20 Aralık 2012 Perşembe

PORTRELER. AOO NUN ESKİLERİ




 

ANKARA OTELCİLİK OKULU VE EFSANELER 

Emin Korhan Ayhan

Hep söylenir, -Bizim okulda yapılan geyik karşılaştırıldığında “Ha Babam sınıfı ”  sınıfı geçemez.

 Doğrudur, Ha babam sınıfı o günün şartlarında yasaklı olması sebebiyle Rıfat Ilgaz tarafından “Stepne” Adıyla yazılmış, bu gün bile çok okunup izlenen değerli bir eserdir. Bu eserde Mesleği öğretmenlik olan Rıfat Hoca talebelerinin davranışlarını hicvetmiş ve onların diyaloglarını, davranışlarını usta bir dille aktarmış ve çok başarılı olmuştur.

Bizim okulun yazılmamış geyikleri ise... (Akıl fazlalığından)  Milli eğitim müfredatını kendi kafalarındaki eğitim sistemine adapte etmek isteyip de, okul idaresi tarafından kibarca okulun çıkış yönü tarifini almış Cin Alilerin gerçek yaşam hikayeleridir. Yurdumuzun her köşesine mensup bu azgın gurubun, ebeveynlerin zorlamasıyla Tahsili tamamlama girişimi olarak “Mektebi son çare”  okulumuza kapağı atmasıyla ortaya çıkan kendilerine has bir dil kullanarak oluşturulmuş, melez bir mizah salatası sunumudur, taklidi yapılamaz  gerçeklikte ve tabidir.

İçinde daha çok yaşanmışlıklar vardır, Çeşnisi, anadolu’daki değişik mizah kültür  harmanıdır.

Başkaldırış,  asi davranışlar, okulda kayda geçirilen sinir krizleri bile mizansendir. Talebeler kendilerini “Orta oyun”  cazibesine o kadar kaptırmışlardır ki; Yaşam düzenlerini sahne olarak kabul ettikleri okullarının duvarları içinde kurmuşlardır.

Bu oyunu hiç prova yapmadan ve her gün değişik kişilerle ve değişik repliklerle sahneye koymak için olağan üstü yetenek gerekir. Evet, her gün sahne alıp doğaçlama oyun oynayan bu hergeleler çok ama çok, kıskanılacak kadar yetenekliydiler.

Birçok kara mizah ulemasının aynı yıllarda bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bu kaotik durum. Okulda görevli fakat Zekâ düzeyleri normal seyreden eğitimci gurubu da telaşa düşürmüştür.

Çünkü karşılaştıkları şey, o güne kadar hiç görmedikleri, duymadıkları cinsten bir meydan okumadır. Bilinçli, akıllı, istekli, dirençli ve mizah yoğunluğu olan bir öğrenci topluluğuyla baş etmek zorundadırlar.

Benin Okula kaydım okuldaki başıbozukluğun doruğa vardığı yıla rastlıyor, Sene 1966 Eylül Ayı ortaları

Ankara henüz sonbahara hazırlanmamış, kış aylarında yoğunlaşan tütün kokusunu üzerinden atamamış bir sigara tiryakisi gibi kömür kokusunun dalga, dalga etrafa yayıldığı bir şehir.

Okulda yeni tanıştığım burnundan kıl aldırmayan her cins ve boydan tipler. (Bu arkadaşlar ve okul yaşantımızla ilgili yazacaklarım çok.)

Türkiye’nin Teksası Manyaslı olup, Istanbul'da Karagümrük kaldırımı çiğnemişseniz sizi hiçbir şey şaşırtamaz. Bana da öyle oldu, hemen kendi kalibremde olan arkadaşlar buldum.

Okulda dersler başladı, Okul tam aradığım gibi bir yerdi, Oraya bizden önce gelmiş ağabeylerimiz kendi istedikleri eğitim düzenini kurmuş, okul idaresinin direnci büyük ölçüde kırılmıştı. Müdürümüz, otoriteyi bir abi edasıyla tatlı sert karşılıyordu ve bu günkü deyimle, birçok üst sınıf abimizin de kankasıydı.

Okulumuz talebeleri mizah ürettikleri oranında marazda üretirlerdi. Maraz üretmeye sonradan başlayıp, bu konuda yıllarca birinciliği kimseye kaptırmayan arkadaşlarımızda vardı.

O günlerde Bir çay partisinde servis yapacak, 1.i sınıf talebelerinden eleman aramaya başladılar. Hafta sonu olduğu için tam okuldan ayrılıp, çıkmak üzereyken, bir iki kafa dengi arkadaşla çay partisinde garsonluk yapmaya karar verdik.

Bizi o partiye kiralayan (Pardon, götüren) daha sonraki hayatımda sık, sık karşılaşacağım Emin Korhan Ayhan’dı.

Size bu gün anlatmak istediğim okulumuzun ilginç şahsiyetidir Korhan. Çok zeki, her zeki insanın üzerine taşıdığı ego paltosu ağır çekenlerden biridir o. Doğru yanlış hiçbir durumda kararsız olmamıştır, kararlığı yüzüne yansır. Bazı insanlar vardır, sizinle konuşurken başka tarafa bakmak nezaketsizliğini gösterirlerde siz rahatsız olursunuz. Korhan da bunun tam tersini yapar sizinle konuşurken gözünüzün içine öyle bir bakar ki; Rahatsızlıktan öte hisler uyandırabilir bu bakış.

Aslında onun gözünüzün içine bakması tamamen içgüdüsel bir zekâ refleksidir. Korhan Ayhan Sizin söylediklerinizi dinlerken, söylemediklerinizi de gözünüzden okuyan adamdır.

Onu okul yıllarından sonra ilk defa Frankfurt kentinde Tuna’nın doğum günü partisinde gördüm. Tabi iki baskın karakterin karşılaşması kavgasız olmazdı, bu ilk kavgamız olmadı, daha sonra çok iyi geçindiğimiz anlar az değildi ama biz fırsat buldukça o fırsatı değerlendirip kavgamızı ettik

Sanıyorum Emin Korhan Ayhan Bey, Egosuna karşı koyamadığından, savunma mekanizmasını hirarşik düzene göre kurmuştu.  Alt sınıf üst sınıf farkını baskı unsuru olarak kullanıp, bana psikolojik ayar çekiyordu.

Onunla kavgalarımız yüzünden birçok arkadaşımla da papaz oldum. Hiç aldırmıyorum, vicdanım rahat çünkü benimle papaz olan arkadaşlarım bile olaylarda beni haklı bulmuşlardı.

Bu çelişkinin sebebi, Aslında kendisini takdir ettiğim ve özünde sevdiğim Korhan’ın Omurga probleminden dolayı, ciddi şekilde hareket alanının kısıtlı olmasından kaynaklanan durumu sebebiyle ortak dostlarımızın benden bekledikleri, hoşgörü isteğiydi. Burada ayar çekilen bendim, siz değildiniz, benden istediğiniz hoş görüyü siz yapabiliyor muydunuz? Bakın sevgili arkadaşlar, benim sevdiğim takdir ettiğim arkadaşa yapabileceğim en büyük kötülük, beynimizle yaptığımız tartışmada onun fiziki yetersizliği için hoş görmektir. Benim beyin engelli arkadaşlarıma gösterdiğim hoşgörüyü,  zekâsıyla parmak ısırtan bir adama göstermem abes kaçmaz mı? Adam beyninde Türkiye ortalamasının çok üstünde bir zekâ taşırken, benim ona yaptığım ayrımcılık sebebiyle yıkılmaz mı? Ben Korhan’ın bu durumu çok iyi bildiğine adım gibi eminim. Evet, arkadaşım; Birçok dostumuzun ve benim tercihimiz, senin akıl almaz taşkın eylemlerinden dolayı, “Seni uzaktan sevmek” ti aslında.

Cuma günü, Bir Tiyatro fuayesinde seninde Samatya Yemeğine katılacağını duyunca, kaynar sular başımdan aşağı döküldü sanki. İlk tepkim,  olmaz olamaz! Bu sabotaj,  Bomba bu! Gibi laflar ettim. Fakat sonra düşündüm, Münir’le konuştum. Sen ben ve birkaç arkadaş otursak mesele değildi benim için, hiç mi taşkın sarhoş görmedik derim. Fakat geleceğini açıklamam durumunda senin adını duyan, kişilerden en az yarısının iptal edeceği bir yemekten bahsediyoruz.

Nihayet bunca yılın hatırına, sağduyu ve geçmiş günlerimiz daha doğrusu her şeye rağmen, ateşi sönmemiş dostluğumuz ağır bastı riske girmeye değer dedik.

Sevgili Münir’le, senin aslında değerli biri olduğuna karar verdik,  taşkınlık yaparsan bir yere götürürüz deyip, durumu kabullendik.

Şimdi yazacaklarımdan önce sana Efsaneler ve kendi adıma “HOŞGELDİN” demek istiyorum. Hayır, bu “Hoş geldin Geceye Almanya’dan gelip katıldığın için değil. Eskinin salon adamı, hoş sohbet, saygılı Korhan olarak, aramıza katıldığın için. Hakkındaki düşüncelerimizi yok ettiğin için, takdir edildiğin gibi hakkında yanlış kanaate vardığımız için bizi mahcup ettin.

Şimdi sana içtenlikle Almanya’dan kalkıp, İstanbul’da organize ettiğimiz, seninde mensubu olduğun efsaneler gurubu yemeğine geldiğin için teşekkür ederiz.

Hep böyle kal, bizi değerli kişiliğinden mahrum bırakma sevgili dostum.

13.12.2011

Cemal K. Demir

 

Hiç yorum yok: