RENAN HOCA… İNSANA HAZ VEREN SOFRALARIN
MUCİDİ, LEZZET USTASI
Beni
en çok etkileyen insanlar, başarılı olsun veya olmasınlar, kendilerine has
duruşu olan insanlardır. Başarının kıstasları farklıdır. Bazen başarılıyım
dediğinizde aslında başarısız olmuşsunuzdur da o an farkına varmamışsınızdır.
Fakat
kendine özgü duruşu olan insan öyle mi? O kendisini saklamadan, ezilip
büzülmeden" işte buradayım" der gibi takdim edişi. O kendinden emin,
gövdesi çelik gibi dimdik duran adam, omurgalıdır, benim saygı duyduğum
insandır. Karşısındakini kendisinden daha saygılı davranmaya mecbur eden bilge
kişidir o. Aynı zamanda sevecen bakışlıdır, günümüz model insanı, donanımlı ve
modern. … Ve korkusuz, ezilmeden, biat
etmeden yaşar hayatını…
Böyle
insanlar bana ilham verir, ben boş bakan, boş konuşan, yüzüne baktığınızda
gözlerini kaçıran insandan ilham alamam. Aslında içimde hissettiğim acıma
duygusunun bedelini de o acıdığım insana ödetme isteğime de içerlerim. O sebeple hiç bir şey ödetmeden, sadece acırım ve geçerim sessizce.
1961
Ekim ayından başlayıp 2 yıl okulumuzda aşağıda bahsedeceğim derslerin öğretmeni
olarak okulumuz AOO da çalışmış Renan Hoca, Renan Yaman. Renan hoca kendi
duruşuyla ve kaliteli iş üretmesiyle birçok konuda tarihe geçmiştir muhakkak.
Ama
ben onun derslerine girememiş olsam da, onun bizim okulda ders vermesi ve
Otelcilik okulunun bu gün bile aranan hocası olarak tarihe geçmesi
gururlandırıyor beni. Hikâyelerini Ağabeyim 1964 mezunu Gürol Demir ve onun
arkadaşlarından dinlediğim bu adamı tanımadığım halde seviyorum. İşte size
bahsetmiş olduğum sebepten ötürü, nesli tükenmeye yüz tutmuş duruşu olan
adamlığından dolayı, belki de bana ilham verdiği, insanlara örnek olduğu için
seviyorum.
Gönül
dağarcığınızda bir şey yoksa dilenciye para, Akıl dağarcığınızda bir şey yoksa
bir cahile bile akıl veremezsiniz. Aslında insanın dik durmasını sağlayan onun
Omurga sağlamlığı ve bilgeliğidir. Bilgelik cesaretin de omurgasıdır.
Bu
gün sevgili Kaya’nın (Gürlersan) hocamızdan edindiği dokümanlarla yine başka
dünyalara gittim. Nerelere gittiğimi de açık yüreklilikle yazıyorum. Şu anda
okuduğunuz bu yazıyı kesip çocuklarınız için saklayın, onlardan bazıları dik
durmanın, durabilmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayabilirler belki. O an
geldiğinde bu satırların onlara payanda olacağını sanıyorum.
Okulumuzun
(AOO) ilk "Temel yemek, içki hazırlığı, Şarap ve içkiler dersleri
öğretmeni Renan Yaman hocamız bir röportajında ne diyor.
“BU
ÜLKENİN TANITIMINA EN BÜYÜK KATKI MUTFAK KÜLTÜRÜ İLE SAĞLANABİLİR.
YEMEK
OLAYINI BİR KARIN DOYURMA OLAYI DEĞİL, SANAT OLARAK GÖRMEK GEREKİR.”
Kültür;
Tarifi kısaca aşağıdaki gibidir.
“Bir toplumda toplumsal gelişme süreci
içersinde yaşayarak yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerin tümüdür.”
Fakat
bu toplumların yaşam tarzlarının oluşumunda yarattıkları değerlerin en önemlileri
dil ve yemek kültürüdür. Öyle ki, Toplumların “Sofra adabı” konusunda uymaları
için bir düzine kurallar konmuştur. “Yemek ve sofra adabı” yaşam standardı
ileri seviyede olan toplumlarda bu kurallar çocuk yaşlarda öğretilir. Hatta bir
söz vardır, Kumaş gün ışığında, insanlar yemek masasında kalitesini
gösterirlermiş. İtalyanlar halen bu geleneği uygular işe alacakları veya damat
adaylarını yemek yemeğe davet edip, onun yemek davetindeki davranışlarını
gözlemleyerek, insani vasfını ve sosyal
konumunu ölçerler.
Biz
ise Binlerce yıllık yemek kültürümüzün değerini dahi bilemeyip, başkalarının bize dayattığı tarzda, aslında
tarzı olmayan, adaba aykırı davranışlarımıza devam ediyoruz.
Dünyanın
en iyi mutfağımızı tanıtamıyoruz. Yemek kültürümüzle soyluyuz fakat tanıtım
konusunda soylularda kesinlikle olmaması gereken duruş eksikliğimiz,
ezikliğimiz var.
Yer
sofrasından dört ayaklı masaya geçip, oturak yerimiz tabandan 45 cm yükselince
düşmekten korkmuşuz anlaşılan. Binlerce
yıldır süre gelen yemek kültürümüz, yok
olup gitti. Kültürel değerlerimizde birinci sırayı alan, yemek yapma ve sunma
becerilerimizi 70 Gr lığ hamburgere sattık.
Ailece
veya dostlarımızla beraber yiyip içtiğimiz sofralardaki muhabbetin tadını
okuduğumuz romanlardan öğreniyoruz. Evet, biz kültürümüze sahip çıkamadık. Ecdadımıza,
geçmişimize riyakâr davrandık. Binlerce yıl bağdaş kurarak kurulduğumuz
soframıza “Avam “ der olduk.
En
acımasızı, bize ait olan kültürümüzün üzerinde hoyratça tepinip ona burun
kıvırdık. Arap kültüründe taam etmeyi, Fransız kültüründe çatal sallamayı, Çin
kültüründe çöplenmeyi kendi kültürümüz sandık.
Bir
zamanlar hepsine hükmettiğimiz bu kültürlerin homojen bir karması yerine, Arap
kültürünün yemekteki hoyratlığını aldık. Ama hiç birini yerinde kullanamadık.
Eskiden bir tarzımız vardı. Yeni Cumhuriyetle birlikte olması gereken bir tarz
oluşturamadık.
Kültürümüzden
nasibini almamış, yaşam kodlarını bilinçaltımıza zerk eden avam takımını, bırakın
özel kanalları, ulusal kanallarımızda da baş tacı edip, alamet içinde felakete
gittiğimizin farkına varamama aymazlığıyla yol alıyoruz. Sonumuz hayırlı olsun.
İşte
bana Hocamızın bize öğretmek istediklerini düşündükçe aklımdan geçenler.
Anlaşılan toplum olarak hocamız ne söylediyse tersini yapmışız. Fakat Renan Hocayı
mutlu edecek bir takım olgulardan bahsetmek gerekirse, hocanın
talebelerini, uslanmaz ve yılmaz
savaşçılar olarak yetiştirmesidir ki; Onun, AOO mezunu talebeleri olarak, bu durumu tersine çevirmek için ellerinden
gelenin en iyisini ve yılmadan usanmadan yapacaklarının sözünü vermeleri
olacaktır. Evet, Renan Yaman Hoca, biz
AOO Mezunu Efsaneler gurubu olarak size söz veriyoruz. Sizden öğrendiklerimize
sadık kalıp, bu bilgileri gelecek nesillere taşıyacağız.
28.03.2012
Cemal
K. Demir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder