk tanıdıklarına önermesiyle Türkiye’de olmayan turizm sanayi Ünitelerinde çalıştırılacak eleman yetiştirilmesi için, kurulmasına karar verilen bir okuldur Ankara Otelcilik okulu.
Apar topar metruk bir bina bulunur, içine gelişigüzel mefruşat döşenir. Tabela’sı da
Mahallenin en afili tabelacısına Siyah cam zemin üzeri yaldız kullanılarak majüskül harflerle yazdırılmıştır. Okula demirbaşına, Amerikan kolejlerinde olduğu gibi uzun burunlu bir Ford Otobüs ilave edilmesiyle o günlerin eğitiminde öğrencilerine gıptayla bakılan “ Otel Management Collage of the State of Turkey “ imajı tamamlanmıştır.
Tüm bu güzelliklere ilaveten, Amerikan ordu emeklisinin ruhuyla bezenmiş, Halim Bey figürünü ilave etmezler mi kompozisyona. İşte o zaman yeme de yanında yat olmuş.
Önceleri bu mesleği Türk erkeklerine yakıştıramayıp, bu okulda eğitmek için dışarıdan öğrenci getirmeyi düşünmüş, bu fikri Amerikalılara açmışlardır. “ -Bu proje çok iyidir fakat, bizde bunu yapabilecek eleman bulmakta güçlük çekeriz. “ deseler de, Amerikalı danışmanlar, Türklerin bazı mesleklere karşı ön yargılı oldukları, dahası bunu komplekse dönüştürdüklerini düşünemezler ve insanlarımızı ciddi bir şekilde fiziksel ve zekâ durumlarını incelemeye tabi tutarlar. Uzun incelemeler sonunda Türk gençlerinin, bu işi yapabilecekleri raporunu Bakanlığımıza verirler..
Bundan sonra yapacak bir şey kalmaz. Vakur Türk erkeğinin tarihinde bundan sonra “Mektepli garsonluk” dönemi başlamıştı. Geçtiğimiz günlerde 50 Yılı kutlamalarını yaptığımız, okulumuzun kuruluşuna paralel olarak, Türk erkeğinin Mektepli Garsonluk döneminde 50. Yılına ulaştı diye de kutlayabilirdik.
Amerikalı ne derse bu gün olduğu gibi o günde yapıyorduk. Adamların söylediği Tanrı buyruğu gibi. Batıya benzemek için harcadığımız çabanın yarısını Biz olmak, kendi benliğimizi bulup kendi düşüncemizi yansıtan fikirler üretmek için harcasak, inanın Dünyanın ilk kalkınmış beş ülkesi içinde olabilirdik.
Bu uğurda Bürokrasimiz nelere katlanmadı ki; Hatta çok değer verdikleri, örnek Anadolu ırkının yukarıda bahsi geçen akıl dozajı fazla kaçmış hergele sınıfıyla karışımından oluşabilecek zararlar konusunda psikologların uyarılarını da dikkate almamış, o gençlerde ileride olabilecek kişilik bozuklukları riskini göze alıp, Projenin aksamasına meydan vermemişlerdir. O zamanın ileri görüşlü Türk bürokratları. Her şeye rağmen bu karışımı yapmış ve Saç telinden Ayak parmak ucuna kadar “Salon Adamı” olan bu otelci tipini yaratmışlardır.
Çünkü Bakan emir vermiştir, Amerikalılar gücendirilmeyecek, Onların öngörmüş olduğu gibi, yurdumuz için hayırlı olacak, bu büyük proje için hiçbir fedakârlıktan kaçılmayacaktır. Çünkü Türkiye’nin geleceği bu projenin başarısına bağlıdır. Burada birkaç gencin doğru bildikleri yoldan, pardon yaşam tarzından kopmaları, örnek Anadolu görüntüsünden ve hatta örf ve adetlerinin bir kısmından uzaklaşacak olmaları, bu uğurda verilebilecek en küçük kayıptır.
İnsan düşündükçe gülmesinin mi yoksa ağlamasının mı doğru olacağına karar veremiyor. Takım elbise almadan, şık bir kravat alıp, sonradan façayı kravata uygun bir şekilde düzmek gibi. Nasıl ağlamazsınız her şeyde öncüsünüz, Seyahat acenteleri bile birkaç yabancının elinde ve yok denecek kadar az. Siz her şeye örnek oluyorsunuz. Dahası, Henüz o zamanlar Memleketimizde Turizm Bakanlığı yok, ancak 1963 yılına gelindiğinde “ T. C. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı “ adıyla bir bakanlık kuruluyor.
Bakanlığın ilk çalışması 1965 yılında 2471 turiste 17 soru yöneltilerek yapılan bir anketle başlıyor. O yıl Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısının %1 i ne tekabül eden bu sayı gerçek hakkında bilgi vermiyor deyip rafa kaldırılıyor.
1960 Yılındaki yurdumuz Otel sayısı 50 Adet, yatak sayısı ise sadece 6163. Komşumuz Yunanistan’ın yatak sayısı 50.000. Almanya ve İngilterecin yatak sayısı ise 1000.000 dan fazlaymış.
Projenin yürürlüğe girdiği o günlerde Türk turizminin Bir milyar US Doları bulmayan yıllık gelirinin Bu gün 20 – 25 milyar US Dolar’a çıkmış olması projenin başarısını göstermez mi?
Genellikle başka yerlerde dikiş tutturamamış. Yurdumuzda uygulanan, Maarif müfredatıyla kavgalı. Bakanlıkça hiçbir zaman değerleri bilinememiş ve hayatlarındaki son Şans olarak gördükleri, (Amerikan yardımıyla Maddi ve teknik bilgi gibi, 1961 senesinde Payitahtımız Ankara’da kurulan) AOO ya kapağı atmış olan bu gençler, el yordamıyla yapılacak işleri kendi zekâlarıyla çağımıza uygun eğitim metodu uygulayarak, lehlerine çevirmişler. Böylece daha okula başladıkları yıl, inisiyatifi ellerine almışlardır. Bu mesleğin yapılması için gerekli öğreti kodlarını, o günlerde okula atanan ve Yunus Aslan başta olmak üzere, birkaç idealist eğitmenleriyle birlikte hazırlamışlardır. Hatta böyle bir okulun nasıl idare edilmesi gerektiğini bilemeyen Maarif vekâleti bürokratlarına da ders vererek, Kendilerine uygun gördükleri, modern yaşam tarzını yetkililere benimsetip, Arzuladıkları dünyayı AO Okulunun bünyesinde kuran. Saygıdeğer kişilerden oluşan bu gurubun adı “Efsanelerdir”.
Efsanelerden istenen sadece anılarının sitede yayınlanmasına müsaade etmeleridir.
Bu yaşanmışlıkların gelecek kuşaklara ulaşmasını sağlamak hepimizin görevidir.
Buluşmalarımıza, o tarihlerde durumu müsait olan arkadaşlar muhakkak katılmalı, Efsanelerin efsanelerden bahsetmesinden sıkılmayacak, yakınlarını getirmelidir.
Efsanelerin Yaşam felsefesi:
“YAŞAM BİR SANATTIR
ONU YAŞAYAN KİŞİ
FARKINDA OLMASA DA SANATÇIDIR.”
O GÖÇSEDE YAPITLARI KALIR
BUNLAR BAZEN EVLAT
ANA, BABA YAR..DIR.
BAZEN TEK SATIRLIK MAHYADIR.
FAKAT EN DEĞERLİSİ
BIRAKTIĞIN ANILARDIR.
(Anılarınızı yazın arkadaşlar)
Gelin hayattayken yaşamız da tarz oluşturalım
Değerlenelim
Paha biçilemeyen yaşamımıza
Değerimizi, değerlerimizi anlayıp yaşayan, birer fert olarak devam edelim.
Göçtüğümüzde tarihe şahitlik etmiş,
Milyonlarca yılın toprağını taşıyan kabrimiz
Arkamızda ağlamaklı bıraktığımız
Gençlerimiz
Bizimle gurur duysun.
14.11.2011
Cemal K. Demir
50 yıllık bir öykü daha
Biliyorsunuz okulumuz ilk iki yıl sadece erkek öğrenci kabul etmişti. Mezuniyet yılımızda bir tiyatro eseri koymak planlandı Sevgili Ruhi prodöktörümüz idi, uzun arayışlardan sonra sadece erkeklerin oynıyacağı bir e...ser arandı ve KAMP 17 bulundu. Ruhi bu kitabı kim bulursa istediği rölü vereceğini söğledi bende hemen milli kütüphaneye gittim , kitabu bulup Ruhiye verdim, yolda da hangi rolü isteyeceğimi araştırdım her ne hikmetse ALMAN subay hoşuma gitti, ZİRA REPLİĞİ AZ İDİ he he ama TEK KELİME ALMANCA BİLMEDİĞİMİ o an unttum..Neyse uzun lafın kısası tüm rolümü ezberleyip- HAYATTAKİ TEK EZBERİMDİR- Oyunu sergiledik..şimdi ben aklımda kalanları yazayım diğer dinozorlar ki oyundaki arkadaşlar ALİ CENGİZ neferim.. ben Subaydım, esir DUNBAR Atıl Dündar (yahu yaşlandım DİĞERLERİ KİMDİ.. neyse onlar bilirler kendilerini) hepsi yazsınlar anılarını SAHNE ZİLİ BULAMADIK FRİTÖZÜ O İŞ İÇİN KULLANDIK.. zaman ayarını yapıp ÖTTÜRDÜK DURDUK!! Provalarda ben Atılı sorgulayıp cevap vermediği için tokatlıyordum Atıla acıdığımdan hızlı vuramıyor devamlı alay konusu oluyordum ama esas oyunda oyunda beklemiyordu ÖĞLE OKKALI ATTIM Kİ Atılda beklemiyordu POPOSUNUN üstüne çöktü. Toprağı bol olsun Validesi de seyrediyordu YÜKSEK SESLE ELLERİN KIRILSIN dediğini hala duyar gibiyim, (Atıl gözlerim buğulandı seninde buğulandığından eminim) Perde mekanizması iple çalışıyordu o kadar kalabalıkdıki birisi perdenin üstüne abanmış perde kapamıyordu hatta ip kopmuştu hele o perdeyi tutan- YERDE KAN VARDI -KANI TABİİKİ SALÇA idi AAA BU SALÇAYMIŞ diyince perdeyi öğle hışımla çektim ki garibanda sırt üstü düşmüştü.. EN SON OLARAK DAVETİYELERİ YOLLARKEN Aman lütfen Almanca bilen getirmeyin demiştim..
NOT: Birkaç güzel anı daha var bilenler yazssın ben de ilave ederim.. AL SANA CEMAlCİM BİR DİNOZOR ANISI DAHA
RENAN HOCA… İNSANA HAZ VEREN SOFRALARIN MUCİDİ, LEZZET USTASI
Beni en çok etkileyen insanlar, başarılı olsun veya olmasınlar, kendilerine has duruşu olan insanlardır. Başarının kıstasları farklıdır. Bazen başarılıyım dediğinizde aslında başarısız olmuşsunuzdur da o an farkına varmamışsınızdır.
Fakat kendine özgü duruşu olan insan öyle mi? O kendisini saklamadan, ezilip büzülmeden" işte buradayım" der gibi takdim edişi. O kendinden emin, gövdesi çelik gibi dimdik duran adam, omurgalıdır, benim saygı duyduğum insandır. Karşısındakini kendisinden daha saygılı davranmaya mecbur eden bilge kişidir o. Aynı zamanda sevecen bakışlıdır, günümüz model insanı, donanımlı ve modern. … Ve korkusuz, ezilmeden, biat etmeden yaşar hayatını…
Böyle insanlar bana ilham verir, ben boş bakan, boş konuşan, yüzüne baktığınızda gözlerini kaçıran insandan ilham alamam. Aslında içimde hissettiğim acıma duygusunun bedelini de o acıdığım insana ödetme isteğime de içerlerim. O sebeple hiç bir şey ödetmeden, sadece acırım ve geçerim sessizce.
1961 Ekim ayından başlayıp 2 yıl okulumuzda aşağıda bahsedeceğim derslerin öğretmeni olarak okulumuz AOO da çalışmış Renan Hoca, Renan Yaman. Renan hoca kendi duruşuyla ve kaliteli iş üretmesiyle birçok konuda tarihe geçmiştir muhakkak.
Ama ben onun derslerine girememiş olsam da, onun bizim okulda ders vermesi ve Otelcilik okulunun bu gün bile aranan hocası olarak tarihe geçmesi gururlandırıyor beni. Hikâyelerini Ağabeyim 1964 mezunu Gürol Demir ve onun arkadaşlarından dinlediğim bu adamı tanımadığım halde seviyorum. İşte size bahsetmiş olduğum sebepten ötürü, nesli tükenmeye yüz tutmuş duruşu olan adamlığından dolayı, belki de bana ilham verdiği, insanlara örnek olduğu için seviyorum.
Gönül dağarcığınızda bir şey yoksa dilenciye para, Akıl dağarcığınızda bir şey yoksa bir cahile bile akıl veremezsiniz. Aslında insanın dik durmasını sağlayan onun Omurga sağlamlığı ve bilgeliğidir. Bilgelik cesaretin de omurgasıdır.
Bu gün sevgili Kaya’nın (Gürlersan) hocamızdan edindiği dokümanlarla yine başka dünyalara gittim. Nerelere gittiğimi de açık yüreklilikle yazıyorum. Şu anda okuduğunuz bu yazıyı kesip çocuklarınız için saklayın, onlardan bazıları dik durmanın, durabilmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayabilirler belki. O an geldiğinde bu satırların onlara payanda olacağını sanıyorum.
Okulumuzun (AOO) ilk "Temel yemek, içki hazırlığı, Şarap ve içkiler dersleri öğretmeni Renan Yaman hocamız bir röportajında ne diyor.
“BU ÜLKENİN TANITIMINA EN BÜYÜK KATKI MUTFAK KÜLTÜRÜ İLE SAĞLANABİLİR.
YEMEK OLAYINI BİR KARIN DOYURMA OLAYI DEĞİL, SANAT OLARAK GÖRMEK GEREKİR.”
Kültür; Tarifi kısaca aşağıdaki gibidir.
“Bir toplumda toplumsal gelişme süreci içersinde yaşayarak yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerin tümüdür.”
Fakat bu toplumların yaşam tarzlarının oluşumunda yarattıkları değerlerin en önemlileri dil ve yemek kültürüdür. Öyle ki, Toplumların “Sofra adabı” konusunda uymaları için bir düzine kurallar konmuştur. “Yemek ve sofra adabı” yaşam standardı ileri seviyede olan toplumlarda bu kurallar çocuk yaşlarda öğretilir. Hatta bir söz vardır, Kumaş gün ışığında, insanlar yemek masasında kalitesini gösterirlermiş. İtalyanlar halen bu geleneği uygular işe alacakları veya damat adaylarını yemek yemeğe davet edip, onun yemek davetindeki davranışlarını gözlemleyerek, insani vasfını ve sosyal konumunu ölçerler.
Biz ise Binlerce yıllık yemek kültürümüzün değerini dahi bilemeyip, başkalarının bize dayattığı tarzda, aslında tarzı olmayan, adaba aykırı davranışlarımıza devam ediyoruz.
Dünyanın en iyi mutfağımızı tanıtamıyoruz. Yemek kültürümüzle soyluyuz fakat tanıtım konusunda soylularda kesinlikle olmaması gereken duruş eksikliğimiz, ezikliğimiz var.
Yer sofrasından dört ayaklı masaya geçip, oturak yerimiz tabandan 45 cm yükselince düşmekten korkmuşuz anlaşılan. Binlerce yıldır süre gelen yemek kültürümüz, yok olup gitti. Kültürel değerlerimizde birinci sırayı alan, yemek yapma ve sunma becerilerimizi 70 Gr lığ hamburgere sattık.
Ailece veya dostlarımızla beraber yiyip içtiğimiz sofralardaki muhabbetin tadını okuduğumuz romanlardan öğreniyoruz. Evet, biz kültürümüze sahip çıkamadık. Ecdadımıza, geçmişimize riyakâr davrandık. Binlerce yıl bağdaş kurarak kurulduğumuz soframıza “Avam “ der olduk.
En acımasızı, bize ait olan kültürümüzün üzerinde hoyratça tepinip ona burun kıvırdık. Arap kültüründe taam etmeyi, Fransız kültüründe çatal sallamayı, Çin kültüründe çöplenmeyi kendi kültürümüz sandık.
Bir zamanlar hepsine hükmettiğimiz bu kültürlerin homojen bir karması yerine, Arap kültürünün yemekteki hoyratlığını aldık. Ama hiç birini yerinde kullanamadık. Eskiden bir tarzımız vardı. Yeni Cumhuriyetle birlikte olması gereken bir tarz oluşturamadık.
Kültürümüzden nasibini almamış, yaşam kodlarını bilinçaltımıza zerk eden avam takımını, bırakın özel kanalları, ulusal kanallarımızda da baş tacı edip, alamet içinde felakete gittiğimizin farkına varamama aymazlığıyla yol alıyoruz. Sonumuz hayırlı olsun.
İşte bana Hocamızın bize öğretmek istediklerini düşündükçe aklımdan geçenler. Anlaşılan toplum olarak hocamız ne söylediyse tersini yapmışız. Fakat Renan Hocayı mutlu edecek bir takım olgulardan bahsetmek gerekirse, hocanın talebelerini, uslanmaz ve yılmaz savaşçılar olarak yetiştirmesidir ki; Onun, AOO mezunu talebeleri olarak, bu durumu tersine çevirmek için ellerinden gelenin en iyisini ve yılmadan usanmadan yapacaklarının sözünü vermeleri olacaktır. Evet, Renan Yaman Hoca, biz AOO Mezunu Efsaneler gurubu olarak size söz veriyoruz. Sizden öğrendiklerimize sadık kalıp, bu bilgileri gelecek nesillere taşıyacağız.
28.03.2012
Cemal K. Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder