17 Eylül 2015 Perşembe

BABALAR ZAMAN AYIRMALI ÇOCUKLARINA.. HEP BİR FAZLASINI ÖĞRETMELİ..



HEP BİR FAZLASINI ÖĞRENDİM BEN BABAMDAN 


Bu Gün benim Babamın aramızdan ayrılışının 31. Senesiydi.

İnsan bir babadan ne öğrenebilirse, ben bir fazlasını öğrendim o bilge adamdan.

 Size iddialı bir söz gibi gelebilir, çünkü bu durumda.. Dünyada ne kadar baba varsa, çocukları için o kadar bilge baba var diyebilirsiniz. Benim babam sıradan bir baba değildi. Onun öğretileri en az bin yıl denenmiş öğretilerdi. Mesela bu gün mumla aradığımız ahlaklı adam olmayı öğretti bana. Manipülasyon tuzaklarıyla dolu bir dünyada ahlaklı kalabilmek için, çelik gibi sağlam irade gerektiğini de ondan öğrendim. İnsanın gözünün içine bakmasını, gözlerden düşünceleri okumasını da ondan öğrendim.

 Asaletin hiçbir markette satılmadığını, imal edilemez olduğunu ve bozulmadan adam kalabilmeyi soyunun, en az beş nesil taşımış olması gerektiğini ve insanın soyunun önemli olduğunu da ondan öğrendim. Bana ve kardeşlerime, temiz kalmış, pisliğe bulaşmamış, 2-3 yy. bir aile geçmişini devrederken olduğu gibi o aileye sahip olma gururu taşımayı da ondan öğrendim.

 Bütün bunları öğretirken, dizine oturtup, ya da karşısın alıp, şu şudur. Bu budur demedi. Onun, birçok babadan ayıran özelliği. İstediği, öğretisini onun davranışlarını, adamlığını kendisini izleyerek öğrenmemizdi. O çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu bilirdi. Onu izlediğimizi de, o sebeple davranışlarından taviz vermezdi. Disiplinli adamdı, gevşemezdi.

 Öz kardeşlerin birbirlerini yediği bir dünya da. Bana kardeş sevgisini öğretti. Ağabeyini, ablalarını çok severdi. Sevdiğini zannetmezdiniz. Sevdiğine inanırdınız, çünkü severken gözleriyle severdi. Bana gözlerin dilini o öğretti. Bende kardeşlerimi ve ağabeyimi çok seviyorum.

 Bazı öğretileri, bu günün şartlarında toplumca yadırganabilir, ama çok etkiliydi. Hatırlayabildiğim ilk öğretisi, benden iki yaşım kadar büyük komşu çocuğuyla oynarken yaşadığım anlaşmazlıkta, iki yüz metre koşarak babama ulaşıp, salya sümük babama onları şikâyet ettiğimde 3.5 yaşındaydım. O koca adam omuzlarımı iki eliyle sımsıkı tutup, beni sarstıktan sonra, yanağıma bir şaplak atıp yüzünde ilk defa gördüğüm o sert ifadeyle. Bak oğlum, bana hiçbir zaman, hiçbir durumda şikâyete gelmeyeceksin. Bu durumda ya sana zarar vermeyecek kimselerle birlikte oynayacaksın. Ya da gücünün yettiği, kendini ezdirmeyeceğin kişilerle. Bas git şimdi! Dediğinde o çocuk aklımla babamı bir daha affedebileceğimi sanmıyordum. Yıllar sonra bu sözlerini hiç unutmadığımı ve neden böyle katı davrandığını sorduğumda. Bir adım geriye çekilerek yüzüme baktı ve "Sende yaşamın benim davranışımdan daha sert olduğunu anlamışsındır." Önemli olan bu zorluklarla en umutsuz anlarda bile başa çıkmayı öğrenmektir. Senin yaşamın tüm zorluklarını yenebileceğine inanman ancak, o zorluklara karşı yardım almadan tek başına mücadele etmenle mümkün olabilirdi. İşte bende senin böyle bir adam olmanı istedim. Yanlış mı yaptım?" Hayır çok doğru yapmıştı. İşte bir insanın yaşamın zor şartları için, Babalarından öğrenmesi gereken bir fazlası buydu. Bir de zaman ayırması çocuklarına, usanmadan, üşenmeden hikayeler anlatması. Çocuk olabilmesi çocukları anlaması. Yaşamımı kolaylaştıranda, hiç kimseden yardım almayacağımı bilmem oldu.

 Yeri geldiğinde telaşa kapılmamam, travma yaşamamam için usulünce tavuk kesmesini. Ama daha çok, vicdani sorumluluğu ve gerektiğinde sızlayan vicdanımla yaşamayı da öğrettiğin için, sana çok teşekkür ederim baba.

 Asayiş berkemal, sen rahat uyu..

 Cemal k. demir

16.09.2015
 
 

Hiç yorum yok: