AOO GÜNLÜKLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AOO GÜNLÜKLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2016 Salı

BİRKAÇ İYİ ADAM..

.VE TÜRKİYENİN CANLI TURİZM TARİHİ

Birçok şey gibi, büyük projelerde insan zekâsının hayal dünyasında gezinmesiyle başlar.  Kabaca ne istediğini yükler belleğine ilk önce hayalci bir Profesör. Sonra hayalini kurduğu proje üzerinde düşünmeye başlar. Düşünce, üzerinde 3 Yıl çalışılacak olan büyük boyutlu bir proje çalışmasına dönüşür.
.Ve nihayet.. O gün gelmiştir.  522 canlı tanıkla söyleşi yapılarak hazırlanan, değil Türkiye’de dünyada bir ilk olan proje bitmiştir.

Tarih 02 Nisan 2016 Anadolu Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Fikir sahibi Prof. Dr. Nazmi Kozak ve 25 proje gönüllüsü ile tamamlamış oldukları “Türkiye Turizmi Sözlü Tarih Projesini” Hilton İstanbul organize ettikleri bir kapanış kokteyli ile bu başarı Türk turizm camiasına ve halkımıza duyururlar.
Ben de proje için söyleşi yapılan 522 kişiler arasındaydım ve kapanış kokteyline katılanlardan biriydim. Türkiye’nin ilk Otelcilik Okulu olan Ankara Otelcilik Okulu mezunlarından biri olarak,  Türk turizmi adına gurur duyduğum böyle bu devasa çalışma ile ilgili,  benimde söyleyeceklerim olacaktı muhakkak. Bu güne kadar beklememin sebebi ise, Türk medyasında bu çalışmanın haber yapılıp, yapılmayacağı idi. Ne yazık ki, yanılmamışım. Birkaç Turizm yayını haricinde konuyla ilgilenen pek olmadı.

Türkiye’nin en büyük döviz getirisi olan bir sektörünün geçmişi kayıt altına alınıyor ve o gelirden yeterli miktarda beslenen medya bülbülleri bu konuda bir haber yapmıyor. Olacak şey değil.  Bu konu da medya ayrımcılığı mı var diye düşünürken aklıma medyanın haber yapmadığı başka konular geliyor.   Mesela Uyguladığı dış politika ile Türkiye’yi terör yuvası haline getirip,  yurdumuzda oluşan turist potansiyelini asgari düzeye inmesini, hatta yok olma derecesine gelmesine sebep olanlar hakkında da bir şey yazmıyor bu medya bülbülleri.  Türk halkının gerek ekonomik, gerekse, sosyolojik felakete sürükleyen ve o sebeple karşı olduğu.  Dünyanın görüp, göreceği en büyük göç olayını tek bir adamın isteğine uyarak. “Her şey dâhil”  ağırlamak zorunda kaldığımızı, sayıları gün geçtikçe artan ve bu gün itibarıyla, 3,5 Milyonu aşan. “Suriyelilere uzattığımız sözde şefkatli elimiz diye manşet yapma ikiyüzlülüğünü gösterebiliyor.”

Kokteylde Nazmi Hocanın konuşmasını dikkatle dinleyenlerdenim. Hocanın projeyi anlatan konuşmasında iki kez sesinin düğümlendiğini fark ettim. Sırasıyla söylemek gerekirse ilki, 9 Cilt ve 7700 sayfa olarak hazırlanan bu kitapların, projenin kapanış tarihine kadar basılamaması idi.  Bu konunun mahkemeye taşınması çok daha üzücüdür.  Hocayı da üzdüğü aşikârdır.  Ama umuyorum ve diliyorum bu konuda yargı adil bir karar verecektir.  Aksi bir durumda, halkın övgüsünü almış bir çalışmanın, yine halkın inisiyatifi ile bastırılıp yayınlanacağına inancım tamdır.


İkinci düğümlenmeye ise,  muhtemeldir proje ile ilgili sorulan absürt bir soru sebep olmuştur. Hocanın söylediğine göre, proje bitiminde kendisine yöneltilen sorulardan biri şöyleydi.  – Proje bitti. Peki, ne oldu şimdi, ne yaptınız? Şimdi ne olacak?  Bu cümlenin sahibi şöylede devam edebilirdi cümlesine. “Tutturdunuz bir proje. Ne değeri var ki, proje bitti, başın göğe mi erdi şimdi!”  Yazıma bu sebeple memleketimde klişe olmuş bir deyişin ilk bölümünü başlık yaptım. “Birkaç iyi adam, birkaç bir iyi iş yapar. Binlerce kişi alkışlar, ama bir kişi gelir ve o işin içine  ….r.”
Proje bitti. Neoldu şimdi? Dendiğinde söylenecek çok şey var. İlk olarak aklıma Değerli Nazmi Hocamızın ve çok değerli cefakâr ekibinin 7700 adet boş beyaz sayfayı 3 yıl gibi uzun bir zaman harcayarak, bilgiyle doldurduklarından başlardım. Sonra boş sayfaların ne olduğunu anlatırdım kısaca ve anlaşılacak açıklıkta. Beyaz boş sayfalar “Bilgi eksikliğidir.” Yurdumuzda çok sık görünen bir hastalığın ilk adıdır. Bilgi eksikliği. Anadolu Üniversitesinin bu çalışması 60 sene öncesine giderek, Türk turizminin henüz T.C. Turizm Bakanlığının kurulmadığı bir dönemden bu güne kadar olan geçmişini kayıt altına almıştır. 522 canlı tanık o günlere şahitlik etmiş, bu şahitlikten üretilen bilgiler, 7700 boş sayfayı, çorak tarlayı sular gibi bilgiyle doldurmuştur. Türk turizmine hizmet edecek bu şahitlik. Türk turizminin resmi tapu senedi niteliğindedir. Çünkü legal itesi olan bir Üniversite çalışmasıyla oluşmuş bir projedir. Elimizdeki, resmi makamlardan onay alınıp alınmayacağı belli olmayan, seçimden seçime kayda geçen,  muhtar tapusu değildir. Türkiye Turizminin geçmişidir, tarihidir, kendisiyle yüzleşmesidir. Sınırlarını belirleyen sınır taşıdır.

Turizm sektörünün sadece altın yumurtlayan bir kaz olarak görmekten vazgeçmemiz gerektiğini anlatırdım uzun uzun, turizm hareketinin Kâbe ziyareti gibi kovsan da yine gelirler zihniyetiyle inşa edilemeyeceğini sık sık tekrarlardım. Turizmin, din, dil ırk ayrımı yapmadan, dünyadaki en büyük kültür alışverişi hareketi olduğunu unutmamalarını tembihlerdim bu mesleğe gönül veren öğrencilere. Turizmin dünya milletleri arasındaki kardeşliği pekiştirdiğini unutmamalarını söylerdim. Turizme eleman yetiştirecek okulların talebelerine kokteyl yapımını yasaklayan zihniyetin ne kadar ilkel olduğunu ve bu zihniyetin modern yaşamı hedef alan milenyumu yaşayan memleketimde yeri olmadığını haykırırdım.

Bundan sonra elinizde size ait olan bir evlat var. Onu istediğiniz gibi değil sadece, modern dünyaya ayak uydurabilecek biçimde donanımlı ve kişilikli biri yapmak sizlerin elinde. Bilgi eksikliğinizin çoğu giderildi ve deneyimlerinizin birikiminden giderilecek. Bundan sonra ne olacak sorusunun cevabı için yazımın başında kullandığım bir cümleyle cevap vereceğim.  Nasıl bu büyük proje bir hayal ile başladıysa. Bundan sonra size de hayalleriniz yol gösterecektir. Siz yeter ki, hayal etmeyi bırakmayın.

Gönül isterdi ki, birkaç iyi adam da  “Türk siyasi tarihini demokrasinin nerelerde ve nasıl budandığını, siyasilerin açlığını 500 küsur şahitle kayıt altına alabilsin. Siyasi geçmişimiz ayna gibi önümüzde dursa, siyaset ve siyasetçi kavramı değişmez miydi bu ülkede.”

Ya da.. Sosyal yaşantımızın, son yüzyılda nasıl şekillendiğini, nereden gelip, nereye gittiğimizin bir muhasebesinin yapılmasını kim istemez. Temennim odur ki; Birkaç iyi adamın yaptığına, birçok iyi insan sahip çıksın. Özellikle kamuya hizmet eden medya ilgisiz kalmasın.
Ben 50 yıllı devirmiş bir Turizmci olarak kendi şahsım ve temsil ettiğim Türkiye’de Turizm Bakanlığından önce kurulan ve Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyan Ankara Otelcilik Okulu adına projeyi çok gerekli bulduğumu belirtmek isterim. Bu kapsamda Projeyi üstlenen Anadolu Üniversitesine, Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesine ve Başta Profesör Dr. Nazmi Kozak hocam olmak üzere, bu projede emeği geçen ve aşağıda isimlerini yazılı olan,  tüm turizm dostlarımıza minnettarlığımızı iletir, teşekkürlerimizi sunarım.

Tarih Vakfı ve Ekin Grubu'nun kurumsal danışmanlığında gerçekleştirilen araştırma, Prof. Dr. Nazmi Kozak yönetiminde Doç. Dr. Kemal Yakut Yrd. Doç. Dr. Çağıl Hale Özel, Yrd. Doç. Dr. E. Ozan Aksöz, Yrd. Doç. Dr. Dilek Acar Gürel, Yrd. Doç. Dr. Ebru Zencir, Okt. Dr. Hüseyin Öney, Arş. Gör. Dr. Onur Çakır, Öğr. Gör. Dönüş Çiçek, Öğr. Gör. Aysel Yılmaz, Öğr. Gör. Duygu Yetkin, Arş. Gör. Taki Can Metin Arş. Gör. Gözde Türktarhan, Öğr. Gör. Osman Güldemir, Arş. Gör. Arzu Turan, Arş. Gör. Savaş Evren, Arş. Gör. Mune Moğol, Arş. Gör. Ece Doğantan, Arş. Gör. Burcu Kaya, Arş. Gör. Emrullah Tören, Uz. Seher Geyik ve Arş. Gör. Selman Bayrakçı tarafından gerçekleştirildi.

Cemal K. Demir
İst.12 Nisan 2016




17 Haziran 2013 Pazartesi

2 - A IZ.. BİZ AYRILMAYIZ



 Yıl 1967 Yer Ankara, İstanbul Caddesi üzerindeki, Ankara Otelcilik Okulu, Sabah Saat 8.30, 2-A Sınıfı talebeleri, fransızca dersindeyiz. “Kenefçi” lakaplı hanım öğretmenimiz, sınıf mevcudunun derste olmadığından kuşku duymuş olmalı ki, yoklama yapıyor. 94 Cemal Demir! ... Burada! 95 Himmet .... 95 Him-met ! Gelmedi mi ? - Aramızdan ayrıldılar efendim. Diye cılız bir ses duyuldu arka sıralardan. Sonra daha gür bir ses, görevli gitti efendin, gelecek dedi. Alçak sesle yanındakini uyardı, çaktırmayalım, dersi asmış işte. Hoca devam etti. 96 Erdem Doğan. 96 Err-den Doğan burada mı ? Bu gün mutfak nöbeti var efendim, mutfakta. Aslında Erdemde derslerden sıkılmış olmalı. Baksanıza o da kaytarmış. Sınıfta olmayan başka öğrenciler var mı? -Var efendim. Kim onlar. Efendim ikizlerden Bülent Altun ve Şerif Sivrioğlu, .. Dışarıda servise gittiler, Naci Aksop grip olmuş dediler. Işık… Birde Işık yok aramızda hocam, Işık Babür. Nereye gittiler bu çocuklar. Babür’ün raporu var hocam. Aslında hepsi dersleri asmıştı kimi kalkamamış, kimi derse aldırmamıştı. Hoca da külyutmaz kenefçi gözlüklerin altından şöyle bir bakış attı, Ne dersiniz bunlar, langırt salonlarına mı dadandılar. Diye sorarken hafifçe ağzını yamultarak gülümsedi. İnanmadığı bir şeye hoca hep böyle yapar, sonra da sıfırı basardı. -Onlar sadece bu derse gelmediler hocam. Diyecek oldum.. Vazgeçtim... Langırttan daha iyi şeyler yaptıklarını sanıyoruz hocam. Dedim. Ama okuldan ayrılmaz dönerler. Yani bizi severler.. Diye lüzumsuz bir cümle ilave ettim. Hoca dinlemedi.. Devam etti 101 Ahmet!.. Ahmet Emre Şenyüz burada mı? Hasta hocam., çok hasta.. Gelemez… 116 Temel, Yani bize kazık attı. Şehsu atıldı.. Hayıır! Adam ciddi hasta.. la... Yalan değil valla!.. Diye isyan etti. Ama hoca dinlemedi. Çıkarın kağıtları, dedi. Hocam dersin yarısı geçti yetiştiremeyiz dedik.. Hoca, biliyorum arkadaşlar, bizim çocuklar bir derste beş soruya cevap veremez dedik, o sebeple Muammer hocanızla karar verdik. Beden eğitimi dersinizin ilk saatini, bu derse İlave ettik. Ne garip bir dünyada yaşıyoruz
Hep öyle olmuyor mu? Derse gelmeyen değil, ceremeyi çeken tekkeyi bekleyen olur. Sonunda, en sonunda yaşamın.. Kaybedenlerde hep geride kalanlar olur. Gidenler sadece gider, geride kalanları kendisinden yoksun bıraktığını bilmeden. Geriye son bir defa bakmak için bile dönmeden giderler.
Yukarıda yapılan sanal yoklama 46 öncesinde veya bu gün yapılmış olsa, biz yine derste olmayan arkadaşlarımız için bir mazeret uydururduk. Ama derse gelmeyenlerin kahraman ilan edildiği bir dünyada bizi terk edenlere sitem edemiyoruz. Sadece boğazımıza düğümlenen ve ne olduğunu anlamadığımız hıçkırık yumağını yutkunup susuyoruz. Çünkü, gidişlerinin mecburiyetten olduğunu biliyoruz
AOO mezunları,2-A ar, Efsaneler.. Her biri ayrı kulvarda koşan Efsaneler.. Aynı sınıfı ve aynı koğuşu paylaşıp, kendi üretimleri metan gazını soluyan Hergeleler. .. (Hergele = Bk. Ekşi sözlük) Onları aramızdan alan gerçekle yüzleşmek zorundayız. Zor olsa da, bu düğümü çözmek veya yutkunmak zorundayız. Ama bir şeyi yapamayız.. Onları, yaşanmış anıları asla unutmayacağız... Bu sözümüze inanabilirsiniz!. O sebeple.. Yalan olsa, yalandan olsa da biz, 2-A hergeleleri olarak, bize yakışan yapar, ve her yoklamada, orada olmayan, her bir arkadaşımızın adına ve inatla - BUURR-DAA! Diye bağıracağımızdan emin olabilirsiniz.
Çünkü onlar, yarım asırdan bu yana hep yanımızda, bizden hiç ayrılmadılar. Bu güne kadar canlı kalan anılarıyla hala aramızda yaşıyorlar. Emanetleri de her zaman yaptığımız gibi emanetimizdir.
Cemal K. Demir
Haziran 2013

19 Ağustos 2011 Cuma

ARADAN KIRK YIL GEÇSE DE...

Geçenlerde Arkadaşımız 1969 AOO mezunu Erdem Doğan'a Eskişehir Acıbadem Hastanesinde başarılı bir operasyonla stent takıldı. Arkadaşımızı başarılı bir operasyonla sağlığına kavuşturan başta, Eskişehir Acıbadem hastanesi cerrahları olmak üzere ilgili tüm personele teşekkürlerimizi bildiririz. AOO mezunları.
Şimdi yukarıda başlığını okuduğunuz hikâyemize geçelim. Erdem stent takıldıktan sonra yoğun bakıma alınıyor (72 saat ) O günlerde her gün arayıp eşi hanımefendiye Erdemin durumunu soruyorum. Üçüncü gündü galiba. Ben yine aradım bu sefer Erdemin ablası çıktı telefona, kendimi tanıtıp durumu sordum. Abla telaş içinde fakat bana Demeye başlayınca benim onu teselli etmem gerekti. Meğer o gün Erdem yoğun bakımdan çıkınca biraz rahatsızlanmış. Neyse uzatmayalım ertesi gün ben yine aradım. Bu sefer eşi açtı telefonu. –Erdem’i çıkardılar fakat zamansız çıkardılar galiba. dedi. Sonra ay çok güldük, biliyo musunuz ne oldu diye ilave etti. Ben meraklandım, fakat kötü bir şey olmadığını umarak sordum. –Hayırdır? Ne oldu. Anlatmaya başladı. Erdemi dün yoğun bakımdan çıkardıklarında Doktorlar hastanın ayılıp, kendine geldiğini anlamak için bir takım sorular soruyorlar. İşte -Ne hissediyorsun. Neredesin gibi. Erdemde tık yok. Doktor bu sefer yüksek sesle soruyor -Ben kimim !!! Erdem yarı baygın cevap veriyor. ....- C A M O K A ..... Yani benim ismimi söylüyor. (Yiğit namıyla anılırmış. N'apalım herkesin bir lakabı var sonuçta.) Doktor şaşkın Erdem’in eşine dönüp soruyor. -Ne demek istiyor. Eşini cevabı net -O arkadaşından bahsediyor.
Cemal K.Demir