BİR
YOKSULLUK BİR AYRILIK BİR ÖLÜM!
Cemal
K. Demir
3
Aralık 2012 ·
Yoksulluk, ayrılık ve ölümdür.
Ölüm üzüntünün en çaresiz olanıdır. Ölen kimse sizin duygularınızı hissetmez fakat yakınları için, ölüm biçimi ve yaşı üzüntüyü artırabilir. Ölüm içgüdüsü insanda var oluşunun en büyük üzüntü nedenidir. Geride bırakılan, önce ölüme gidenin sonsuzluğun içinde kaybolması doğanın güçlü kanunu karşısında sarsılır. Hiçbir şey yapamadığının, güçsüzlüğünün farkına varır, çaresizliğinin farkına varır. Ölüm karşısında güçsüz kaldığını hisseder ve bu duygu onun içinde tarifini yapamadığı, gizli bir korku yaratır. Üzüntümüzün asıl nedeni budur. Çaresizliğin çok çabuk geliştirdiği umutsuzluk duygusu davranışları yönetmeye başlar. Üzüntüler insanın doğası gereği olmalıdır, insanın yenilenmesinin en önemli sebeplerinden biridir üzüntü, ama geçici olmak kaydı ile. Aksi bir durum, hastalık belirtisi olup, insandaki davranış bozukluğunun göstergesidir. İnsanı üzüntüsüyle barıştıran arabulucu zamandır, zaman içinde insan belleği olayları süzecek ve çareler üretecektir.
İnsanların
bu gibi durumlarda yalnız kalmamaları gerektiğini, insanlık tarihi boyunca
yaşamış olan, çeşitli toplumların üzüntü duyan aile veya bireyin yanında yer
alarak, düğün ve cenazede toplulukların bir araya gelerek acıyı ve sevinci
paylaştıkları olgusu medeniyetlerin mirası olarak, günümüze kadar taşınmıştır.
Bu sebeple,
kaybettiğin bir dostunun üzüntüsüyle yaşadığın duyguları çok iyi
anlıyorum. Üzüntüyü yaşaman, fakat
kontrolü bırakmadan tekrar aramıza sağlıklı bir şekilde dönmen için bu yazıyı
senin yanında olduğumu bildirmek için yazıyorum sevgili Edip Kurtçu. (Ananda)
Sen benim
yüzünü hiç görmediğim ama face’teki fotoğrafından çiziktirdiğim arkadaşımsın,
ama seni tanıyorum, çünkü ortak bir tarafımız var. Önce insansın. Benim gibi
yaşamdan fazla beklentisi olmayan bir Âdemoğlu. Akıllısın, düşünüyorsun ve
insanın tabiatında olan ve sonradan yaşamla birlikte edindiği birçok duyguyu
taşıyorsun. İşte bizim ortak tarafımız bu. Bu sebeple ben seni, acı çektiğini
anlayacak kadar iyi tanıyorum.
İnsanın düşünme yetisiyle beraber başlayan yaşam hakkındaki sorular günümüzde hala cevap bulmuş değildir. Ama düşünmemize ışık tutacağına inandığım düşünürlerin, yaşama dair yazdıklarından örnekler vermek istiyorum.
Dr.Hasanoğlu
der ki
Kalın ünlüleri kullanarak OLUŞ yazalım, sonra buradaki ünlülerin üzerlerine nokta koyalım, ÖLÜŞ…! Aynı harflerden oluşan bu kelimeleri farklı kılan noktaları koyma sürecine de YAŞAM diyorum… “Bu kadar kısa mı?” Dediğinizi duyuyorum. Evet, bu kadar kısa işte yaşam.
Kalın ünlüleri kullanarak OLUŞ yazalım, sonra buradaki ünlülerin üzerlerine nokta koyalım, ÖLÜŞ…! Aynı harflerden oluşan bu kelimeleri farklı kılan noktaları koyma sürecine de YAŞAM diyorum… “Bu kadar kısa mı?” Dediğinizi duyuyorum. Evet, bu kadar kısa işte yaşam.
“Hayatın anlamı nedir?" Freud bu soruyu soran kişinin hasta olduğunu, Anton Çehov ise, kendisine bu soruyu yönelten bir dostuna: (Bir havucun anlamı nedir?) Deyip devam etmiş. (Havucun anlamı neyse, hayatın da o!) Öyleyse soruyu başka türlü formüle etmeliyiz. Hayatı nasıl anlamlı kılabiliriz? Çünkü en temelde hayatın bir anlamı yoktur.
Alfred Adler der ki; (
Yaşam, bütüne bir katkıda bulunmaktır.) Kendi dışımızdakilere katkıda
bulunmadan, ilgili olmadan, işbirliği yapmadan, salt kendimizi yaşamayı tercih
edersek yaşamış oluyor muyuz? Bütünün
içinde yaşamımızın tanıkları yoksa yaşadığımızı nasıl kanıtlayacağız? Paranız,
sağlığınız, fabrikalarınız, yatlarınız, katlarınız olsa ne yazar? Sizin
yaşadığınıza dair tanık yok..! Bütüne katkı veren besteniz, şiiriniz, ilacınız,
eseriniz, mücadeleniz, kahramanlığınız, hikâyeniz, sohbetiniz, paylaşmanız,
işbirliğiniz yoksa yaşadığınıza tanıklık edecek kimse yoksa yaşamış oluyor
musunuz? )
Hiç
kimse ne kadar yaşayacağını bilemez ama herkes bir gün öleceğini bilir.
Ne kadar yaşadığımızı ve yaşayacağımızı bilemeyeceğimize göre, asıl olan nasıl yaşadığımız değil mi? Yaşamın anlamı, nasıl yaşadığımızın içinde gizli değil mi? Bizde bazı yaşamlara tanıklık ettiysek, cisimlerin yok olmasıyla tanığı olduğumuz yaşamları yok etmeyelim. Bizim yaşam tanığı olarak görevimiz, yaşam tarzını, öğretilerini gelecek nesillere taşımak için tarihe not düşmek olmalı. Ağlamak sızlanmak veya öfkelenmek değil. Ancak bu şekilde yaşamın devamlılığı ve bütünlüğüne katkıda bulunabiliriz.
Ne kadar yaşadığımızı ve yaşayacağımızı bilemeyeceğimize göre, asıl olan nasıl yaşadığımız değil mi? Yaşamın anlamı, nasıl yaşadığımızın içinde gizli değil mi? Bizde bazı yaşamlara tanıklık ettiysek, cisimlerin yok olmasıyla tanığı olduğumuz yaşamları yok etmeyelim. Bizim yaşam tanığı olarak görevimiz, yaşam tarzını, öğretilerini gelecek nesillere taşımak için tarihe not düşmek olmalı. Ağlamak sızlanmak veya öfkelenmek değil. Ancak bu şekilde yaşamın devamlılığı ve bütünlüğüne katkıda bulunabiliriz.
Bugün
etrafımıza bir bakalım, atalarımızdan kalan mirasa bir göz atalım. Onlardan
geri kalan tek şey insan yaşamına katkılarıdır. İşlenmiş toprağı,
deneyimlerinin meyveleri olan gelenekleri, felsefe, bilim, sanat… Tüm bunlar
insan refahına katkıda bulunmuş insanlardan bize kadar gelir. Pekiyi diğerleri
ne oldu? Hiçbir zaman işbirliği yapmayan, yaşama sürekli farklı anlamlar
yükleyen, yalnızca ‘ Yaşamdan ne alabilirim?’ sorusunu soranlara ne oldu? Arkalarında
hiçbir iz bırakmadılar ve gittiler.
Sanki dünya dile geldi de onlara; ‘Yaşam için uygun değilsin. Amaçların, özlemlerin, üstün kıldığın değerlerin, aklın ve ruhun için bir gelecek yok. Defol! İstenmiyorsun. Geber ve yok ol.’ Dedi..) Diyen Adler haksız mı?
Sanki dünya dile geldi de onlara; ‘Yaşam için uygun değilsin. Amaçların, özlemlerin, üstün kıldığın değerlerin, aklın ve ruhun için bir gelecek yok. Defol! İstenmiyorsun. Geber ve yok ol.’ Dedi..) Diyen Adler haksız mı?
Aklımızda
kalması için yine …Ve yine Alfred Adler'e
dönelim.
Ne
demişti? Kendi dışımızdakilere katkıda bulunmadan, ilgili olmadan, işbirliği
yapmadan, salt kendimizi yaşamayı tercih edersek yaşamış oluyor muyuz? Bütünün içinde yaşamımızın tanıkları yoksa
yaşadığımızı nasıl kanıtlayacağız? Paranız, sağlığınız, fabrikalarınız,
yatlarınız, katlarınız olsa ne yazar? Sizin yaşadığınıza dair tanık yok..!
Bütüne katkı veren besteniz, şiiriniz, ilacınız, eseriniz, mücadeleniz,
kahramanlığınız, hikâyeniz, sohbetiniz, paylaşmanız, işbirliğiniz yoksa
yaşadığınıza tanıklık edecek kimse yoksa yaşamış oluyor musunuz?
Cemal
K. Demir
İstanbul,
02.12.12
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder