20 Aralık 2012 Perşembe

A.OTELCİLİK OKULU GÜNLÜĞÜ "RENAN HOCA"




 

 RENAN HOCA… İNSANA HAZ VEREN SOFRALARIN MUCİDİ, LEZZET USTASI

Beni en çok etkileyen insanlar, başarılı olsun veya olmasınlar, kendilerine has duruşu olan insanlardır. Başarının kıstasları farklıdır. Bazen başarılıyım dediğinizde aslında başarısız olmuşsunuzdur da o an farkına varmamışsınızdır.

Fakat kendine özgü duruşu olan insan öyle mi? O kendisini saklamadan, ezilip büzülmeden" işte buradayım" der gibi takdim edişi. O kendinden emin, gövdesi çelik gibi dimdik duran adam, omurgalıdır, benim saygı duyduğum insandır. Karşısındakini kendisinden daha saygılı davranmaya mecbur eden bilge kişidir o. Aynı zamanda sevecen bakışlıdır, günümüz model insanı, donanımlı ve modern.  … Ve korkusuz, ezilmeden, biat etmeden yaşar hayatını…

Böyle insanlar bana ilham verir, ben boş bakan, boş konuşan, yüzüne baktığınızda gözlerini kaçıran insandan ilham alamam. Aslında içimde hissettiğim acıma duygusunun bedelini de o acıdığım insana ödetme isteğime de içerlerim.  O sebeple hiç bir şey ödetmeden,  sadece acırım ve geçerim sessizce.

1961 Ekim ayından başlayıp 2 yıl okulumuzda aşağıda bahsedeceğim derslerin öğretmeni olarak okulumuz AOO da çalışmış Renan Hoca, Renan Yaman. Renan hoca kendi duruşuyla ve kaliteli iş üretmesiyle birçok konuda tarihe geçmiştir muhakkak.

Ama ben onun derslerine girememiş olsam da, onun bizim okulda ders vermesi ve Otelcilik okulunun bu gün bile aranan hocası olarak tarihe geçmesi gururlandırıyor beni. Hikâyelerini Ağabeyim 1964 mezunu Gürol Demir ve onun arkadaşlarından dinlediğim bu adamı tanımadığım halde seviyorum. İşte size bahsetmiş olduğum sebepten ötürü, nesli tükenmeye yüz tutmuş duruşu olan adamlığından dolayı, belki de bana ilham verdiği, insanlara örnek olduğu için seviyorum.

Gönül dağarcığınızda bir şey yoksa dilenciye para, Akıl dağarcığınızda bir şey yoksa bir cahile bile akıl veremezsiniz. Aslında insanın dik durmasını sağlayan onun Omurga sağlamlığı ve bilgeliğidir. Bilgelik cesaretin de omurgasıdır.

Bu gün sevgili Kaya’nın (Gürlersan) hocamızdan edindiği dokümanlarla yine başka dünyalara gittim. Nerelere gittiğimi de açık yüreklilikle yazıyorum. Şu anda okuduğunuz bu yazıyı kesip çocuklarınız için saklayın, onlardan bazıları dik durmanın, durabilmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayabilirler belki. O an geldiğinde bu satırların onlara payanda olacağını sanıyorum.

Okulumuzun (AOO) ilk "Temel yemek, içki hazırlığı, Şarap ve içkiler dersleri öğretmeni Renan Yaman hocamız bir röportajında ne diyor.

“BU ÜLKENİN TANITIMINA EN BÜYÜK KATKI MUTFAK KÜLTÜRÜ İLE SAĞLANABİLİR.

YEMEK OLAYINI BİR KARIN DOYURMA OLAYI DEĞİL, SANAT OLARAK GÖRMEK GEREKİR.”

Kültür; Tarifi kısaca aşağıdaki gibidir.

“Bir toplumda toplumsal gelişme süreci içersinde yaşayarak yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerin tümüdür.”

Fakat bu toplumların yaşam tarzlarının oluşumunda yarattıkları değerlerin en önemlileri dil ve yemek kültürüdür. Öyle ki, Toplumların “Sofra adabı” konusunda uymaları için bir düzine kurallar konmuştur. “Yemek ve sofra adabı” yaşam standardı ileri seviyede olan toplumlarda bu kurallar çocuk yaşlarda öğretilir. Hatta bir söz vardır, Kumaş gün ışığında, insanlar yemek masasında kalitesini gösterirlermiş. İtalyanlar halen bu geleneği uygular işe alacakları veya damat adaylarını yemek yemeğe davet edip, onun yemek davetindeki davranışlarını gözlemleyerek,  insani vasfını ve sosyal konumunu ölçerler.

Biz ise Binlerce yıllık yemek kültürümüzün değerini dahi bilemeyip,  başkalarının bize dayattığı tarzda, aslında tarzı olmayan, adaba aykırı davranışlarımıza devam ediyoruz.

Dünyanın en iyi mutfağımızı tanıtamıyoruz. Yemek kültürümüzle soyluyuz fakat tanıtım konusunda soylularda kesinlikle olmaması gereken duruş eksikliğimiz, ezikliğimiz var.

Yer sofrasından dört ayaklı masaya geçip, oturak yerimiz tabandan 45 cm yükselince düşmekten korkmuşuz anlaşılan.  Binlerce yıldır süre gelen yemek kültürümüz,  yok olup gitti. Kültürel değerlerimizde birinci sırayı alan, yemek yapma ve sunma becerilerimizi 70 Gr lığ hamburgere sattık.

Ailece veya dostlarımızla beraber yiyip içtiğimiz sofralardaki muhabbetin tadını okuduğumuz romanlardan öğreniyoruz. Evet, biz kültürümüze sahip çıkamadık. Ecdadımıza, geçmişimize riyakâr davrandık. Binlerce yıl bağdaş kurarak kurulduğumuz soframıza “Avam “ der olduk.

En acımasızı, bize ait olan kültürümüzün üzerinde hoyratça tepinip ona burun kıvırdık. Arap kültüründe taam etmeyi, Fransız kültüründe çatal sallamayı, Çin kültüründe çöplenmeyi kendi kültürümüz sandık.

Bir zamanlar hepsine hükmettiğimiz bu kültürlerin homojen bir karması yerine, Arap kültürünün yemekteki hoyratlığını aldık. Ama hiç birini yerinde kullanamadık. Eskiden bir tarzımız vardı. Yeni Cumhuriyetle birlikte olması gereken bir tarz oluşturamadık.

Kültürümüzden nasibini almamış, yaşam kodlarını bilinçaltımıza zerk eden avam takımını, bırakın özel kanalları, ulusal kanallarımızda da baş tacı edip, alamet içinde felakete gittiğimizin farkına varamama aymazlığıyla yol alıyoruz. Sonumuz hayırlı olsun.

İşte bana Hocamızın bize öğretmek istediklerini düşündükçe aklımdan geçenler. Anlaşılan toplum olarak hocamız ne söylediyse tersini yapmışız. Fakat Renan Hocayı mutlu edecek bir takım olgulardan bahsetmek gerekirse, hocanın talebelerini,  uslanmaz ve yılmaz savaşçılar olarak yetiştirmesidir ki; Onun, AOO mezunu talebeleri olarak,  bu durumu tersine çevirmek için ellerinden gelenin en iyisini ve yılmadan usanmadan yapacaklarının sözünü vermeleri olacaktır.  Evet, Renan Yaman Hoca, biz AOO Mezunu Efsaneler gurubu olarak size söz veriyoruz. Sizden öğrendiklerimize sadık kalıp, bu bilgileri gelecek nesillere taşıyacağız.

28.03.2012

Cemal K. Demir

Hiç yorum yok: