7 Temmuz genel seçimlerinden bu yana 25 gün geçti. Sular duruldu mu? Hayır.. Henüz suya ve sabun dokunulmadı. Dokunulmadı Çünkü yanı başımızda savaş var ve her an savaşa girmek için fırsat kolluyormuş gibi bir hava estiriyoruz. Ekonomik olarak bu savaşı çok sert bir şekilde yaşamamıza rağmen. Savaşın aç bir değirmen gibi gencecik canlarımızı da öğütüp yok edeceğini düşünen ve endişe eden bir siyasetçilerimizde yok.
Genel
seçimlerin ardından kaybettiğimiz 25 gün içinde sadece tarafgir bir meclis
başkanı seçebildik ve bu vesile ile Türk siyasetinin hastalığı olan acı bir
gerçeği de öğrenmiş olduk. Seçimlerden bu yana hiçbir siyasi parti, bir diğeri
ile koalisyon kurmak ve ülke sorunlarını çözmek için sorumluluk almak istememiş
anlaşılan. Bu durum partilerin Meclis başkanlığı seçimlerinde bariz bir şekilde
görülüyordu. Seçimlerde ortalama % 10 oy kaybetmiş bir iktidar yine oyun kurucu
idi. Tabi oyunun kurallarını da kendisi belirlemişti. Seçimlerden önce
meydanlarda sesleri kısılana kadar bağırıp, vaatlerde bulunan Siyasi partilerin
hiç birinde seçimlerde kan kaybetmiş bir iktidarı, siyasi olarak nasıl bir
psikolojik baskı altına alınır çalışması yapılmamıştı. Çünkü bunun için akıl
üretmek gerekirdi. O da onlarda yoktu. Bizim
siyasilerimiz siyasetin Tescilli aptalları olarak bilinirler. Bende öyle
olduklarını düşünenlerdenim. (Siyasi aptallık; Siyaset üretememek anlamında
kullanılmıştır.) CHP, MHP ve HDP bu konuda beni yanıltmadılar, sağ olsunlar.
Seçimlerde halkın partisiyiz diye arşa kadar çıkan sesiyle bağıran Çakma Gipras
beni inandıramasa da halkı inandırabilmişti ki, barajı geçti. Barajı aşmanın sarhoşluğuyla
olsa gerek, “Bize verilen emanet oylara layık olmaya çalışacağız.” Demesinden
25 dakika sonra Zaferini, Sn. Öcalan dediği terör suçundan 30-40 bin kişinin
ölümüne sebep olmaktan içerde tutuklu bir mahkûma adaması, ne kadar halkın
partisi olduğunu anlatmaya yetti. Bu durum, Sn. MHP lideri Bahçelinin HDP in varlığını yok
saymasının sebebi olabilir mi. Ya da seçimlerden hemen iki gün sonra görevinin
başındaki Türk askerine Mahalle karısı tavrıyla “Silahları bırakıp buradan def
olup gedeceksiniz.” deme cüretini gösteren pespaye MV in sözleri midir,
ülkemizin namus bekçisi MHP in Meclis başkanlığı seçimindeki tavrını
körükleyen.
CHP az bir
oy kaybıyla yerini korudu ama Bu Kılıçlı adam ve yeni dedikleri köhnemiş, fikir
üretemeyen CHP in yönetiminin bu oyları koruyabildiğini söylemek, bu memleketin
laiklik ilkelerini ve Atatürk düşüncelerini benimsemiş ve savunan halkına
haksızlık edilmiş demek olur. Çünkü CHP ye oy veren bu insanların en az % 50 si
partini adına saygısından, laik cumhuriyetin değerlerinin kıymetini
bilmelerinden dolayı, Kılıçlı Dersimliye rağmen oy vermişlerdir. CHP in yönetim
zaafı yetmezmiş gibi, parti disiplini de hak getire. Durumdan vazife çıkaran
bir Deniz kendi başına karar verip, despot sultanla görüşüyorsa onun o partide
işi olamaz. Diyemedi hiç kimse. Kısacası 128 MV in siyasi aklını bir araya
toplasanız, profesyonel bir siyasetçi kadar akıl üretemez. Bizim sıkıntımız da
Türkiye de siyasi idarecilerin yetişememesi, donanımlı Entelektüellerin
siyasetten uzak tutulması. Türkiye’nin en eski kitle partisindeki en büyük
sıkıntı da budur bence.
Gelelim 7
Temmuz 2015 Genel seçim propagandası “Beraber yürüyelim. “ Olan kırsal
milliyetçiliğin kalesi denen MHP ye. İnanın bizzat tanıdığım ve hiçbir zaman
fikirlerine iştirak etmediğim Merhum Alpaslan Türkeş’in MHP sinin yerinde
yeller esiyor. Bunlar milliyetçiliği ümmetçilik olarak algılayan sınıftan
olamazlar desem de, maalesef demekten kendimi alamıyorum. Yahu bu parti CHP den
sonra belli bir inanca hizmet eden ve o sebeple kemikleşmiş oy potansiyeline
sahip olan Türkiye’nin ikinci büyük kitle partisidir.
Son
seçimlerde, yasal bir şekilde yarışıp, parlamentoya
kendi ismiyle girmiş bir partiyim yok saymak kadar ahmakça bir tutum olabilir
mi?
Ben her
fırsatta, o partinin de AKP in ve 1946 dan bu yana bir gecede kurulup, milletin
%50 oyu ile seçilmiş diğer gecekondu partileri gibi, geçici olduğunu,
demokratik söylemlerine inanmadığımı gerekçeleriyle anlatan biri olmama rağmen.
Sistemin kuralına göre yasal olarak seçilmiş bir partiyi yok saymam demek, önce
o partiye oy veren vatandaşlarıma haksızlık etmek demektir. İkincisi anayasal
sistemi ve hepimizin uyması gereken, kanunlarımızı hiçe saymak demektir. Bu ne
büyük bir sorumsuzluktur anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye’yi ne PKK terörü
ne de irtica batırabilir. Ama cehaletin parlamentoya kadar girmiş olması, bizi düşünceye
sevk etmelidir. Çünkü bu çöküşün, sonun başlangıcıdır.
Son seçimlerde
AKP oylarını % 50 civarı olarak düşünürsek, bu seçimlerde kaybettikleri, oy
oranı kabaca % 9 civarıdır. HDP in oy artışı ise % 6 civarında. Peki, MHP in
oyları ne kadar artmıştır. %3 civarı. CHP ise az bir kayıp vermiş ama oyları
artmamıştır. Bu rakamlar bize ne ifade etmeli, partilerin seçmen profiline
baktığımızda, AKP ile hayal kırıklığı yaşayan ve kendilerini liberal sol diye
adlandıran, yetmez ama evet! Çillerin oyları AKP dem HDP ye kaymış. Yine AKP in
imanı bütün ümmeti âleminin oyları aslına, yani MHP ye akmış.
Kısacası halkımızın
kararıdır. CHP ve AKP den umut kesilmiş. Fakat MHP ve HDP bu iki milliyetçi göreve
çağrılmışlardır. (Biri Türk, Diğeri Kürt Milliyetçisi oldukları bilinen bir
gerçek.) Bu Partinin fazla caz yapmayıp,
mecliste halk için karar almaları istenmiştir. Asıl görev onlarındır, bir
koalisyonda yer alması gereken ilk iki parti onlardır. İsterlerse yanlarına AKP
veya CHP yi alırlar.
Halkımız bu
birbirlerini tanımayan iki partiye ben sizi görevlendiriyorum. Gelin ve fazla konuşmadan
işe başlayın, atışmayın ve taşın altına elinizi koyun demiştir.
Siz, HDP in
seçimlerden sonra bir koalisyon hazırlığı içinde olduğunu gördünüz mü? Ya da
MHP in böyle bir girişimi var mıdır? Eleştirip hakaretler savurduğu AKP ye
destek olmaktan başka bir şey yapmış mıdır?
Kapıda acı
var, kıtlık ve açlık var. Bu durumda savaş
tamtamları çalmanın ne alemi var.
Geri kalmış
ülkelerin kaderidir bu. Bu seçimlerinde her zaman olduğu gibi yine halk
kaybetmiş, kazanan ve kazanarak ceplerini dolduracak olan Parlamenterlerimizi
meclise taşıyan ve kendileri için bir şey isterlerse namert olacaklarını bilen
ve o sebeple iyi bir yaşam istemeyen zekâ özürlü halkımı kutluyorum.
cemal k.
demir
02 Temmuz
2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder