9 Eylül 2016 Cuma

RENAN HOCA


ANKARA OTELCİLİK OKULU KAPATILIYOR.
SADECE OKULMU KAPATILIYOR. BİR TARİHİN YOK EDİLDİĞİNİN FARKINDA DEĞİL MİYİZ?
 
RENAN HOCA… İNSANA HAZ VEREN LEZZET USTASI
..VE AŞÇILIĞIN OKULU MU OLUR SAVSATASI

Beni en çok etkileyen insanlar, başarılı olsun veya olmasınlar, kendilerine has duruşu olan insanlardır. Omurgası olan insanlar... Başarının kıstasları farklıdır. Bazen başarılıyım dediğinizde aslında başarısız olmuşsunuzdur da o an farkına varmamışsınızdır. Fakat kendine özgü duruşu olan insan öyle mi? O kendisini saklamadan, ezilip büzülmeden" işte buradayım" der gibi gösterişli. O kendinden emin, gövdesi çelik gibi dimdik duran adam omurgalıdır.  Benim saygı duyduğum insandır. Karşısındakini kendisine saygılı davranmaya mecbur eden bilge kişidir. Aynı zamanda sevecen bakışlıdır, günümüz model insanı, donanımlı ve modern. Ama korkusuz, ezilmeden, biat etmeden yaşar hayatını…

Böyle insanlar bana ilham verir, ben boş bakan, boş konuşan, yüzüne baktığınızda gözlerini kaçıran insandan ilham alamam. Aslında içimde hissettiğim acıma duygusunun bedelini de o acıdığım insana ödetiyor muyum diyerek üzülürüm durumuna. Duyguların en bencilini yaşatır bu insan tipi bana.. Sadece acırım ve başka bir boyuta geçerim sessizce.

1961 Ekim ayından başlayıp 2 yıl, aşağıda bahsedeceğim derslerin öğretmeni olarak okulumuz AOO da çalışmış Renan Hoca. Asıl mesleği iç mimar olan, Renan Yaman.
Renan hoca kendi duruşuyla ve kaliteli iş üretmesiyle birçok konuda tarihe geçmiştir muhakkak. Ama ben onun derslerine girememiş olsam da, onun bizim okulda ders vermesi ve Otelcilik okulunun halen bire aranan hocası olarak tarihe geçmesi gururlandırıyor beni. Hikâyelerini Ağabeyim 1964 mezunu Gürol Demir ve onun arkadaşlarından dinlediğim bu adamı tanıma fırsatım oldu. Kendisinin Berlin'de benim de İstanbul'da yaşamam sebebiyle çok uzun telefon konuşmaları yaptığımız bu huysuz ama mesleğine ve işine değer katan, üretken ve verimli adamı sevmemek mümkün mü? İşte size bahsetmiş olduğum sebepten ötürü, nesli tükenmeye yüz tutmuş duruşu olan adamlığından dolayı, belki de bana ilham verdiği için seviyorum.

Gönül dağarcığınızda bir şey yoksa dilenciye para, Akıl dağarcığınızda bir şey yoksa bir cahile bile akıl veremezsiniz. Aslında insanın dik durmasını
Sağlayan onun Omurga sağlamlığından çok bilgeliğidir. Bilgelik cesaretin de omurgasıdır.
Bu gün sevgili Kaya’nın (Gürlersen) hocamızdan edindiği dokümanlarla yine başka dünyalara gittim. Nerelere gittiğimi de açık yüreklilikle yazıyorum.
Şu anda okuduğunuz bu yazıyı kesip çocuklarınız için saklayın, onlardan bazıları dik durmanın, durabilmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayabilirler
Belki. O an geldiğinde bu satırların onlara payanda olacağını sanıyorum.
Okulumuzun (AOO) ilk "Temel yemek, içki hazırlığı, Şarap ve içkiler dersleri öğretmeni Renan Yaman hocamız bir röportajında ne diyor.

“BU ÜLKENİN TANITIMINA EN BÜYÜK KATKI MUTFAK KÜLTÜRÜ İLE SAĞLANABİLİR.
" YEMEK OLAYINI BİR KARIN DOYURMA OLAYI DEĞİL, SANAT OLARAK GÖRMEK GEREKİR.”

Kültür; Tarifi kısaca aşağıdaki gibidir. Bir toplumda toplumsal gelişme süreci içerisinde yaşayarak yaratılan, bütün maddi ve manevi değerlerin tümüdür.
Toplumların yaşam tarzlarının oluşumunda yarattıkları değerlerin en önemlisi yemek kültürüdür.  Öyle ki, Toplumların bu konuda uymaları için bir düzine kurallar konmuştur. “Yemek ve sofra adabı” yaşam standardı ileri seviyede olan toplumlarda bu kurallar çocuk yaşlarda öğretilir. Hatta bir söz vardır, Kumaş gün ışığında, insanlar yemek masasında kalitesini gösterirlermiş. İtalyanlar
Halen bu geleneği uygular işe alacakları veya damat adaylarını yemek yemeğe davet edip burada sosyal konumunu ölçerler.

Biz ise Binlerce yıllık yemek kültürümüzün değerini dahi bilemedik. Dünyanın en iyi mutfağımızı tanıtamıyoruz. Yemek kültürümüzle soyluyuz fakat tanıtım konusunda soylularda kesinlikle olmaması gereken duruş eksikliğimiz, ezikliğimiz var. Yer sofrasından dört ayaklı masaya geçip, oturak yerimiz tabandan 45 cm yükselince düşmekten korktuk. Hafızamızı yitirdik. Binlerce yıldır onunla yoğrularak bütünleştiğimiz, yaşam felsefemiz haline gelen yemek alışkanlıklarımız yok olup gitti. Kültürümüze değerlerimizde birinci sırayı alan, yemek yapma ve sunma becerilerimizi 70 Gr lığ hamburgere sattık. Ailece veya dostlarımızla beraber yiyip içtiğimiz sofralardaki muhabbetin tadını okuduğumuz romanlardan öğreniyoruz. Evet, biz kültürümüze sahip çıkamadık. Ecdadımıza riyakâr davrandık. Binlerce yıl bağdaş kurarak kurulduğumuz soframıza avam der olduk.

En acımasızı, bize ait olan kültürümüzün üzerinde hoyratça tepinip ona burun kıvırdık. Arap kültüründe taam etmeyi, Fransız kültüründe çatal sallamayı, Çin kültüründe çöplenmeyi kendi kültürümüz sandık.

Kültürümüzden nasibini almamış, avam takımını, bırakın Özel kanalları, ulusal kanallarımızda baş tacı edip, alamet içinde felakete gittiğimizin

Farkına varamama aymazlığıyla  kendisine milyarlarca dolar yatırım yaptığımız turizm sektörünün bel kemiği olan, Turizme nitelikli elemanların yetiştirilmesi için açılan eğitim kurumlarının ilki olan ki. Türk Turizm Bakanlığından önce açılan bir okuldur, Ankara Otelcilik Okulu. 1974 Yılından itibaren "Anadolu Ankara Turizm ve Otelcilik okulu." Olarak MEB Bünyesinde eğitime katkısı olan bir okulu kapatıp, bulunduğu konum itibarı ile, kim bilir hangi doymaz yobaz zihinlerin iştahlarının kabarmasına sebep olan, Türk Turizm tarihinin Mihenk taşını yıkıyoruz. Neden Belki bir cami, belki de artık cazibesini yitiren ve Türk ekonomisine yarardan çok zarar getiren, kandırılmışlığın belgesi gibi yurdun 364 bölgesine dikilen AVM yapacağız. Her ne yapacaksınız da bir milletin Turizm hafızasını yok ettiğiniz için, lanetle anılacaksınız. yapacağınız camiye girmeye korkacaksınız. Çünkü o haram zede camileriniz sağduyulu zihinlerde bombardımana tabi olacak.
Her ne yaparsanız yapın, turizm sektörünün güven tesis edilmeden işlemeyeceğini turizm ile ilgili vereceğiniz kararlarda hesaba katmadan başarılı olmanız mümkün değildir. Turizm hareketinin hac ziyareti olmadığını ve insanların inançlarından dolayı gitmeye zorlandıkları hac ziyareti gibi görmeyin. Hele hele adı milli eğitim olan bir kurumunda yapmakta olduğunuz değişikliklere çok dikkat edin. Bu kurumda yetişmesine sebep olacağınız cehalet ordusunun gücü eline almak için, ilk olarak sizi yok edeceğini bilin. 

Konuya neden, Renan hoca ile girdiğime gelince, Renan hocanın böyle gerici bir zihniyetle tan 54 Yıl önce savaşmak zorunda kalmasıydı. Renan Hoca ilgili Bakanlığa giderek, okulun ders araç gereçlerinin yetersiz olduğunu söyleyip, yardım bu konuda yardım istemesine o zamanın gerici müsteşarının verdiği cevap ilginçtir. Otelci katibi, için okul gerekmez. Aşçılığın okulu mu olurmuş. Garsonluk bizim milletimizin karakterine uymaz. Zamanında ABD ile bir program hazırlanmış, bırakın böyle gitsin. Zaten bu okul mu her neyse Yeni kurulacak bakanlığa devredecek. Renan hocanın tası atmakla kalmamış ve müsteşara iyi giydirmiş. Tabi ki bu olayda onun ileride okulla olan ilişiğinin kesilmesine sebep olmuş. Kısacası bu günün abukları yeni yetme değil, Ayrık otu gibi kök salmışlar bu memlekette. Bahçeyi temizleyip biçtikçe bu arsız otları, ne hikmetse daha gür bir şekilde yeşeriyorlar.
Sonumuz hayırlı olsun.

 
Cemal K. Demir

09.09.2016

 

Hiç yorum yok: