Çamur Evi Marmaris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çamur Evi Marmaris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2013 Çarşamba

MÜNİR'İN ÇAMUR ADAMLARI

İnsan denen yaratığın kitabındaki tarifine uymadığını anladığım günden bu güne kadar araştırıyorum. Ömrümün büyük bir bölümünü, beni şaşırtan bu varlığın ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçirdim. Bazen yüce bir varlığa dönüşen ama, çoğunlukla çamur tarafını gördüğümüz insan nedir, kimdir diye çok kafa patlattım, ama nafile…. O yüce varlığın göz bebeklerine bakıp ta göremediğimi ilahlara sordum. İnsanın yaratmış olduğu ilahlara.

Ey İlahlar diye başladım söze, tanrılar yarattığınız  İnsanın malzemesi, yani hammaddesi… Nedir? bana söyler misiniz, İlk cevaplayan Öküz başlı Mısır Tanrısı Khnemu’ydu. İnsanı erkek ve dişi olarak çamurdan yarattığını, böbürlenerek söyler dururdu. Bu gün bile Çömlekçilerin ilahı olarak kabul edilen ve çömlekçi çarkında ölümsüzleşen… İnsanları yaratığı anı görüntüleyen kabartmasını,  o günlerde yasak olan reklam neşretmesinden dolayı, haksız rekabet yaptığı için, o zamanki RTÜK tarafından cezalandırılmış olan Khnemu’dan bahsediyorum.

Henüz kuran inmeden, yüzyıllar öncesinden… Beri,  Luxor'da sergilenen bu kabartmayı, ilgilenen ziyaretçiler görebilmektedirler. Sırasıyla, Zeus, Olimpos dağında Prometheus, Topal Tanrı Hephaitos daha sonra da Sümer efsanesindeki Tanrı Marduk’a yönelttim aynı soruyu.. And olsun ki; Bİz insanı çamurdan yarattık! Bu faniyi… Hepsinin cevabı aynıydı, insanı çamurdan yapmışlardı, metotları farklıydı, insanın hammaddesi çamurdu. Su ve toprak birleşimi çamur, insanı oluşturan hamurdu. Güneşte kuruyunca insan olup dikiliyordu.

İkna oldum olmasına ama, yine de insanın ve kainatın yaratıcısına sormadan edemedim. Yüce rabbim diye söze başladım huzura çıkarak.  İnsan denen bu yaratık ki; Bazen şuursuz… Siz kendi sıfatımı verdim, buyurmuşsunuz. Beni çok şaşırtıyor. Siz insanı neden ile yaptınız.. İmalatında ne kullandınız. Cevabı beklemeden, insan çok değerli bir varlık. Altın olmalı, diye geçirdim içimden…Altınla yoğrulmalı, kaplanmalı tüm insanlık. O zaman görünmez olurdu bu aşağılık, yağdanlık!..  Deyiverdim aniden.. Bre gafil, çok bilmekle övünürsün. Sözde  dini bütünsün! Ben yalnız Kuranda değil, tüm kitaplarımda Tevrattan başlayarak anlattım insanı çamurdan yarattığımı.. Çamurdan Ademi, Ademin kaburgasından Havayı.. Yarattığımı kainat biliyorda sen bilmez misin!…  Bre münafık! Ne diye  işime ne karışır, suyu bulandırırsın!..


Mahşerin tüm atlıları üzerime yürüdü. Göğsüme  dayanılmaz bir ağrı çöktü. Kan ter içinde uyandım. Neydi o.. Üstüme  karabasanlar çöküyor sandım. Çok şükür.. Korkunç bir rüyadan uyandım…

Hemen kalkamadım, bir müddet öylece kaldım.
Birkaç kişiye danıştım. Birilerinden biri, bu işte bir iş var… Amma bu akıl bende naçar. Sana bu kilidi bir bilen açar dedi ve gitti..

Bu işin böyle çözülmeyeceğini anladım. Düşündüm, taşındım. Muhakkak bir bilgeden akıl almam lazım. Nihayet bir gün o bilge geldi. Düşünen beni gördü ve dedi.. Senin derdin nedir. Baktım bilgeye yüzü temizdir, dedim belki ak yüzü aklı derindir. Anlattım derdimi gezgine bir, bir. Rüyamdan geçtim.. İnsandır benim derdim. Der demez.. İrkildi ilkten , Sonra şöyle bir silkindi. Sözü derinden ziyade biraz serindi. O anlattı benim yüreğime sular serpildi. Vardı bu sırrı bir bilen. Kendini bu işe veren. İsmi nedir bu insan yapan ustanın diye soracaktım ki; Dedi gezgin. Bu kişi senin bildiğin… Biridir yaşadığı yer turkuaz ve yeşildir. Güneye git bulursun adı Münir'dir.

Antik çağda yaşasaydım ve adım, Gılgamış veya Homeros olsaydı  İnsanın tarifini yukarıda yazılı olduğu şekilde yapardım. Ben insanı anlatırken, insanın toprakla ilişkisini bakın, seramik sanatçısı Ayfer Karamani nasıl tarif etmiş toprağı… “Toprak öyle sevecen, öyle sadık, öyle içtendir ki! Yoğurursun, yere vurursun, bazen üzerinde tepinirsin, çimdik çimdik koparırsın, sonra ateşlere verirsin… Her seferinde heykel olur, çiçek olur, kaya olur, kap olur. Aşık Veysel’in dediği gibi, nimet olur, döner gelir size…”




ÇAMUR EVİ- MARMARİS




Hakikaten seramik sanatçıları da çömlek ustaları gibi toprak aşıklısı, toprağa aşık olmasalar, bu kadar güzel eserler yaratabilirler miydi. Pişirildiğinde kaya gibi sert olan, seramik çiçeklerin  kadife yumuşaklığı, usta elleri maharetli kılan sanatçı ruhu olmalı.

Ben antik çağları kitaplardan okuduğum kadar bilen biriyim. Münir usta ise büyük bir cesaretle, antik çağlardaki ilahlar gibi, maharetli elleriyle çamurdan insan figürlerine hayat veriyor.                   Sanat kavramının çok değişik tarifleri yapılabilir fakat, tek kelimeyle tarif etmek gerekirse, bence en uygun kelime cesaret olmalıdır. Çünkü güzelliği, onuru, bilgeliği, başkaldırıyı, erdemi, şefkati ve aşkı, sanat kelimesi gibi içinde barındıran bir kelimedir cesaret.

Münirin çamur figürleri çirkin insanlardan oluşur, güzel olup ta görünüşleriyle puan almasınlar, sadece insani yönleri öne çıksın istemiş, çalışmalarını Marmaris te “Çamur Evi” adını verdiği, kendi atölyesinde soyut olarak yürüten sanatçı. Münir’in Heykel ve seramik dalında akademik eğitimi yok. Fakat, onun yukarıda tarifini yaptığım cesareti var. İç dünyasını toprağa aktarıp şekillendiren elleri var. Topraktan değişik karakterler yaratıp, isim koyduğu “Çamur Adamları” var..

Münirin atölyesinde, tasvir edilen figürlerin tamamı soyut figürler olmasına rağmen,  ifadeleri somut. Yaşayan insanlar onlar. Her birinin karakteristik özelliği, ismi ve duyguları,  korkuları, hayalleri var.


Münir Gözen “Çamur Evi” seramik çalışmaları





Yüz ifadelerine yansımış, kederleri, özlemleri, alınlarında çizgileri, yaşıyorlar… Yüzlerce insan figürü, hepsini Münir yapmış. (Antik çağda yaşayan bir Münir den bahsetseydim, yaratmış diyebilirdim.)

Figürlerin hiç birinde cüppe, sarık gibi ruhani simgeler yok. Fakat, urbaları, çeşit çeşit ve çok.

Hepsi dünyalı.. Sanatçı gözüyle  günümüz insanı.. Bu tekamülünü tamamlamış insanlar. modern hayatı temsil ediyor

Bulundukları mekanda gönül rahatlığıyla rakınız yudumlarken keyif alıyorsunuz. Çünkü sizin en tabi hakkınızın yaşamdan haz almak olduğunu biliyorlar. Günümüz modası, gezgin ruhani bezirganlar gibi; Alkol günahtır!.. Deyip, keyfin içine limon sıkmıyorlar.. Hepsi yaşamda olan figürler. Olması gerektiği  insana saygılı bireyler.. Münire sorasım geliyor. Cumhuriyetin onlarca yıldan bu yana demokrasi öğretisin rağmen yerleştiremediği modern çağ insanını yaratmayı nasıl başardın diye…  Çünkü Ustanın atölyesinde her türlü figür var fakat, hepsi hoşgörülü, insancıl.. Ne cevap vereceğini bildiğim bu sorum sadece düşünce safhasında kalıyor, sormuyorum. Çünkü biliyorum, böyle bir soruyla karşılaşan usta, önce sesini radyo frekansı konumuna getirip, belli ölçüde ciddiyeti, mimikleriyle yüzünde  sabitledikten sonra… - sanki ezberinden okuyormuş gibi, kurulu bir makine hızında ..-Maalesef, hayatımıza girmiş olan ve yaşam haklarına müdahale anlamındaki bu tarz  öteleme. Paylaştığımız hayatın dışa yansıyan hiç  bir bölümünde olmamalıdır. Dışa vurmamamız gereken, iç dünyamızda yaşattığımız maneviyatımız bizim şahsımızı ilgilendiren uhrevi bir konudur.. Evet yaşamımızda vardır, bizim için değerli olan bu maneviyatımızı, yüreğimizdeki gizli kasamızda saklamaktır. Der ve hemen başka bir konuya geçerdi. Hızlı konuşan insanların ortak bir özelliği, hızlı düşünmeleridir. Öyle hızlı düşünürler ki, dilin kıvraklığı düşünüp te söylemek istediğiniz kelimeleri peş peşe sıralamaya yetmez. İkinci bir özellikleri ise, beyinlerinin aynı anda birkaç konuyu beraber fakat ayrı değerlerle düşünebilmesidir. O sebeple de konudan konuya geçebilirler.

Ustaya neden çoğunlukla insan figürleri diye soracak oldum.. Sorum henüz bitmeden İnsanları, toplumu anlatmaya başladı.

Dünyada olduğu gibi yurdumuzda da insanların ekonomik sebepler sebebiyle yaptıkları göçlerin, beşeri ilişkileri yok ettiğini söyleyerek söze başladı Münir Usta.. İnsan yaşadığı doğup büyüdüğü yerde güvende hisseder kendini, orada yakınları ve komşuların katkısı vardır öğrendiklerinde ve gelişmesinde. O sebeple davranışları kontrollüdür. Çünkü orada tanınır, bilinir, anonim değildir. Yani hiç kimse değil, bir şahsiyettir o kendi köyünde, mahallesinde..

Fakat aynı kişi başka bir şehre gittiğinde yabancıdır, güvenliğini kaybettiğini düşünür. İşte o zaman içinde yaradılışından var olan koruma içgüdüsü harekete geçer. Bu iç güdü sel tepkime vahşidir, kural tanımaz. Yaşadığı topluma uyum sağlamasına kendi ömrü yetmediği gibi, ikinci, hatta üçüncü nesil çocuklar da uyum sağlamakta zorlanırlar.Memleketimizde yapılan göçlere doğru orantılı olarak şehirlerimizde ehlileşmemiş insanlar sayısı günden güne artmaktadır.

Benim çalışmamdaki tüm figürlerin. hemen hemen her meslek erbabını temsil eden, çamur adamlardan oluşması o eski insan ilişkilerine olan hasretimden olmasın sakın?..

Usta, kendi tarzıyla bana uzun uzun anlatmış ve ders niteliğindeki bu anlatımı, zekice sorduğu bir soruyla noktalamıştı.Söyledikleri benim terazimin kefesini bir tarafa eğmedi, demek doğru bulmuştum. Vereceğim cevap tasdik anlamında olmalıydı. Bende, kendi tarzımda cevapladım bu soruyu. Anlaşıldı Münir Usta!.. Sen günümüzde nesli tükenen adam tipini, antik çağ tanrıları gibi çamurdan yapıp, kendi dünyanda yaşatıyorsun.

Ustadan insan hakkında öğreneceğimiz bir çok şey olduğunu biliyorum. Bir dahaki sefere zamanı geniş tutarsam, insan  ve çamur adamlar hakkındaki bilgimi arttırabileceğime inanıyorum.

Mesela insanın dünü ve bu günü hakkında değerli ve daha geniş bilgilere de ulaşabilirdim, ustaya biraz daha vakit ayırabilseydim. Yaradılışında vahşi olan insanın, aklının gelişmesi milyonlarca yıl sürmüş. Önceleri içgüdüsel olarak küçük koloniler halinde yaşayan Mung’lar (İlk insan) İnsan nüfusun artması ve aklın, taş yontabilecek seviyeye gelmesiyle beraber. Daha büyük koloniler halinde yaşamaya başlamalarıyla, Hirarşik düzenin kurulması elzem olmuş. Toplum yaşamına geçen insanın, bu konuda eğitilmesi gerekmiş. Zamanın akıllı adamları insanları, Antik çağlar ve öncesinde, din kavramıyla, din öğretisiyle terbiye etmeye başlamışlar. Daha sonraki dönemlerde çok tanrılılıktan kurtulan insan, yaradanın tek bir tanrı olduğundan hemfikir, bu günlere gelmiş. Fakat doğasında vahşet olan insanın devamlı terbiye edilmeye ihtiyacı olduğundan, bu gün insanı ehil bir şekilde yaşatabilmek için, adalet kavramı genişletilmiş ve eğitimine özen gösterilse de, toplumdaki gelişmeye ayak uyduramamaktadır. 20. yy hızında bir gelişme insanı nereye götürür bilemem fakat, tanrı parçacığını yaptıkları deneylerle bulan insan oğlunun bununla yetinmeyeceği gayet açık bir şekilde görülüyor.


Biraz da Münir Gözen, “Çamur Evi” seramik kursu, ayrıca tamamen bağımsız olarak eğitim veren resim kurslarından bahsetmek istiyorum.

Marmaris şehremini ve meclisinde bu konunun gündeme gelmesini istiyorum.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, sanata katkısı olan, birey veya birimler o şehrin yönetimince desteklenir. Münir Gözen’in Marmaris te olması, onun orada sanat için  rahat bir ortam bulmasından ziyade, kendisi ve ailesinin orada yerleşik olmalarıdır.

Sanata gönül vermiş bir kişi olarak, Münir Gözen’in kendi imkanlarıyla yaptığını Marmaris te başka yapan var mıdır bilmiyorum. Şehir idaresinin, ülkemizde maalesef pek değer verilmeyen, ama insan yaşamında içtiğimiz su kadar gereksinimi olan, sanat çalışmalarına muhakkak destek vermesi gerekir.

Gönüllü diye nitelendirdiğim, sanat aşığı müteşebbislerin amatör ruhla harcadıkları eforu taktir etmemek elde değil. Fakat sanat faaliyetlerinin, bir şehrin altyapısı gibi bir getirisi olmadığını bilerek, ekonomik yükün altında ezilmelerine müsaade etmek. Akıllı bir şehir idaresinin yapmaması gereken  bir davranıştır.

Sanatın en güzel dalında hiçbir beklentisi olmadan, maddi  zararlarına aldırmadan

Sanat faaliyetlerine devam eden. Münir Gözen sanat Evi ve varsa benzeri yerlerin hiç kapanmaması için. Bu müteşebbisleri yıldırmamak, aksine taltif etmek gerekir.

Şehir bütçesi yapıldığında sanat faaliyetlerine ayrılan bütçeden, hiç değilse eğitmen ücretlerini karşılayacak kadar bir pay ayrılması, insanın gönül bahçesi diye nitelendirdiğimiz sanat evlerinin Marmaris te devamlılığını, belki de çoğalmasını sağlayacaktır.

Cemal K. Demir

Ist.02.03.2013