Kardeşim Celal'in bize veda edip, ebediyete göç etmesinden sadece 24 saat önce yazdım hislerimi. Açıp okuyabildi mi bilmiyorum. Okusaydı kalır mıydı? Soramıyorum. Demek vakit gelmişti, Göğe varmak, başka boyutta olmak istemişti.
ckd
BENİM TURNAM UÇMALI. BENİM TURNAM YAŞAMALI..
Yaşamak. Bir Ömür..
..Ve Yaşam dediğin tam bir ömür uzunluğunda. Sanki önceden
ölçülüp biçilmiş ama yaşayana söylenmemiş.
Onu hissedebilen, onu yaşayabilen varlıklara tanrı
tarafından bahşedilmiş bir mükâfat mıdır? Yoksa tanrının kutsal kitabında
yazdığı gibi, can verdiği canlılara bir emaneti midir? Orası meçhul...
Her iki durumda da gerçek olan şu ki; ” İki nefes arası diye
tarif edilen bir ömürdür yaşam.”
Yaşarsın yaşayabilirsen. Ve bir gün bittiğini hoyrat bir
üslupla hatırlatırlar sana. Vakit kalmamıştır tartışmaya, yarım bıraktığın
işler üzerine ve yapacağın..
Hayata gözlerimizi açıp ta aldığımız ilk nefesten, ömrümüzün
biteceği an olan son nefesimize kadar bize verilen bu emaneti layıkıyla
taşıyabilmektir yaşamış olmak..
Sorgulamadan, ne olduğunu, nasıl olduğunu, yaşam denen şeyi yaşayarak
öğrenme zorunda kalarak, yani yaşam talebesi olarak. Mezun olmadan tamamlarsın
yaşamı, her şeyi yarım yamalak bırakarak gidersin, geldiğin bilinmeze.
Asıl olan.. Onu hissederek, birçok kuralını anlamasak ta, ona
değer katarak ve saygı duyarak..
Yaşayabilmek yaşatabilmektir.
Yaşam oyununun içinde kalmak, ancak onu koruma güdüsüyle sevmekle mümkündür. Yaşanacak yaşam korunamadığında, kalitesiz yaşam bekler sizi, bu azap çukurunda hapsolmaya benzer..
Yaşam oyununun içinde kalmak, ancak onu koruma güdüsüyle sevmekle mümkündür. Yaşanacak yaşam korunamadığında, kalitesiz yaşam bekler sizi, bu azap çukurunda hapsolmaya benzer..
Yaşama küsen turna kuşu gibi onu bırakmak ancak umutlanma
güdümüzün iflas etmesiyle mümkündür. Umut edebilmenin yaşam enerjisinin kaynağı olduğu bilinciyle
yaşayan insanda umut ışığının hiç sönmemesi bu sebeple olsa gerek.
Topraktan emdiği su kesildiğinde öleceğini hisseden, bir
deve dikeninin bile yaşama sarılması ve acele ile çiçek açması, ölümünden sonra soyunun devam
edebilmesi içindir. Sevdalılara sembol olmuş kırmızı bir gülün yılda yedi kez çiçek
vermesi de yaşama inatla asıldığının bir göstergesidir.
Yaşanan zaman akışkandır ve akıp giderken tüm geçmişte kalan
dünleri silip süpürür. Dünyadaki yaşam
denen olgunun, bu kurulu düzenin yarınlara sağlıklı bırakabilmesi için olması
gerekende budur.
O durumda sorulan sorular sitemkâr ve şüpheci bir tonda sorulacaktır, yaşamı terk etmeye hazırlanan yaşam ustasına. “ -Sen yarında bizimle beraber olacak mısın? Yoksa turnalar gibi sessizce nedeni söylemeden gidecek ve bizi, sebebini kendinin bilmediği bir gizeme terk edecek misin?”
O durumda sorulan sorular sitemkâr ve şüpheci bir tonda sorulacaktır, yaşamı terk etmeye hazırlanan yaşam ustasına. “ -Sen yarında bizimle beraber olacak mısın? Yoksa turnalar gibi sessizce nedeni söylemeden gidecek ve bizi, sebebini kendinin bilmediği bir gizeme terk edecek misin?”
Bunu yaptığın takdirde sende insanlıktan kopmuş, çaresiz bir
turna kuşusun demektir. İstediği,
alıştığı yaşam koşulları değiştiğinde veya umudu tükendiğinde, yaşamı
için savaşmadan, sessizce giden. Hiçbir şey söylemeden ölümü seçen turna kuşu..
Sessizce gitmek. Tek bir küfür bile savurmadan!.. Şu dünyanın eksenine. Diye başlayan ağdalı
bir sinkaf çekmeden gitmek, yakışır mı adama.. Ve bir kaç kelam geride bıraktıklarına..
Belki de biraz manidar bir bakış atmadan, çekip gitmen bozmaz mı düzenimizi.
Turnalar.. Evet, insanda olması gereken tüm meziyet ve
özellikler vardır belki bu kuşlarda. Bilemiyorum… Ama sen kuş değilsin ki biraderim, bunu
biliyorum ve diliyorum, kardeşim benimle
kalmaya karar versin istiyorum.
Turna olsan çaresizliğinden tanırdım seni. Sen âdemsin, âdem mücadele etmeli... Uğur, bereket, mutluluk ve refahın simgesi
olan kutsal kuşlarsa turnalar. O meziyetler, benim turnamda var. Benim turnam da becerikli yani.. Ayrıca bu
kuşlar saflığın, temizliğin, dürüstlüğün, vefanın, sadakatin,
sabrın, sevginin, onurun,
özgürlüğünde simgesidir derler..
Böyle demekle de tam olarak benim kardeşimi tarif ederler…
Varsın Allı Turnalar insanlara benzesin, Ama insanlar turnalar gibi sessiz ölmesin..
Her yıl, kışlakları için yer değiştirmek zorunda olan ve
neredeyse yer küreyi bir baştan bir başa uçarak dolaşan, bu asil kuşlarda uçmanın anlamı
yaşamdır, yaşamanın anlamı da uçmaktan
ibaret…
Yerküreyi, kuş bakışı yüksekten seyretmekten haz alınan bir
yaşam öyküsüdür turnaların yaşamı.
Bir de avazı vardır bu kuşların insan avazı kadar etkili,
insan avazı kadar cana dokunan.
Fakat sadece sevinçlerini belli etmek için kullanırlar
çoğunlukla bu avazlarını
Yas tuttuklarında ağlamak için veya korkularını haykırmak
için avazlanmaz turnalar.
Bu asil kuşlar.
Sevinçlerinde yeri göğü inletecek kadar gürültülüdürler.
Fakat ölümlerinde sessizliği seçer, sessizce göçerler.
Çünkü ölmeyi seçtiklerinde bencildirler.
Ailesiyle yaşayamamak, Özgürlüğü tadamamak ve yaralı
kalmaktan utanır bu kuşlar.
Ağar’ına gider ve ölmeyi yeğlerler.
Yaşasalar da ömrü, kendilerini yaşayamayacakları için hayata
küserler.
Eşini kaybeden turnalar yaşamın sebebi olarak gördükleri bu
durumu hazmedemez ve kendilerini ölüme terk ederler.
Yaşamak için birçok sebebi olan turnanın, diğer seçeneklere itibar etmeden yaşamına son
vermek istemesini anlayabilirim.
Çünkü ona yüzyıl ömür biçilmiş olsa bile yaşamdaki misyonu
uçmak olan, topraktan tırtıl toplayan bir kuştur.
Beyni bir kuşun gövdesi kadar olan insan, acısıyla kendisine çaresizlik duvarı örebilir
mi?
Her acıyı kendisine yapılan bir kötülük olarak algılayıp,
egosunu tetikleyen bencilliğine yenik düşebilir mi?
Tüm bu acılara kahredip, gurur kırıklığı içinde yaşama
küsebilir mi?
Turna bir kuştur, senden çare umar derdine âdemden. Kendi
bulamaz.. Sen bir insansın be kardeşim.
Âdemsin. Yani.. Sen kuş değilsin.
Konu
ölüm olunca "Çare sensin" Diyemem... Bilirim.. Ölüm,
insan aklının açamadığı bir düğüm.
Avcılar bilirler, turnaları gökyüzünde uçarken vurmazlar. Çünkü
bir turna yükseklerde vurulduğunda ve bunu anladığında tek seçeneği vardır o da
ölmek.. Vurulduğunu anlamaması diğer ihtimal o zaman uçmaya devam eder, gücü
tükenene kadar yere konmadan uçar. Yarası onu takatsiz bırakana kadar hiçbir
şey olmamış gibi uçmaya devam eder. Vurulduğunu anladığı anda yaşama güdüsü de
yok olur ve yaşamı terk eder.
Yüzlerce metre yükseklikten bırakır kendini, büyük bir hızla
ölüme çarpacağını bile bile..
Yarasının ölümcül olup olmadığını bilmeden, kimseye bir şey
demeden ve ömrün tükenmesine çok vakti varken, yere düştüğünde parçalanacağını
bilse bile hiç düşünmeden bırakır kendisini ölümün kucağına.
Benim Turnam âdemdir, bilir yarasının onu öldürmeyeceğini
Kadere teslim olup, yere bırakmaz kendini... Yaşam göklerde
ise, göklerde yaşayacak.
...Ve yükseklerde uçmak, özgürlükse... Özgür olacak!
Benim turnam hiç yere inmesin, hep yükseklerde kalsın,
ölmesin...
Benim turnam bilir göklerden başka yerde yaşam olmadığını.
Benim turnam bilir kendisine yakışanı
Benim turnam bırakmaz, bırakmamalı uçmasını.
Cemal k. Demir
29 Temmuz 2014
