HEP BİR FAZLASINI ÖĞRENDİM BEN BABAMDAN
Bu Gün benim Babamın aramızdan
ayrılışının 31. Senesiydi.
İnsan bir babadan ne öğrenebilirse,
ben bir fazlasını öğrendim o bilge adamdan.
Size iddialı bir söz gibi gelebilir, çünkü bu
durumda.. Dünyada ne kadar baba varsa, çocukları için o kadar bilge baba var
diyebilirsiniz. Benim babam sıradan bir baba değildi. Onun öğretileri en az bin
yıl denenmiş öğretilerdi. Mesela bu gün mumla aradığımız ahlaklı adam olmayı
öğretti bana. Manipülasyon tuzaklarıyla dolu bir dünyada ahlaklı kalabilmek
için, çelik gibi sağlam irade gerektiğini de ondan öğrendim. İnsanın gözünün
içine bakmasını, gözlerden düşünceleri okumasını da ondan öğrendim.
Asaletin hiçbir markette satılmadığını, imal
edilemez olduğunu ve bozulmadan adam kalabilmeyi soyunun, en az beş nesil
taşımış olması gerektiğini ve insanın soyunun önemli olduğunu da ondan
öğrendim. Bana ve kardeşlerime, temiz kalmış, pisliğe bulaşmamış, 2-3 yy. bir
aile geçmişini devrederken olduğu gibi o aileye sahip olma gururu taşımayı da
ondan öğrendim.
Bütün bunları öğretirken, dizine oturtup, ya
da karşısın alıp, şu şudur. Bu budur demedi. Onun, birçok babadan ayıran
özelliği. İstediği, öğretisini onun davranışlarını, adamlığını kendisini
izleyerek öğrenmemizdi. O çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu bilirdi. Onu
izlediğimizi de, o sebeple davranışlarından taviz vermezdi. Disiplinli adamdı,
gevşemezdi.
Öz kardeşlerin birbirlerini yediği bir dünya
da. Bana kardeş sevgisini öğretti. Ağabeyini, ablalarını çok severdi. Sevdiğini
zannetmezdiniz. Sevdiğine inanırdınız, çünkü severken gözleriyle severdi. Bana
gözlerin dilini o öğretti. Bende kardeşlerimi ve ağabeyimi çok seviyorum.
Bazı öğretileri, bu günün şartlarında toplumca
yadırganabilir, ama çok etkiliydi. Hatırlayabildiğim ilk öğretisi, benden iki
yaşım kadar büyük komşu çocuğuyla oynarken yaşadığım anlaşmazlıkta, iki yüz
metre koşarak babama ulaşıp, salya sümük babama onları şikâyet ettiğimde 3.5
yaşındaydım. O koca adam omuzlarımı iki eliyle sımsıkı tutup, beni sarstıktan
sonra, yanağıma bir şaplak atıp yüzünde ilk defa gördüğüm o sert ifadeyle. Bak
oğlum, bana hiçbir zaman, hiçbir durumda şikâyete gelmeyeceksin. Bu durumda ya
sana zarar vermeyecek kimselerle birlikte oynayacaksın. Ya da gücünün yettiği,
kendini ezdirmeyeceğin kişilerle. Bas git şimdi! Dediğinde o çocuk aklımla
babamı bir daha affedebileceğimi sanmıyordum. Yıllar sonra bu sözlerini hiç
unutmadığımı ve neden böyle katı davrandığını sorduğumda. Bir adım geriye
çekilerek yüzüme baktı ve "Sende yaşamın benim davranışımdan daha sert
olduğunu anlamışsındır." Önemli olan bu zorluklarla en umutsuz anlarda
bile başa çıkmayı öğrenmektir. Senin yaşamın tüm zorluklarını yenebileceğine
inanman ancak, o zorluklara karşı yardım almadan tek başına mücadele etmenle
mümkün olabilirdi. İşte bende senin böyle bir adam olmanı istedim. Yanlış mı
yaptım?" Hayır çok doğru yapmıştı. İşte bir insanın yaşamın zor şartları
için, Babalarından öğrenmesi gereken bir fazlası buydu. Bir de zaman ayırması
çocuklarına, usanmadan, üşenmeden hikayeler anlatması. Çocuk olabilmesi
çocukları anlaması. Yaşamımı kolaylaştıranda, hiç kimseden yardım almayacağımı
bilmem oldu.
Yeri geldiğinde telaşa kapılmamam, travma
yaşamamam için usulünce tavuk kesmesini. Ama daha çok, vicdani sorumluluğu ve
gerektiğinde sızlayan vicdanımla yaşamayı da öğrettiğin için, sana çok teşekkür
ederim baba.
Asayiş berkemal, sen rahat uyu..
Cemal k. demir
16.09.2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder