Ey
İlahlar diye başladım söze, tanrılar yarattığınız İnsanın malzemesi, yani hammaddesi… Nedir?
bana söyler misiniz, İlk cevaplayan Öküz başlı Mısır Tanrısı Khnemu’ydu. İnsanı
erkek ve dişi olarak çamurdan yarattığını, böbürlenerek söyler dururdu. Bu gün
bile Çömlekçilerin ilahı olarak kabul edilen ve çömlekçi çarkında ölümsüzleşen…
İnsanları yaratığı anı görüntüleyen kabartmasını, o günlerde yasak olan reklam neşretmesinden
dolayı, haksız rekabet yaptığı için, o zamanki RTÜK tarafından cezalandırılmış
olan Khnemu’dan bahsediyorum.
Henüz
kuran inmeden, yüzyıllar öncesinden… Beri, Luxor'da sergilenen bu kabartmayı, ilgilenen
ziyaretçiler görebilmektedirler. Sırasıyla, Zeus, Olimpos dağında Prometheus,
Topal Tanrı Hephaitos daha sonra da Sümer efsanesindeki Tanrı Marduk’a
yönelttim aynı soruyu.. And olsun ki; Bİz insanı çamurdan yarattık! Bu faniyi… Hepsinin
cevabı aynıydı, insanı çamurdan yapmışlardı, metotları farklıydı, insanın
hammaddesi çamurdu. Su ve toprak birleşimi çamur, insanı oluşturan hamurdu. Güneşte
kuruyunca insan olup dikiliyordu.
İkna
oldum olmasına ama, yine de insanın ve kainatın yaratıcısına sormadan edemedim.
Yüce rabbim diye söze başladım huzura çıkarak. İnsan denen bu yaratık ki; Bazen şuursuz… Siz
kendi sıfatımı verdim, buyurmuşsunuz. Beni çok şaşırtıyor. Siz insanı neden
ile yaptınız.. İmalatında ne kullandınız. Cevabı beklemeden, insan
çok değerli bir varlık. Altın olmalı, diye geçirdim içimden…Altınla yoğrulmalı, kaplanmalı
tüm insanlık. O zaman görünmez olurdu bu aşağılık, yağdanlık!.. Deyiverdim aniden.. Bre gafil, çok bilmekle övünürsün. Sözde dini bütünsün! Ben yalnız Kuranda değil, tüm
kitaplarımda Tevrattan başlayarak anlattım insanı çamurdan yarattığımı..
Çamurdan Ademi, Ademin kaburgasından Havayı.. Yarattığımı kainat biliyorda
sen bilmez misin!… Bre münafık! Ne diye işime ne karışır, suyu bulandırırsın!..
Mahşerin
tüm atlıları üzerime yürüdü. Göğsüme
dayanılmaz bir ağrı çöktü. Kan ter içinde uyandım. Neydi o.. Üstüme karabasanlar çöküyor sandım. Çok şükür.. Korkunç bir rüyadan uyandım…
Hemen kalkamadım,
bir müddet öylece kaldım.
Birkaç kişiye danıştım. Birilerinden biri, bu işte bir iş
var… Amma bu akıl bende naçar. Sana bu kilidi bir bilen açar dedi ve gitti..
Bu
işin böyle çözülmeyeceğini anladım. Düşündüm, taşındım. Muhakkak bir bilgeden akıl almam lazım. Nihayet bir gün o bilge geldi. Düşünen beni gördü ve dedi.. Senin derdin nedir. Baktım bilgeye yüzü temizdir, dedim belki ak
yüzü aklı derindir. Anlattım derdimi gezgine bir, bir. Rüyamdan geçtim.. İnsandır
benim derdim. Der demez.. İrkildi ilkten , Sonra şöyle bir silkindi. Sözü
derinden ziyade biraz serindi. O anlattı benim yüreğime sular serpildi. Vardı
bu sırrı bir bilen. Kendini bu işe veren. İsmi nedir bu insan yapan ustanın
diye soracaktım ki; Dedi gezgin. Bu kişi senin bildiğin… Biridir yaşadığı yer
turkuaz ve yeşildir. Güneye git bulursun adı Münir'dir.
Antik
çağda yaşasaydım ve adım, Gılgamış veya Homeros olsaydı İnsanın tarifini yukarıda yazılı olduğu
şekilde yapardım. Ben insanı anlatırken, insanın toprakla ilişkisini bakın, seramik sanatçısı Ayfer Karamani nasıl
tarif etmiş toprağı… “Toprak öyle
sevecen, öyle sadık, öyle içtendir ki! Yoğurursun, yere vurursun, bazen
üzerinde tepinirsin, çimdik çimdik koparırsın, sonra ateşlere verirsin… Her seferinde
heykel olur, çiçek olur, kaya olur, kap olur. Aşık Veysel’in dediği gibi, nimet
olur, döner gelir size…”
Hakikaten
seramik sanatçıları da çömlek ustaları gibi toprak aşıklısı, toprağa aşık
olmasalar, bu kadar güzel eserler yaratabilirler miydi. Pişirildiğinde kaya gibi
sert olan, seramik çiçeklerin kadife
yumuşaklığı, usta elleri maharetli kılan sanatçı ruhu olmalı.
Ben antik çağları kitaplardan okuduğum kadar
bilen biriyim. Münir usta ise büyük bir cesaretle, antik çağlardaki ilahlar
gibi, maharetli elleriyle çamurdan insan figürlerine hayat veriyor. Sanat kavramının çok değişik
tarifleri yapılabilir fakat, tek kelimeyle tarif etmek
gerekirse, bence en uygun kelime cesaret olmalıdır. Çünkü güzelliği, onuru,
bilgeliği, başkaldırıyı, erdemi, şefkati ve aşkı, sanat kelimesi gibi içinde
barındıran bir kelimedir cesaret.
Münirin çamur figürleri çirkin
insanlardan oluşur, güzel olup ta görünüşleriyle puan almasınlar, sadece insani
yönleri öne çıksın istemiş, çalışmalarını Marmaris te “Çamur Evi” adını verdiği,
kendi atölyesinde soyut olarak yürüten sanatçı. Münir’in Heykel ve seramik
dalında akademik eğitimi yok. Fakat, onun yukarıda tarifini yaptığım cesareti
var. İç dünyasını toprağa aktarıp şekillendiren elleri var. Topraktan değişik
karakterler yaratıp, isim koyduğu “Çamur Adamları” var..
Münirin atölyesinde, tasvir edilen
figürlerin tamamı soyut figürler olmasına rağmen, ifadeleri somut. Yaşayan insanlar onlar. Her
birinin karakteristik özelliği, ismi ve duyguları, korkuları, hayalleri var.

Münir Gözen “Çamur Evi” seramik çalışmaları
Yüz ifadelerine yansımış,
kederleri, özlemleri, alınlarında çizgileri, yaşıyorlar… Yüzlerce insan figürü,
hepsini Münir yapmış. (Antik çağda yaşayan bir Münir den bahsetseydim, yaratmış
diyebilirdim.)
Figürlerin hiç birinde cüppe, sarık
gibi ruhani simgeler yok. Fakat, urbaları, çeşit çeşit ve çok.
Hepsi dünyalı.. Sanatçı
gözüyle günümüz insanı.. Bu tekamülünü
tamamlamış insanlar. modern hayatı temsil ediyor
Bulundukları mekanda gönül
rahatlığıyla rakınız yudumlarken keyif alıyorsunuz. Çünkü sizin en tabi
hakkınızın yaşamdan haz almak olduğunu biliyorlar. Günümüz modası, gezgin
ruhani bezirganlar gibi; Alkol günahtır!.. Deyip, keyfin içine limon
sıkmıyorlar.. Hepsi yaşamda olan figürler. Olması gerektiği insana saygılı bireyler.. Münire sorasım
geliyor. Cumhuriyetin onlarca yıldan bu yana demokrasi öğretisin rağmen
yerleştiremediği modern çağ insanını yaratmayı nasıl başardın diye… Çünkü Ustanın atölyesinde her türlü figür var
fakat, hepsi hoşgörülü, insancıl.. Ne cevap vereceğini bildiğim bu sorum sadece
düşünce safhasında kalıyor, sormuyorum. Çünkü biliyorum, böyle bir soruyla
karşılaşan usta, önce sesini radyo frekansı konumuna getirip, belli ölçüde
ciddiyeti, mimikleriyle yüzünde sabitledikten sonra… - sanki ezberinden
okuyormuş gibi, kurulu bir makine hızında ..-Maalesef, hayatımıza girmiş olan
ve yaşam haklarına müdahale anlamındaki bu tarz
öteleme. Paylaştığımız hayatın dışa yansıyan hiç bir bölümünde olmamalıdır. Dışa vurmamamız
gereken, iç dünyamızda yaşattığımız maneviyatımız bizim şahsımızı ilgilendiren uhrevi
bir konudur.. Evet yaşamımızda vardır, bizim için değerli olan bu maneviyatımızı,
yüreğimizdeki gizli kasamızda saklamaktır. Der ve hemen başka bir konuya
geçerdi. Hızlı konuşan insanların ortak bir özelliği, hızlı düşünmeleridir.
Öyle hızlı düşünürler ki, dilin kıvraklığı düşünüp te söylemek istediğiniz
kelimeleri peş peşe sıralamaya yetmez. İkinci bir özellikleri ise, beyinlerinin
aynı anda birkaç konuyu beraber fakat ayrı değerlerle düşünebilmesidir. O
sebeple de konudan konuya geçebilirler.
Ustaya neden çoğunlukla insan
figürleri diye soracak oldum.. Sorum henüz bitmeden İnsanları, toplumu
anlatmaya başladı.
Dünyada olduğu gibi yurdumuzda da
insanların ekonomik sebepler sebebiyle yaptıkları göçlerin, beşeri ilişkileri
yok ettiğini söyleyerek söze başladı Münir Usta.. İnsan yaşadığı doğup büyüdüğü
yerde güvende hisseder kendini, orada yakınları ve komşuların katkısı vardır
öğrendiklerinde ve gelişmesinde. O sebeple davranışları kontrollüdür. Çünkü
orada tanınır, bilinir, anonim değildir. Yani hiç kimse değil, bir şahsiyettir
o kendi köyünde, mahallesinde..
Fakat aynı kişi başka bir şehre
gittiğinde yabancıdır, güvenliğini kaybettiğini düşünür. İşte o zaman içinde
yaradılışından var olan koruma içgüdüsü harekete geçer. Bu iç güdü sel tepkime
vahşidir, kural tanımaz. Yaşadığı topluma uyum sağlamasına kendi ömrü yetmediği
gibi, ikinci, hatta üçüncü nesil çocuklar da uyum sağlamakta zorlanırlar.Memleketimizde
yapılan göçlere doğru orantılı olarak şehirlerimizde ehlileşmemiş insanlar
sayısı günden güne artmaktadır.
Benim çalışmamdaki tüm figürlerin.
hemen hemen her meslek erbabını temsil eden, çamur adamlardan oluşması o eski
insan ilişkilerine olan hasretimden olmasın sakın?..
Usta, kendi tarzıyla bana uzun uzun
anlatmış ve ders niteliğindeki bu anlatımı, zekice sorduğu bir soruyla
noktalamıştı.Söyledikleri benim terazimin kefesini bir tarafa eğmedi, demek
doğru bulmuştum. Vereceğim cevap tasdik anlamında olmalıydı. Bende, kendi tarzımda
cevapladım bu soruyu. Anlaşıldı Münir Usta!.. Sen günümüzde nesli tükenen adam
tipini, antik çağ tanrıları gibi çamurdan yapıp, kendi dünyanda yaşatıyorsun.
Ustadan insan hakkında
öğreneceğimiz bir çok şey olduğunu biliyorum. Bir dahaki sefere zamanı geniş
tutarsam, insan ve çamur adamlar
hakkındaki bilgimi arttırabileceğime inanıyorum.
Mesela insanın dünü ve bu günü
hakkında değerli ve daha geniş bilgilere de ulaşabilirdim, ustaya biraz daha
vakit ayırabilseydim. Yaradılışında vahşi olan insanın, aklının gelişmesi
milyonlarca yıl sürmüş. Önceleri içgüdüsel olarak küçük koloniler halinde
yaşayan Mung’lar (İlk insan) İnsan nüfusun artması ve aklın, taş yontabilecek
seviyeye gelmesiyle beraber. Daha büyük koloniler halinde yaşamaya
başlamalarıyla, Hirarşik düzenin kurulması elzem olmuş. Toplum yaşamına geçen
insanın, bu konuda eğitilmesi gerekmiş. Zamanın akıllı adamları insanları, Antik
çağlar ve öncesinde, din kavramıyla, din öğretisiyle terbiye etmeye
başlamışlar. Daha sonraki dönemlerde çok tanrılılıktan kurtulan insan,
yaradanın tek bir tanrı olduğundan hemfikir, bu günlere gelmiş. Fakat doğasında
vahşet olan insanın devamlı terbiye edilmeye ihtiyacı olduğundan, bu gün insanı
ehil bir şekilde yaşatabilmek için, adalet kavramı genişletilmiş ve eğitimine
özen gösterilse de, toplumdaki gelişmeye ayak uyduramamaktadır. 20. yy hızında
bir gelişme insanı nereye götürür bilemem fakat, tanrı parçacığını yaptıkları
deneylerle bulan insan oğlunun bununla yetinmeyeceği gayet açık bir şekilde
görülüyor.
Biraz da Münir Gözen, “Çamur Evi”
seramik kursu, ayrıca tamamen bağımsız olarak eğitim veren resim kurslarından
bahsetmek istiyorum.
Marmaris şehremini ve meclisinde
bu konunun gündeme gelmesini istiyorum.
Dünyanın neresine giderseniz gidin,
sanata katkısı olan, birey veya birimler o şehrin yönetimince desteklenir. Münir
Gözen’in Marmaris te olması, onun orada sanat için rahat bir ortam bulmasından ziyade, kendisi
ve ailesinin orada yerleşik olmalarıdır.
Sanata gönül vermiş bir kişi
olarak, Münir Gözen’in kendi imkanlarıyla yaptığını Marmaris te başka yapan
var mıdır bilmiyorum. Şehir idaresinin, ülkemizde maalesef pek değer verilmeyen,
ama insan yaşamında içtiğimiz su kadar gereksinimi olan, sanat çalışmalarına
muhakkak destek vermesi gerekir.
Gönüllü diye nitelendirdiğim, sanat
aşığı müteşebbislerin amatör ruhla harcadıkları eforu taktir etmemek elde
değil. Fakat sanat faaliyetlerinin, bir şehrin altyapısı gibi bir getirisi
olmadığını bilerek, ekonomik yükün altında ezilmelerine müsaade etmek. Akıllı
bir şehir idaresinin yapmaması gereken
bir davranıştır.
Sanatın en güzel dalında hiçbir
beklentisi olmadan, maddi zararlarına
aldırmadan
Sanat faaliyetlerine devam eden.
Münir Gözen sanat Evi ve varsa benzeri yerlerin hiç kapanmaması için. Bu
müteşebbisleri yıldırmamak, aksine taltif etmek gerekir.
Şehir bütçesi yapıldığında sanat
faaliyetlerine ayrılan bütçeden, hiç değilse eğitmen ücretlerini karşılayacak
kadar bir pay ayrılması, insanın gönül bahçesi diye nitelendirdiğimiz sanat
evlerinin Marmaris te devamlılığını, belki de çoğalmasını sağlayacaktır.
Cemal K. Demir
Ist.02.03.2013

