20 Aralık 2012 Perşembe

EFSANELER… ESKİ AOO ESKİLERİ





EFSANELER…  ESKİ AOO ESKİLERİ

 

(Onlar kendi kaderlerini kendileri çizdiler, Çünkü Her şeyin el yordamı, “Dene ve gör”  metoduyla yapıldığı bir memleketin çocuklarıydılar, önlerinden giden, onlara örnek olacak kimse yoktu.)

AOO Efsaneler gurubundan haberiniz var sanırım.

Bu gurubun hikâyesi,  Yurdumuzun her köşesinden gelen süzme hergeleler ile Anadolu’nun  (Bu gün bile, Türk tipini temsil ettikleri varsayılan)  bıçkın delikanlılarının yetkililerce seçilip homojen bir şekilde hergele sınıfı ile karıştırılarak Yurdumuzun ihtiyacı olan Otelcilik mesleğine uygun melez bir ırk yaratma düşüncesiyle başlamıştır.

Altmışlı yılbaşlarında uygulamaya konan bu proje, Türkiye’nin turizmde atağa kalkma projesidir ve her şeyde olduğu gibi bu projede,  bir Türk vatandaşımızın düşünce ürünü değildir. Amerikalı bir meslek erbabının, Türk tanıdıklarına önermesiyle Türkiye’de olmayan turizm sanayi Ünitelerinde çalıştırılacak eleman yetiştirilmesi için, kurulmasına karar verilen bir okuldur Ankara Otelcilik okulu.

Apar topar metruk bir bina bulunur, içine gelişigüzel mefruşat döşenir. Tabela’sı da

Mahallenin en afili tabelacısına Siyah cam zemin üzeri yaldız kullanılarak majüskül harflerle yazdırılmıştır. Okula demirbaşına, Amerikan kolejlerinde olduğu gibi uzun burunlu bir Ford Otobüs ilave edilmesiyle o günlerin eğitiminde   öğrencilerine gıptayla bakılan  “ Otel Management  Collage of the State of Turkey   imajı  tamamlanmıştır.

Tüm bu güzelliklere ilaveten, Amerikan ordu emeklisinin ruhuyla bezenmiş, Halim Bey figürünü ilave etmezler mi kompozisyona. İşte o zaman yeme de yanında yat olmuş.

Önceleri bu mesleği Türk erkeklerine yakıştıramayıp, bu okulda eğitmek için dışarıdan öğrenci getirmeyi düşünmüş, bu fikri Amerikalılara açmışlardır. “ -Bu proje çok iyidir fakat, bizde bunu yapabilecek eleman bulmakta güçlük çekeriz. “ deseler de,  Amerikalı danışmanlar, Türklerin bazı mesleklere karşı ön yargılı oldukları, dahası bunu komplekse dönüştürdüklerini düşünemezler ve insanlarımızı ciddi bir şekilde fiziksel ve zekâ durumlarını incelemeye tabi tutarlar. Uzun incelemeler sonunda Türk gençlerinin, bu işi yapabilecekleri raporunu Bakanlığımıza verirler..

Bundan sonra yapacak bir şey kalmaz. Vakur Türk erkeğinin tarihinde bundan sonra “Mektepli garsonluk” dönemi başlamıştı. Geçtiğimiz günlerde 50 Yılı kutlamalarını yaptığımız, okulumuzun kuruluşuna paralel olarak, Türk erkeğinin Mektepli Garsonluk döneminde 50. Yılına ulaştı diye de kutlayabilirdik.

Amerikalı ne derse bu gün olduğu gibi o günde yapıyorduk. Adamların söylediği Tanrı buyruğu gibi.  Batıya benzemek için harcadığımız çabanın yarısını Biz olmak, kendi benliğimizi bulup kendi düşüncemizi yansıtan fikirler üretmek için harcasak, inanın Dünyanın ilk kalkınmış beş ülkesi içinde olabilirdik.

Bu uğurda Bürokrasimiz nelere katlanmadı ki; Hatta çok değer verdikleri, örnek Anadolu ırkının yukarıda bahsi geçen akıl dozajı fazla kaçmış hergele sınıfıyla karışımından oluşabilecek zararlar konusunda psikologların uyarılarını da dikkate almamış,  o gençlerde ileride olabilecek kişilik bozuklukları riskini göze alıp, Projenin aksamasına meydan vermemişlerdir. O zamanın ileri görüşlü Türk bürokratları. Her şeye rağmen bu karışımı yapmış ve Saç telinden Ayak parmak ucuna kadar “Salon Adamı” olan bu otelci tipini yaratmışlardır.

Çünkü Bakan emir vermiştir, Amerikalılar gücendirilmeyecek, Onların öngörmüş olduğu gibi, yurdumuz için hayırlı olacak,  bu büyük proje için hiçbir fedakârlıktan kaçılmayacaktır. Çünkü Türkiye’nin geleceği bu projenin başarısına bağlıdır. Burada birkaç gencin doğru bildikleri yoldan, pardon yaşam tarzından kopmaları, örnek Anadolu görüntüsünden ve hatta örf ve adetlerinin bir kısmından uzaklaşacak olmaları,  bu uğurda verilebilecek en küçük kayıptır.

İnsan düşündükçe gülmesinin mi yoksa ağlamasının mı doğru olacağına karar veremiyor. Takım elbise almadan, şık bir kravat alıp, sonradan façayı kravata uygun bir şekilde düzmek gibi. Nasıl ağlamazsınız her şeyde öncüsünüz, Seyahat acenteleri bile birkaç yabancının elinde ve yok denecek kadar az. Siz her şeye örnek oluyorsunuz.  Dahası, Henüz o zamanlar Memleketimizde Turizm Bakanlığı yok,  ancak 1963 yılına gelindiğinde  “ T. C. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı “ adıyla bir bakanlık kuruluyor.

Bakanlığın ilk çalışması 1965 yılında 2471 turiste 17 soru yöneltilerek yapılan bir anketle başlıyor. O yıl Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısının %1 i ne tekabül eden bu sayı gerçek hakkında bilgi vermiyor deyip rafa kaldırılıyor.

1960 Yılındaki yurdumuz Otel sayısı 50 Adet, yatak sayısı ise sadece 6163. Komşumuz Yunanistan’ın yatak sayısı 50.000. Almanya ve İngilterecin yatak sayısı ise 1000.000 dan fazlaymış.

Projenin yürürlüğe girdiği o günlerde Türk turizminin Bir milyar US Doları bulmayan yıllık gelirinin Bu gün 20 – 25 milyar US Dolar’a çıkmış olması projenin başarısını göstermez mi?

 Genellikle başka yerlerde dikiş tutturamamış. Yurdumuzda uygulanan, Maarif müfredatıyla kavgalı.  Bakanlıkça hiçbir zaman değerleri bilinememiş ve hayatlarındaki son Şans olarak gördükleri,  (Amerikan yardımıyla Maddi ve teknik bilgi gibi, 1961 senesinde Payitahtımız Ankara’da kurulan) AOO ya kapağı atmış olan bu gençler, el yordamıyla yapılacak işleri kendi zekâlarıyla çağımıza uygun eğitim metodu uygulayarak, lehlerine çevirmişler. Böylece daha okula başladıkları yıl, inisiyatifi ellerine almışlardır. Bu mesleğin yapılması için gerekli öğreti kodlarını, o günlerde okula atanan ve Yunus Aslan başta olmak üzere, birkaç idealist eğitmenleriyle birlikte hazırlamışlardır. Hatta böyle bir okulun nasıl idare edilmesi gerektiğini bilemeyen Maarif vekâleti bürokratlarına da ders vererek, Kendilerine uygun gördükleri, modern yaşam tarzını yetkililere benimsetip, Arzuladıkları dünyayı AO Okulunun bünyesinde kuran.  Saygıdeğer kişilerden oluşan bu gurubun adı “Efsanelerdir”.

Efsanelerden istenen sadece anılarının sitede yayınlanmasına müsaade etmeleridir.

Bu yaşanmışlıkların gelecek kuşaklara ulaşmasını sağlamak hepimizin görevidir.

Buluşmalarımıza, o tarihlerde  durumu müsait olan arkadaşlar muhakkak katılmalı, Efsanelerin efsanelerden bahsetmesinden sıkılmayacak, yakınlarını getirmelidir.

 

Efsanelerin Yaşam felsefesi: 

“YAŞAM BİR SANATTIR

ONU YAŞAYAN KİŞİ

FARKINDA OLMASA DA SANATÇIDIR.”

O GÖÇSEDE YAPITLARI KALIR

BUNLAR BAZEN EVLAT

ANA,  BABA YAR..DIR.

BAZEN TEK SATIRLIK MAHYADIR.

FAKAT EN DEĞERLİSİ

BIRAKTIĞIN ANILARDIR.

(Anılarınızı yazın arkadaşlar)

Gelin hayattayken yaşamız da  tarz oluşturalım

Değerlenelim

Paha biçilemeyen yaşamımıza

Değerimizi, değerlerimizi anlayıp yaşayan, birer fert olarak devam edelim.

Göçtüğümüzde tarihe şahitlik etmiş,

Milyonlarca yılın toprağını taşıyan kabrimiz

Arkamızda ağlamaklı bıraktığımız

Gençlerimiz

Bizimle gurur duysun.

 

14.11.2011

Cemal K. Demir

Hiç yorum yok: