Celal Demir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Celal Demir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2014 Salı

BENİM TURNAM UÇMALI.. BENİM TURNAM YAŞAMALI..




Kardeşim Celal'in bize veda edip, ebediyete  göç etmesinden sadece 24 saat önce yazdım hislerimi. Açıp okuyabildi mi bilmiyorum. Okusaydı kalır mıydı? Soramıyorum. Demek vakit gelmişti,  Göğe varmak, başka boyutta olmak istemişti.
ckd


 BENİM TURNAM UÇMALI. BENİM TURNAM YAŞAMALI..


Yaşamak.  Bir Ömür..
..Ve Yaşam dediğin tam bir ömür uzunluğunda. Sanki önceden ölçülüp biçilmiş ama yaşayana söylenmemiş.
Onu hissedebilen, onu yaşayabilen varlıklara tanrı tarafından bahşedilmiş bir mükâfat mıdır? Yoksa tanrının kutsal kitabında yazdığı gibi, can verdiği canlılara bir emaneti midir? Orası meçhul...
Her iki durumda da gerçek olan şu ki; ” İki nefes arası diye tarif edilen bir ömürdür yaşam.”
Yaşarsın yaşayabilirsen. Ve bir gün bittiğini hoyrat bir üslupla hatırlatırlar sana. Vakit kalmamıştır tartışmaya, yarım bıraktığın işler üzerine ve yapacağın..
Hayata gözlerimizi açıp ta aldığımız ilk nefesten, ömrümüzün biteceği an olan son nefesimize kadar bize verilen bu emaneti layıkıyla taşıyabilmektir yaşamış olmak..  Sorgulamadan, ne olduğunu, nasıl olduğunu, yaşam denen şeyi yaşayarak öğrenme zorunda kalarak, yani yaşam talebesi olarak. Mezun olmadan tamamlarsın yaşamı, her şeyi yarım yamalak bırakarak gidersin, geldiğin bilinmeze.
Asıl olan.. Onu hissederek, birçok kuralını anlamasak ta, ona değer katarak ve saygı duyarak..
Yaşayabilmek yaşatabilmektir.
Yaşam oyununun içinde kalmak, ancak onu koruma güdüsüyle sevmekle mümkündür. Yaşanacak yaşam korunamadığında, kalitesiz yaşam bekler sizi, bu azap çukurunda hapsolmaya benzer..
Yaşama küsen turna kuşu gibi onu bırakmak ancak umutlanma güdümüzün iflas etmesiyle mümkündür. Umut edebilmenin yaşam enerjisinin kaynağı olduğu bilinciyle yaşayan insanda umut ışığının hiç sönmemesi bu sebeple olsa gerek.
Topraktan emdiği su kesildiğinde öleceğini hisseden, bir deve dikeninin bile yaşama sarılması ve acele ile çiçek açması, ölümünden sonra soyunun devam edebilmesi içindir. Sevdalılara sembol olmuş kırmızı bir gülün yılda yedi kez çiçek vermesi de yaşama inatla asıldığının bir göstergesidir. 
Yaşanan zaman akışkandır ve akıp giderken tüm geçmişte kalan dünleri silip süpürür.  Dünyadaki yaşam denen olgunun, bu kurulu düzenin yarınlara sağlıklı bırakabilmesi için olması gerekende budur.   
O durumda sorulan sorular sitemkâr ve şüpheci bir tonda sorulacaktır, yaşamı terk etmeye hazırlanan yaşam ustasına.  “ -Sen yarında bizimle beraber olacak mısın? Yoksa turnalar gibi sessizce nedeni söylemeden gidecek ve bizi, sebebini kendinin bilmediği bir gizeme terk edecek misin?”
Bunu yaptığın takdirde sende insanlıktan kopmuş, çaresiz bir turna kuşusun demektir. İstediği,  alıştığı yaşam koşulları değiştiğinde veya umudu tükendiğinde, yaşamı için savaşmadan, sessizce giden. Hiçbir şey söylemeden ölümü seçen turna kuşu..

Sessizce gitmek. Tek bir küfür bile savurmadan!..  Şu dünyanın eksenine. Diye başlayan ağdalı bir sinkaf çekmeden gitmek, yakışır mı adama.. Ve bir kaç kelam geride bıraktıklarına.. Belki de biraz manidar bir bakış atmadan, çekip gitmen bozmaz mı düzenimizi.
Turnalar.. Evet, insanda olması gereken tüm meziyet ve özellikler vardır belki bu kuşlarda. Bilemiyorum…  Ama sen kuş değilsin ki biraderim, bunu biliyorum ve diliyorum,  kardeşim benimle kalmaya karar versin istiyorum.
Turna olsan çaresizliğinden tanırdım seni.  Sen âdemsin, âdem mücadele etmeli...  Uğur, bereket, mutluluk ve refahın simgesi olan kutsal kuşlarsa turnalar. O meziyetler, benim turnamda var.  Benim turnam da becerikli yani.. Ayrıca bu kuşlar saflığın, temizliğin, dürüstlüğün, vefanın,  sadakatin,  sabrın,  sevginin,  onurun,  özgürlüğünde simgesidir derler..   Böyle demekle de tam olarak benim kardeşimi tarif ederler… 
Varsın Allı Turnalar insanlara benzesin,  Ama insanlar turnalar gibi sessiz ölmesin..
Her yıl, kışlakları için yer değiştirmek zorunda olan ve neredeyse yer küreyi bir baştan bir başa uçarak dolaşan,  bu asil kuşlarda uçmanın anlamı yaşamdır,  yaşamanın anlamı da uçmaktan ibaret… 
Yerküreyi, kuş bakışı yüksekten seyretmekten haz alınan bir yaşam öyküsüdür turnaların yaşamı. 
Bir de avazı vardır bu kuşların insan avazı kadar etkili, insan avazı kadar cana dokunan. 
Fakat sadece sevinçlerini belli etmek için kullanırlar çoğunlukla bu avazlarını
Yas tuttuklarında ağlamak için veya korkularını haykırmak için avazlanmaz turnalar. 
Bu asil kuşlar.  Sevinçlerinde yeri göğü inletecek kadar gürültülüdürler.
Fakat ölümlerinde sessizliği seçer, sessizce göçerler.  
Çünkü ölmeyi seçtiklerinde bencildirler.
Ailesiyle yaşayamamak, Özgürlüğü tadamamak ve yaralı kalmaktan utanır bu kuşlar.
Ağar’ına gider ve ölmeyi yeğlerler.
Yaşasalar da ömrü, kendilerini yaşayamayacakları için hayata küserler.
Eşini kaybeden turnalar yaşamın sebebi olarak gördükleri bu durumu hazmedemez ve kendilerini ölüme terk ederler.
Yaşamak için birçok sebebi olan turnanın,  diğer seçeneklere itibar etmeden yaşamına son vermek istemesini anlayabilirim. 
Çünkü ona yüzyıl ömür biçilmiş olsa bile yaşamdaki misyonu uçmak olan, topraktan tırtıl toplayan bir kuştur.
Beyni bir kuşun gövdesi kadar olan insan,  acısıyla kendisine çaresizlik duvarı örebilir mi?
Her acıyı kendisine yapılan bir kötülük olarak algılayıp, egosunu tetikleyen bencilliğine yenik düşebilir mi?
Tüm bu acılara kahredip, gurur kırıklığı içinde yaşama küsebilir mi?
Turna bir kuştur, senden çare umar derdine âdemden. Kendi bulamaz.. Sen bir insansın be kardeşim.  Âdemsin.   Yani..  Sen kuş değilsin.
Konu ölüm olunca "Çare sensin" Diyemem... Bilirim..  Ölüm, insan aklının açamadığı bir düğüm.

Avcılar bilirler, turnaları gökyüzünde uçarken vurmazlar. Çünkü bir turna yükseklerde vurulduğunda ve bunu anladığında tek seçeneği vardır o da ölmek.. Vurulduğunu anlamaması diğer ihtimal o zaman uçmaya devam eder, gücü tükenene kadar yere konmadan uçar. Yarası onu takatsiz bırakana kadar hiçbir şey olmamış gibi uçmaya devam eder. Vurulduğunu anladığı anda yaşama güdüsü de yok olur ve yaşamı terk eder. 
Yüzlerce metre yükseklikten bırakır kendini, büyük bir hızla ölüme çarpacağını bile bile.. 
Yarasının ölümcül olup olmadığını bilmeden, kimseye bir şey demeden ve ömrün tükenmesine çok vakti varken, yere düştüğünde parçalanacağını bilse bile hiç düşünmeden bırakır kendisini ölümün kucağına.

Benim Turnam âdemdir, bilir yarasının onu öldürmeyeceğini
Kadere teslim olup, yere bırakmaz kendini... Yaşam göklerde ise, göklerde yaşayacak.
...Ve yükseklerde uçmak, özgürlükse... Özgür olacak!
Benim turnam hiç yere inmesin, hep yükseklerde kalsın, ölmesin...
Benim turnam bilir göklerden başka yerde yaşam olmadığını.
Benim turnam bilir kendisine yakışanı
Benim turnam bırakmaz, bırakmamalı uçmasını.
Cemal k. Demir


29 Temmuz 2014