29 Haziran 2015 Pazartesi

YARIM -YARIM OLMAK, BİR BÜTÜN OLMAK DEĞİLDİR.




Başka bir değişle iki yarım, bir bütün olamaz.  2+2=4 demek değildir.  

Bir şeyi yarım yapmakla yapmamak arasında hiç fark yoktur.

Kısacası yarım hamilelik diye bir şey yoktur. Ya gebesindir ya da değilsindir.

Öyleyse, yarım yapılan her şeyi sahiplenir,  yaptık diye övünürüz.

Biz nesiller boyunca çadırda yaşamış, canımız sıkılınca ocağı söndürmeden kaçışımızı gururla tarihe kazımış bir ahfadın torunlarıyız.

Bizler neden her yarımın bütün olmasını bekler, kendimiz diğer yarısını eklemeyiz.

Övünürüz; Yarı bitmiş, bitmişi çökmüş duble yollar bizimdir. İyi iş yaptılar deriz.

Övünürüz bir Müslüman olarak taret musluğunu bulduğumuza;  Kıçını silmeyeni, aramızda pis gezeni, niçin görmeyiz.

Banyomuza Altın klozet koymakla övünürüz; Hacet giderip, sifonu çekmeye nasıl temizsin deriz. Biz milletçe enayiyiz.

Ekonomimizle övünürüz; 10 Yıl önce bütün kuzu 80 lira iken bu gün, 1 kg kuzu pirzolasını 80 liraya alırken, dünyanın en iyi ekonomisi bizde der yuttururuz. Bizde yutarız, laf arasında adamlar çalıyor ama çalışıyor der, suçlamalarımızdan utanır, yerin dibine gireriz.

SGK kurumunu iyileştirmiş olmakla övünürüz; 10 Yıl önce bir emekli mütevazı emekli aylığıyla ev kirasını verebiliyor ve evine ekmek katkısı yapabilirken. Bu gün Aldığı emekli aylığı sadece günde 3 pide, ayda 1 Kg kuru fasulye,  1 Kg Pirinç. 2 litre nebati yağ. 1kg yağı alınmış peynir. Ve 2 Haftada bir 2-3 Kg yeşillik alabiliyor. Ayın diğer günler aç yatıp sultanın sarayına kirasını ödeyemediği gecekondusundan bakıp haline ağlarken bile. Küçük düz ekran televizyonunda seyrettiği zengin dizilerdeki hiç biri fakir olmayan zengin bebelere özeniriz.

Demokrat olmakla övünürüz; Çalarız, çırparız. Halkı ve masum çocukları, hesap sordular diye, hırpalar kurşunlarız. Damlara tıkar. Bizde demokrasi var yalanını atarız. İşin en kötü tarafı, bu yaptıklarımıza ses çıkarmayan hatta alkışlayan yandaşlarız. Adam diktatörlüğünü ilan edip yaşamları yok ederken, biz onun hedefe ulaşmak için mecburen. “Demokratım”  dediği nostaljisine, romantizmle eşlik ederiz. Milletçe Salak mıyız biz?

Müslüman olmakla övünürüz;  Camilere ayakkabıyla girdiler der, ortalığı feveran eder. Bağırır çığırırız. Haram yeriz, Elhamdülillah deriz. Ama inançla ilgili söylediğimiz yalanlarla, Allah’ı kandırmak isteyen bizleriz. Yalanlarımıza inanan müritlerimiz sayesinde lüks içinde yüzeriz.  Haram Sarayın kapısına gidip, sultandan imza dilenen, hangimiz.  Biz o hangimizi aramıza alır, bir güzel plaket veririz. Bizler her birimiz utanmaz, arlanmaz ikiyüzlüleriz.

Adaletimiz ile övünürüz; Adımızın ilk hecesi adalettir diye bize inanan başta liboş ve sesi çıkan muhalifleri, bizim çizgimizde olmayan kolluk kuvvetlerini, kâğıttan asker gibi beslediğimiz Türk silahlı kuvvetlerini, yargı manipülasyonlarımızla dize getirmeyi bildik, becerikliyiz. Bu konuda bize sahte evrak temin eden gizli tarikatçı ortağımızı işi bittiğinde “Paralel yapı” deyip, def edende bizdik. Derler, paralel yapının paraleli de sizdiniz diyemeyiz. Çünkü bir aileden terbiyeliyiz.  Yüzümüz kızarır. Hır-hıza hır-hızsın diyemeyiz. Yahu biz zekâda neden bu kadar geriyiz.

Adam kayırmakla övünürüz; Yandaş Müteahhitler, TOKİ’ler ve devlet kurumlarını idare eden müdürler. Sorumlu bakanlar ve rüşvet tedarikçisi  Zarraf-i zırtapozlar. Hep bizim sayemizde palazlanıp. Bize faideleri dokunmuş okunmuş üflenmiş dokunulmazlardır. Hır-hızları akladık. Size yine yaranamadık. Ne istediler de yapmadık. Paraları yarım gecede aptal bir bebe sayesinde sıfırladık. Hayret ettik. Halktan çıt çıkmadı. Çıkaramadık sesimizi doğru. Çünkü zarrafinin sayemizde yaşadığı lüküs yaşamın hayalini kurmakla meşguldük. Uyandığımızda kendimizi o lüküs yaşamın çöplüğünde bulmamız ondandır.

Her işi yarım yapmakla övünürüz;  Müslümanlığın olmayan felsefesi gibi, bize sorulan soruları Tabudur (Yasaktır) deyip, cevaplamadık. Barış dedik, başlangıcı yarımdı. Halka danışılmamıştı, Kimse anlamadı, yarım kaldı. Komşularla sıfır sorun dedik, aslında sıfır komşu demek istedik. Gafil anlamadı. Savaşı körükledik, İşid’i destekledik, ÖSO unu besledik. Yeri geldi, İşid’e konsolosumuz ve personelimizi rehin verdik. Korkmayın bir şey olmaz. Onlar bizdendir dedik. Yedirdik. Bunlara karşı duran, ses çıkaran oldu mu bu memlekette!.. Biz görmedik.

Yarım yarım aşınızı aldık, yarım yarım geleceğinizi çaldık. Yarım yarım canınızı aldık. Sizlerden bir karşı duruş, bir direnme almadık. Demek k, biz doğru yaptık.

Sizleri birleştirmedik. Yarımlığınıza terk ettik. Bir araya gelmenizi önledik, doğru yaptık.

Kiminiz Türkçüydü kiminiz Atatürkçü.

Sizleri vatanı bölmek isteyen Kürtler düşman ettik.

Yarım insan tam olamaz dedik, düşüncelerinizi yarıda kestik. Sizlerin tamamı düşünmenizi istemedik. Hislerinizi gördük,  acılarınızı yarım yarım böldük. Yine size yarım yarım her acıyı kabul ettirdik.

Hiç gıkınız çıkmadı. Bir taneniz her şeyi göze alıp, karşı durmadı. Çünkü sizler birer arım adamsınız. Tüm yarımlar birleşip bir bütün olamadığınız sürece hiçbir şey yapamazsınız.

Aslında kanunlarınızı bilseniz, anayasanın sizlere verdiği hakkı öğrenseniz, biz bu sultayı bırakıp kaçmak zorunda kalırdık. Om konuda da yarımsınız, bilgi yarım. Görgü yarım, gelenek yarım. Cesaret yarım. Güven duygusu yarım. Özgüven yarımdan da az. Sahi sen zaten yaşamıyorsun. Yaşayan bir ölüsün.    Git hemen mezarını kaz.

Cemal K. Demir


Hukuksal sorunlarımızla ilgili, düşünce üretmenize yardımcı olacağını düşündüğüm bir derleme yaptım.  Anayasayı tanımlayan bu bir kaç paragrafı okuyun lütfen,  genel ve idari bilgileri bakımından,  belki sizlerin yarınız kadar donanımlı olmayan siyasilere bırakmayın.


Yeni anayasa taslağının ilk 2 maddesi aşağıdaki gibidir.


Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.


Cumhuriyetin nitelikleri


Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. (Atatürkçülük olarak tanımladığımız ideoloji hem devletçiliği hem de halkçılığı bir arada gerçekleştirmeyi öngören bir düşünce biçimidir. )  Aynı şekilde eğer anayasaya göre sınırları çizilmiş bir demokrasiden söz edilemeyecekse demokratik bir devlet olmanın da fazla bir önemi yok demektir.

2. Atatürk milliyetçiliğine bağlı


3. demokratik


4. laik


5. sosyal ve


6. hukuk devleti olarak ifade edilmiştir.


Yukarıdaki 6 maddenin sadece bir tanesi, o da “insan hakları” ile ilgili olanı günümüze kadar ne kadar uygulandığı ayrı bir sorun olmakla beraber ne ifade ettiği belli olan bir özelliktir.

Türkiye Cumhuriyeti altına imza attığı insan hakları beyannamesini yükümlülüklerini kabul etmiştir. Bu nedenle de nelerin insan hakkı olup nelerin de insan hakkı olmadığı konusunda her hangi bir belirsizlik yoktur.

Ancak ülkemizin uluslararası platformlarda özellikle de insan hakları ile ilgili yükümlülüklerine çok da fazla riayet etmediği herkesin malumudur.

Laiklik ilkesi de aynı şekilde bizim senelerdir üzerinde tartıştığımız ama hiçbir zaman ve hiçbir şekilde üzerinde mutabakat sağlayamadığımız bir kavramdır. 

Sorunun özü burada da cumhuriyetin niteliğini belirleyecek olması düşünülen laiklik kavramın ne ifade ettiğinin tam olarak belli olmamasıdır.

 Bildiğimiz gibi Türkiye’de Son AKP hükümetine kadar,  laiklik ilkesini kabul etmeyen benimsemeyen cumhurbaşkanından en sonuncu vatandaşa kadar hiçbir kimse de yoktur.  Bu konuda itirazlar hep hilafeti geri getirme emellerini taşıyan düşünce sahiplerine aittir. Bu görüşün haricinde Nüfusumuzun ezici bir çoğunluğu bir şekilde laiktir ve herkes de laikliğin sürdürülmesinden yanadır.

Ancak laik olmanın devlet için ne ifade ettiği, halkın inançlarını ne şekilde yaşayabileceği ve özellikle de devletin din kurumunun içinde mi, dışında mı, dışında ise ne kadar dışında olacağı sorunsalı hiçbir şekilde belirlenmemiş, bu nedenle de her türlü uygulamaya, dolayısıyla da her türlü istismara müsait bir konudur.

Zaten başka türlü de cumhurbaşkanı eşinin Çankaya köşkünde türbanıyla oturabilirken, sıradan bir vatandaşın kamu alanında veya masraflarını vergileriyle finanse ettiği üniversitelerde ayrımcılığa maruz kalması açıklanamaz.

Kısacası Cumhuriyetin temel ilkelerinden birisi olarak kabul edilen laiklik ilkesinin ve kapsamının anayasamızda açıklayıcı bir şekilde tanımlandığından söz etmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

2007 senesi devletin bütün anayasal kurumlarının birbirleri ile ihtilaflı olarak geçirdiği bir yıl olarak tarihe geçmiştir. Cumhurbaşkanı ile başbakan, cumhurbaşkanı, başbakan ile ordu komutanları, meclis ile yargı en hayati konularda birbirleri ile çatışmışlardır. Sadece bunlar bile ne yazık ki ülkemizde güçler ayrımı ilkesinin çalışmadığını göstermektedir. Bu gün itibariyle kabahatlisi kim olursa olsun yasama ve yürütme erkleri ile gerek yargı erki ve gerekse de devlet yönetimi konusunda bir erk olmayan ordu ve üniversitelerimiz arasında çok ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Görüş ayrılıkları varsa da bunun mutlaka bir sorumlusunun olması gerekmez mi?

Bence de bu görüş ayrılıklarının en önemli nedeni anayasamızın bütün erkler arasında bir görüş birliği sağlayacak netlikte, açıklıkta ve şeffaflıkta olmaması, benimsenen ilkelerin fazlasıyla yoruma açık olmasıdır. Herkesin göreceli bir şekilde yorumlayabileceği bir ilke veya esas da ne ilkedir ne de esas. Bu nedenle de bu şekilde formüle edilmiş bu yeni anayasa taslağı da özü ve esası itibariyle cumhurbaşkanından başbakana kadar hepimizin, birbirimizin kafasına fırlatabileceği bir kitapçıktan başka bir şey olamaz.


Sonuç olarak anayasa bir taraftan devlet ve millet ilişkisi, diğer taraftan da devletin ve onun kurumlarının yönetilişinin hangi ilke ve esaslara bağlı olarak gerçekleştirileceğini kurallara bağlayan bir hukuk metnidir. Anayasanın uzun, kısa olmasının her hangi bir fonksiyonu yoktur. Önemli olan benimsenen niyet, ilke ve esasların hiçbir alt veya mecazi anlam içermeksizin açık ve net bir dille ifade edilmiş, bunun gereklerine de herkesin uymak zorunda olduğudur. İşte bu sağlanamadığında da bitmek tükenmek bilmeyen anlaşmazlıklar, tartışmalar ve çatışmalar kaçınılmaz olur.

Unutmayalım, bütünlüğümüz için milli mutabakatımız olan anayasamıza uymak zorundayız.  Yenisini yapacaksak ta bu günkü anayasa kuralları içerisinde olacaktır, bu değişim.

Biz daha iyisini yapana kadar, en iyisi budur demeli ve anayasamıza saygı göstermeliyiz. Anayasanın kendilerine tanıdığı yetkiler doğrultusunda parlamento üyelerimizin, anayasanın şartlarına uyması elzemdir.






Hiç yorum yok: