20 Aralık 2012 Perşembe

BİR FUTLOL TAKIMIMIZ VARDI





AOO GÜNLÜKLERİ. Cemal K. Demir BİR FUTLOL TAKIMIMIZ VARDI. RENKLERİ KAHVERENGİ - BEYAZDI
AOO 1966-67 öğretim dönemi, Ankara- Etlikte karşısında düldüllerin koştuğu hipodrom. Onun yeşiliği de olmasa çorak bozkırın ortasında hangi amaç için yapıldığını hala anlayamadığım, isten duvarları kapkara olmuş, 5 katlı bir bina.
Hemen bitişiğinde sağda bir un deposu, yine keskin bir sağ dönüşle, iki adım attığınızda, hamalların ve yöre esnafın ortak kullandığı bir kıraathane. (Bildiğimiz mahalle kahvesi) Sonradan içine bizler için konmuş tek bir langırt masası. Binanın solunda bu günün "Çevik kuvveti", zamanın Furuko tabir edilen, Polis birliği. Furuko kamyonuna benzer taşıt araçlarına başlarındaki miğferleri ve oturma düzeniyle Furuko şişesi görüntüsü vermelerinde olacak. İsimleri furukoydu bu polis biriminin.

Binanın önündeki çift şeritli anayolun adı İstanbul caddesiydi. Yolu 449 Km takip edersen Istanbula varacağın tevatür edilse de bu yol daha çok Ulus ile Yeni mahalleyi birbirine bağlayan yoldu bizim için.

Ders aralarında hava açık olupta dışarı çıktığımızda, ve o gün un nakliyesi varsa bembeyaz bir Albino gibi girerdik içeriye. Bazen havanın kapalı olmasına aldırmaz, yandaki kahveye kadar kaçardık. Bu 15 dakikalık arada. O zamanda Ankara’nın meşhur kömür kurum'u bizim görünen etlerimizi esmer, giysilerimizin rengini, olduğundan 2-3 ton daha koyu bir renge dönüştürürdü. Bazen bu binanın ikinci katındaki terasta futbol oynar. Basende kanımızın kaynadığı oranda boğuşurduk.

Kaloriferler çoğu zaman yeterli ısıtamadığı için problem yaşar. Zaman zamanda her gün tabldot olarak kapuska ve komposto yemekten bıkardık.

Dışarıdan bakan hiç kimse bu binanın memleketimiz için en önemli bir gelir kaynağı olacak olan Turizm sektörünün ilk ve tek, "Mektepli hizmet elçilerini yetiştirecek okul olduğuna inanmazdı. Öyle ki; tabelası bile yanına 3 metre yaklaşmadan okunamaz haldeydi.

Sakın Okulunuzu temiz tutmadığımız fikrine kapılmayın. Okulumuz, "Temizlik tatbikatı" diye bir ders sebebiyle, hademelere değil de biz öğrencilere bedava temizliği yaptırılan bir okuldu. Bu Gün böyle bir uygulama, ders olarak ta olsa kalkmış durumda. Ancak temizlenmesi gereken yerler ve kullanılacak temizlik malzemeleri öğretiliyor.

Buradan şu anda okulumuzda okuyan kardeşlerimize bir tüyo vereyim. ... Ve hemen kazan kaldırsınlar.(Şaka şaka! Ben olsam yapardım da.. Zaten o sebeple benimde başım beladan kurtulmazdı. Siz, Sakın ola! Öyle bir şey yapıp başınızı belaya sokmayın.)

Bu Gün Dünyada hiç bir okulda temizlik tatbikatı diye bir ders yok, bundan sonra da olmayacak.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen biz o kararmış binayı çok sevdik. Bu Günün isim yapmış turizmcileri, Gastronom ve Otelcilerinin büyük bir kısmı o binadan bir kısmıda henüz beş evlerdeki okula başka amaçlar yüklenmeden, sadece mesleki eğitim verilip, onun gerektirdiği müfredatla öğrenim görüp, tatbiki serbestlikle yetişenlerden çıktı. Bu konuyla ilgili öğrencinin yapacağı hiç bir şey yok. ( Konuyu dağıtmamak ve "Başka amaç" cümlesine açıklık getirmek için bu parantezi açıyorum. Bu cümleyle, Mesleki dersler azaltılıp Anadolu Turizm lisesi müfredatı uygulaması başladığından bu yana olan dönemi kastediyorum. Bakanlığın tüm mesleklerdeki ve yüksek öğretimi ne hale getirdiği malum. Eleştirim memleket eğitimindeki kaotik düzen. Anadolu lisesi okuyup kapağı Evrensel standartlarda olmayan Universiteye atmaksa niyetin, neden bu meslek okuluna giresinki.
Bizim zamanımızda birçok arkadaşım bu yola başvurdu fakat o arkadaşlarda mesleki yetersizlik göremezsiniz, çünkü onlar mesleki okulda müfredat dolayısıyla meslekten mahrum okumadılar. Ayrıca o zaman ki iş koşulları ile bu günü karşılaştırmamak gerekir. Henüz tanınmamış bir meslek, istisnalar kaideyi bozmaz ama Gittiğimiz yerlerde bizi. -Garsonluğun mektebimi olur len! Diyen, bizlere küçümseyici gözle bakan idareci gurubu karşılıyordu. Evet, bu durumun bir çok arkadaşımızı meslekten soğuttuğu doğrudur.

Mevzuumuza dönersek. Biz bu binayı ve bu okulu niçin bu kadar çok sevdik.
Bizi salon adamı yaptığı için olabilirimi? Veya bize iyi bir meslek sahibi yaptığı için olabilirmi, belki de o meslek sayesinde Dünyanın birçok yerini gördüğümüz, bir değil bir kaç lisan öğrenip, hayata birçok gözle bakabiliyor olmamız da olabilir. Hadi biraz abartalım. Bu devirde her birey biraz megolaman.
Mesleğimiz sayesinde fazlaca genel kültür yüklemesi alıp, aşırı bilgi depolamasından sonra geliştirdiğimiz sentez yeteneğimizle birer entelektüel kişilere dönüştüğümüz için midir O eski binayı ve okulumuzu tutkuyla sevmemiz.

Tüm bu saydıklarımın hepsinin az veya çok katkısı vardır muhakkak.
Ama asıl sevgiyi yaratanın yaşanmışlıklar olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Evet, oradaki yaşanmışlıklardır bu sevgimizi pekiştiren. Bana bu makaleyi yazdıranda o yaşanmışlıklardan arda kalan anılardan bir tanesi olduğu gibi.

Dün 26.07.2011 Saat 16.00 sularında telefonum çaldı, arayan okulda, yatakhane arkadaşım ve çok sevdiğim Erdem Doğan'dı. Ameliyatımla ilgili hoş beşten sonra bir çırpıda... Kendisinin de daha önce sten taktırdığını fakat şimdi stenin yeterli olmadığı, bu sebeple 27.07.2011 tarihinde Eskişehir, Acıbadem hastanesinde bypass olacağını anlattı. O anlatırken benim kafamdan geçenleri yukarıda okudunuz. Bundan sonraki bölüm o telefon görüşmemizden bu saate kadar geçen zamanda Okul ve Erdem hakkında düşündüklerim.

Bu Gün 27 Temmuz 2011 Sevgili Erdem'i 10 dakika önce aradım. Hastaneye yatmış, tetkikleri yapılmış. Doktorundan Ameliyat saatini söylemesini bekliyor. Morali iyi, ona Allahtan şifa vermesini ve bu operasyonu sağlıklı bir şekilde atlatmasını diliyorum.

Erdemin Okulda bir iki lakabı olmuştu fakat en kalıcı olanı "Sömüğrddünn beni Eeğrdem!" lakabıdır. Neden o lakabı aldığını AOO iğin A- Sınıfına 1966 yılında başlayıp, 1969 yılında 3-A olarak mezun olanlar bilir. Bense Sevgili Artunç'un kulaklarını çınlatacağım günün bu gün olmadığını söylemekle yetineceğim.

Erdem, bizim okulun o meşhur futbol takımının, (Daha sonraki yıllarda resmi bir futbol takımımız oldumu bilmiyorum.) Kalecisiydi, " 19 MAYIS PANTERİ" Erdemin nasıl panter olduğunu anlatmadan önce size Futbol takımızın nasıl kurulduğundan bahsetmek istiyorum.

1967 Yılında okulumuzun çok değerli bir spor hocası vardı. Onu buradan saygıyla anmak istiyorum. Muammer Bey, yaşıyorsa Allah uzun ömür versin. Yaşamıyorsa ışığı bol olsun. Bunu fazlasıyla hak eden bir hocamızdı Muammer Bey.

Takım Kaptanı Münir Gözen, Edirneli Erdal Aktüre. ( Erdal’ın çok yardımını gördüm. Benim acemi er olarak gittiğim, Manisa batı kışlasına teslim olmadan Niyazi Dede'nin Rahmetli babasını ziyaret ettim. O da bana Erdal’ın Manisa Orduevinde olduğunu söylemiş, dahası Erdal’a benim Batı kışlasında olduğumu söyleyip, onun benimle ilgilenmesini sağlamıştı. Değerli dostlarımın. Bu iyiliklerini hiç bir zaman unutmam mümkün değil. Onlara daima müteşekkirim.) Ahmet Aslan, Golün kahramanı Cengiz, ( Namı diğer, Briyantin Cengiz.) Rahmetli Işık Babür, Haluk Müderrisoğlu, Artunç, (varmıydı o takımda, bilemiyorum.)Akın Demirel, Ahmet Emre ve o zaman üçüncü sınıftan bir kaç arkadaş (Abı demek gerekirdi değil mi?) Takımımız tamamdı, gerekli istek ve arzusuda vardı. İş formalara kalmıştı. Liseler arası müsabakalara katılacaktık. Günler geçiyordu, bizim Merak ettiğimiz ise, formamızın rengiydi.
Nihayet fazla beklemeden öğrendik renklerimizi. Kahverengi ve Beyaz. Bu renkler o zaman tüm okul mensuplarının gurur duyduğu renklerimizdi. Neden Kahverengi? Çünkü kahverengi Kahveyi anımsatır, adı üstünde. Misafirinize ikram ettiğimiz bir fincan kahveyi kırk yıl geçsede unuturmu misafiriniz. Ayrıca kahveden keyif alınır. Keyif sembolüdür aynı zamanda kahve. Yaşamdan zevk alanlar kahve içmeyi ihmal etmezler. Misafirperverliği kendine destur etmeyi meslek haline getirmiş, Yaşamdan keyif alan ve daima güler yüzlü olan, biz otelcileri temsil edebilecek başka renk olabilir mi? ... Ve, Beyaz... Anlatayım, Dağlardan kıvrılarak inen ve gittikçe artan bir hızla, hatta delicesine bükülerek akıp. Koca bir yardan aşağıya cesaretle kendini bırakan dereyi düşünün. O çılgın, çılgın olduğu kadar cesaretli, cesaretli olduğu kadar temiz, Şaibesiz. Onca yol gitmesine rağmen temiz kalabilecek kadar o asil derenin, aşağıya vardığında hiddetlenip, gürültüsüyle çıkardığı bembeyaz köpükten başka ne olabilirdi ki bizi temsil eden. İşte o köpüğün beyazının, kahverenginin yanında yer almasının sebebi de buydu. Hem asil, hem temiz, güçlü ve şaibesiz. Bize yakışan renkleri bulmuştuk.

Bütün hazırlıklarımız tamdı, Maç saati gelip çattı. İşte o an hepimiz tek yürek olduk, Okulumuz tatil edildi. Şimdi o renklerin hakkını verme zamanıydı.

Rakibimiz o Günlerin en popüler takımı "Yıldırım Beyazıt Lisesi." Adamlar PTT ve diğer lig takımlarında oynayan oyuncularla sahaya çıkıyorlar, o zamana kadar nağmalup ve hiç gol yememişler. Oynayanlar Daha sonra FB ye giden, Şükrü, Levent ve kaleci Yavuz. Daha saymaya gerek varmı. Seyirci üstünlüğü onlarda. Onlar taraftarlarıyla 4-5 bin kişi biz sadece 43 kişi.

Maç başladı, akın akın kalemize gelmeye başladılar, durdurmanın imkânı yoktu. Yahu bizim takımda birisi sakatlansa doğru dürüst yedekte yoktu. Ama inanç vardı. O inancımız hiç bir zaman kaybolmadı. O özgüven bizim çocuklarda hep oldu. (Bazen abartsakta.. o kadar defo kusur sayılmaz.)Sağ olsunlar, Hocalarımız bizi öyle yetiştirdi.
Neyse adamlar, peş peşe golleri atmaya başladılar. Fakat bizim kurtardığımız, yani Erdemin PANTERLİK unvanını almasına sebep olan kurtardığı %100 lük gol olacak şutların ayısı, attıklarının iki misliydi. Bu yüzden kale arkasındaki Yıldırım Beyazıt seyircisi, Lalecimizi attıkları taşlarla taciz ateşine tutmuştu. Ama yılmadık, Çocuklar inanmıştı, yılmadılar, biz inanmıştık kaçmadık. Kaleci Erdem inanmıştı kurtarmaya devam etti. Maç devam ediyor, onlarda gollerini arttırıyorlardı ki; sahada bir sessizlik oldu. 5000 kişiden tık çıkmıyordu. Bizde ne olduğunu anlamamıştık önce. Sonra sessizliğin sebebini büyük bir coşkuyla kutlayacak, bu sevincimiz bu günlere kadar ulaşacaktı. Stadı sessizliğe gömen Cengizdi, bizim Briyantin. Yok, o günden sonra lakabı değişti.(PIRLANTA CENGİZ) oldu. Çünkü attığı gol şeref sayımız olmasının nyanında hiç gol yememiş bir takıma o sene atılan ilk goldü. 5-1 Yenilmiştik ama gururluyduk.
Cengize gelince O Halen pırlantadır. Yıllarca Avustralyada kaldı. Şimdi Türkiyede yaşıyor. Avustralya onu bozamamış, halen "Ağır Abı" takılıyor.

İşte Erdemin bir telefonu beni nerelere götürdü. Sizlerde benim gibi bir yerlere gittiğinizde yaşadıklarınızı anlatın. Benim yaptığım gibi.

27.07.2011

Cemal K. Demir


Hiç yorum yok: