İTİRAZIM VAR… etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İTİRAZIM VAR… etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2014 Perşembe

İTİRAZIM VAR…


(Sn İst. BŞ.B.BŞ. Kadir Topbaş ve tüm sorumlu idareciler..  Görgü kurallarına riayet edilmemesin görmezden gelmenize “İTİRAZIM VAR.”)                                                                                                               ckd

ŞEHİRCİLİK VE SOSYAL PROJELER:
Siz ve ekibiniz,  dünyada eşi ve benzeri olmayan İstanbul şehrine reva gördüğünüz rant katliamı sebebiyle gelecek nesillerce hiç arzu etmediğiniz bir şekilde anılacaksınız.  Şehrin “RANT-TAN-BUL” adıyla anılmasına sebep olduğunuz için, biraz mola verip düşünmeniz gerekir. Dünyanın neresinde olursa olsun, doğa katline ve içinde insanların yaşadığını unutarak, şehircilik adına üzerine “İnsanlara hizmet.” kamuflajı geçirilmiş tüm rantiye projeleri kınıyorum. Mensubu olduğunuz siyasi oluşumun ucu görünmeyen ve her hamlede bütçede büyük gedikler açarak halkın sırtından borç semerinin inmesine olanak tanımayan bu üç kağıt ekonomisinin bizi felakete götüreceğine inananlardanım.  Yurdun genelinde uygulanan “Ölü şehirler yaratma” politikasının da taraftarı olmam mümkün değil.
Fakat, itiraf etmeliyim ki,  bir çok eksikleri olmasına rağmen,  sıkı bir sosyal bir proje olması sebebiyle, sadece ve sadece “İSMEK” kurma düşüncenizden ve bu projeyi hayata geçirmenizden ötürü sizi ve ekibinizi kutlamamak,  inandığım kutsal şeylere ve emeğinize haksızlık olurdu.
Belediyenizce yönetilen bu yerlerin,  bir takım işletme kuralları da vardır sanırım, olmalıdır da..    Fakat, koyulan kurallar işletilmediğinde, yargının işletilmemesi halinde, insanların ayniyet duygularının zedeleneceği gibi, koyduğunuz ama yaptırımını ahbap çavuş ilişkisiyle törpülediğiniz kuralın bir hükmünün olmadığı da sizin malumunuzdur.                                                                            Sizin siyasi varoluşunuzun devam etmesi için yaslandığınız payandalarınız, seçmenler yani halkınız için yaptığınız iyi hizmetlerdir. Bu sebeple, hatırı sayılır payandalarınızdan biri olan İsmek’te bir kişinin veya gurubun, diğer bir kursiyer gurubunu tahkir etmesine müsaade edeceğinizi düşünemiyorum.  Terbiye sınırını aşarak yapılan saldırılara halka hizmet için açtığınızı söylediğiniz İsmek gibi, kozmopolit yapıdaki kitlelerin aynı çatı altında buluştuğu bir ortamda olmasına müsaade etmeyeceğinizi bilmek, oraya gönül vermiş kursiyer ve eğiticileri rahatlatacaktır.  Benim düşünceme göre belediyenizin sadece önemli değil, tek önemli sosyal yapıtı olan İsmek teşkilatınızın işleyişine, idaresine,  İsmek’in olanaklarından faydalanmak isteyen İstanbul halkından ve orada ders verecek eğitmenlerden kurumun kurallarına uymalarını istemeniz kurumdaki dirlik ve düzeni tesis edilmesini sağlayacaktır. Çünkü İsmek projesi, Lümpenliğe, randalizme kurban edilemeyecek kadar önemli bir projedir.

SOSYAL YAŞAMIN OLMAZSA OLMAZ KURALI, GÖRGÜ:
Görgü, insanda hemen tesis edilemeyen ancak,  görgülü vasfını kazanmış kişilerde fark edebileceğiniz insana yakışan  iletişim bilimidir. Bir kurallar silsilesi, insana insan olduğunu hissettiren, bir adam duruşudur. Görgü kurallarını özümseme süresi birkaç nesil sürebilir. Şöyle kabaca bir hesap yaparsak Hz. İbrahim peygamberden önce ihtiyaç duyulan, görgü kuralları, öncelikle kaosu önlemek ve insanların toplum yaşamına uyum sağlanması için konulmuştur. Toplunun huzurunu korumak için, görgü kurallarına uyulması elzemdir. İnsanın küçük yaşlarda terbiye denen öğretiler silsilesini özümsemesi de bu sebeple gereklidir.
Hayvanların dahi evcilleştirilmesinin sebebi de, onların sosyal yaşama uyum sağlayabilmeleri içindir. O sebeple bazen aylar süren bir düzüne eğitimden geçmek zorunda kalırlar. Eğitilmesi mümkün olmayanların toplumda yeri yoktur ve ya bir yere bağlanarak veya kapatılarak toplum yaşamından tecrit edilirler. 
Görgü bir insanlık meziyeti olmamalıdır. İnsanda aranan vasıf olmalıdır. Asgari düzeyde olsa da toplum yaşamında yer alacak vatandaşların uyması gereken, temelinde kişiye saygılı olunmasının gerekliliğini ifade eden beşeri ıslah eden kurallar silsile-i aliyyesidır.  Toplum yaşamında ortak kullanım alanlarında ve bireysel ilişkilerde hatta iş yaşamında eksikliği hemen fark edilen, beyaz potur üstüne geçirilen kırmızı don gibi hemen fark edilir insandaki görgü eksikliği..  Kişiyi zor durumda bırakan ve utanılması gereken bir durum yaratmasıyla da algılaması zayıf olan, görgüsüzde dahi psikolojik çöküntüye dahi sebep olabilir. Bu durum, kendinde görgü eksikliğini  hissedeni ve görgüsüz bir saldırıya uğrayanı, kısacası her iki tarafı da olumsuz yönde etkiler. 
KURALLARI UYGULAMAK, KURAL KOYMAKTAN DAHA ERDEMLİ DAVRANIŞTIR.                                                                                                                        İsmek’te görevlendirdiğiniz, çeşitli branştaki eğitimcilerin vasıflarını,  eğitimini, yeterliliklerini v.s. inceleyebilir ve ona göre seçiminizi yapabilirsiniz.  Tabi ki, siz onların uygunsuz davranışlarından sorumlu olmazsınız. Fakat, huzur bozucu davranışları karşısında gereğini yapmadığınız taktirde, bu durum sizin hanenize zaaf olarak değil, günahınız olarak yazılacaktır.  Bir amaca yönelik oluşturmuş olduğunuz toplumunuzun düzen ve dirliğini kendi ellerinizle bozmuş olacaksınız. Bir  kişi ve ya kişilerin, bir başka gurubun temel hak ve özgürlüklerine saldırmasına, ayrımcılığınız sebebiyle göz yummuş olmanın vicdani sorumluluğuyla, hak ederek kabulleneceksiniz bu günahınızı.
                                                                                                                                                                     
VE UTANDIRAN OLAY:                                                                                                                                                             Bir dersi, başka bir güne ertelenmiş kursiyer gurubunun eğitmeninin İsmek yöneticinin izniyle  belirlenen sınıfta dersini icra ettiği sırada, dersin tam ortasında…  Bir gurup tarafından, baskın yapar gibi işgal edilir ve işgalci dostlarımızdan hiç birinden, yaptıkları terbiye yoksunu davranış karşısında “Affedersiniz.” Kelimesinin çıkmaması şokunu yaşadık biz sınıf olarak 17 Nisan 2014 Perşembe günü. İstanbul’un caddelerinde pervazsızca dolaşmasına müsaade ettiğiniz, 30 tonluk damperli inşaat kamyonları gibi  sınıfa girip,  motorcu kaskını ve ne olduğunu anlamadığımız eşyalarını ders veren hocanın masasına fırlatan bir iri kıyımın,  insan ruhuna o kamyonlardan çok fazla hasar verdiğini anlamayan kişinin özür dileme özürlü olması bazılarınca tabi karşılansa da, ben durumu trajikomik buluyor olayı  ve müsebbibi bu “Civanım delikanlıyı” kınıyorum.                                                                                                           Kendisini, -Kovboy gibi girdin.  diye biraz ironiyle uyaran arkadaşımıza..   Önce Motor kaskı falan diye gevelerken, özellikle yüzüne baktım.  O kaskın Hocamızın kucağına atar gibi, masasına fırlatılmaması gerektiğini veya o hareketin pişmanlığını aradım  visajında. Ama ne yazık ki sadece terbiye sınırlarını aşan bir aymazlığın pişkinliğini görebildim. Daha sonra, -Burası benim sınıfım. Ben burada istediğimi yaparım. Ben 6 yıldır buradayım diyerek, ders yılı başından bu yana bizimde sınıfımız olan bu odadan bizi çıkarma çabaları sırasında.-Affedersiniz odanıza paldır küldür girdim. Kusurumuza bakmayın gibi laflar etmesini biz ve hocamız boş yere bekledik. Bu iki ayaklı kamyon sınıfımızda terör estirirken, hocamız hemen idari kata inerek, durumu bildirdi ve kendisine sınıfta kalmamız söylenmiş olacak ki, kibarca; -O zaman henüz Eğitmen olduğunu bilmediğimiz zat-ı muhterem’e – Bu gün böyle oldu, bir yanlışlık var sanırım, siz bir üst kattaki 7 numaralı sınıfa gidecekmişsiniz dedi. Pehlivanın ikna edilmesi mümkün görünmüyordu. Hiddetlenip ayağa kalktık  sınıfımızdan çıkması için ısrarcı olduk ve çıkardık. Ben sınıfımı isterim diye tepinen bu zatı yöneticiler dahi ikna edemedi. 25-30 dakikalık bir ikna edememe turu başarılı olamayınca  tosuncuğun arkasında sırtını dayadığı bir dayısı olabileceği aklımıza gelmedi değil tabi. Dayısının arkasında olduğunu bilen bu tosuncuk hiç yılmadan ve (Sonradan öğrendiğimiz ve bir o kadar daha ayıpladığımız. Bizi tekrar şoka sokan bir durumdu eğitmen oluşu.) eğitmen oluşuna aldırmadan, lümpenlere yakışır bir davranışla aynı direnci göstererek bizi kendi sınıfımızdan çıkarıncaya kadar “Ergen triplerinden” vazgeçmedi..
Ağzından cımbızla laf aldığımız hocamızı. -Şimdi bana bunu demeyecektin. -Bana bunu yapmayacaktın –Şimdi gitmiyorum işte!.. Gibi mahalle ağzıyla kışkırtmaya çalışması,  hocayı kışkırtmaya yetmedi ama, bizim tansiyonumuzu yükseltti ve o günkü ders yok olup gitti.
Hocamızı tanıyan herkesin bildiği gibi, ders konusu haricinde, ağzından bir kelime almak için,  kıtlık zamanlarında halka dağıtılan “Rasyon”  kuponunuz olması gerekir. Bunu bildiğimizden, ergenin sözlerine pek itibar etmedik.                                                                                                                                            Olaydan sonra, İsmek’teki idarecinizin, de söylediği gibi, olay çıkartan eğitmeni kast ederek,  Sınıfının değiştiğini bilmiyordu, ben kendisiyle konuşamadım. Çünkü bana uğramadan yukarıya çıkmış ve sınıfın dolu olduğunu görünce bu durum yaşanmış. Oysa o geldiğinde ben ona sınıfının değiştiğini söyleyecektim. Durumu  anlayışla karşılayacağından emindim.  Tabi idarecinin kişilik zaafları olduğunu bilmediği,  zat-ı muhtereme güvenmesinden kaynaklanan durum olması aklınıza gelebilir. Ama, ben öyle düşünmüyorum. Pimi çekilmiş bombanın nerede patlayacağı bilinmez, ama  zaman içinde muhakkak patlar. O sebeple bu durumun idari zaaftan kaynaklandığı fikrini taşımadığımı tekrar ifade etmek isterim.
Olay sadece eğitmenlik vasıflarına haiz olamayacak birinin, davranış bozukluklarından kaynaklanmıştır.  Bu da bize eğitmenlerinizin seçiminde pedagojik, ve psikolojik durumlarının göz önüne alınması gerekliliğinin bir göstergesidir.
Bu olay  bize görgünün, adabı muaşeret kurallarına uymanın, Meslekte ustalık mertebesine erişilmesinden daha önemli olduğunu göstermektedir. bir kanıtıdır. Böbürlenilecek şey ustalık değil, adamlıktır. Fakat adam olan da böbürlenerek kendini aşağılamaz zaten.
 Cemal K. Demir
ISMEK- Caferağa, Kabak kemane Öğr.