Sorular:
Siz kendinize güveniyor musunuz,
güveniyorsanız en çok hangi konuda güveniyorsunuz.
Sırdaşı olduğunuz var mı, varsa en az kaç dostunuza güveniyorsunuz.
Size en yakın duran insanlara, Karınıza, (Kocanıza) çocuğunuza,
akrabalarınıza ve komşunuza her konuda güveniyor musunuz? Güvendiğiniz ve
güvenmediğiniz tarafları nelerdir.
Bakkalınıza, Muhtarınıza, Hizmetçinize ve kapıcınıza güveniyor musunuz?
Bankalarınıza, Bankacınıza, Borsanıza, Sanayinize Güvenebiliyor
musunuz?
İşçinize, memurunuza, Öğretmeninize, Hemşirenize güveniyor musunuz?
Çiftçinize, lokantanıza, otelcinize, işletmecinize ve Fabrikalarınıza
güveniyor musunuz?
Kapınızın kilidine, elektrik idaresi ve sular idaresine, Otobüs
işletmesi veya İDO’ ya ne kadar güveniyorsunuz.
Sütçünüze, temizlikçinize, terzinize, sucunuza, fırıncınıza güveniyor
musunuz?
Hükümete, Bakanlarınıza, Milletvekilinize, Size sormadan yasa yapan,
Millet Meclisinize güveniyor musunuz?
Vatanınızı koruması gereken Genel Krm Bşklğı na bağlı tüm Deniz Hava be
Kara birliklerinize, askerinize güveniyor musunuz?
Polisinize Güveniyor musunuz?
Doktorunuza Güveniyor musunuz?
Sendikacınıza, SGK ya, Tedaş ve
İgdaş, Ayedaş’a güveniyor musunuz?
Basına güveniyormusunuz diye sormaya gerek duymuyorum. Çünkü
güvensizliği aşılamak ve korku salmak için önce medya ele geçirildi. Taraflı ve
yandaş tabir edilen bir medya hizmet lordları kapladı tüm yurdu.
Adalete güveniyor musunuz?
Hukuka güvenir misiniz?
Avukatınıza güvenebiliyor musunuz?
Şayet güvenmediğinizde memlekette büyük bir karışıklık çıkacağını
bildiğiniz, yargıya güveniyor musunuz? Mahkemelerde hâkimlerin, adil karar
verdiğine inanıyor musunuz?
Devletin (Sıfatlarının başına Cumhuriyet getirilmiş olan) Savcılarınıza
güvenebiliyor musunuz?
Bu sıralama daha birçok kurum ilave edilerek uzatılabilir ve siz
yukarıda sırasıyla yer alan bu kurumlara inanabilir veya hiç
inanmayabilirsiniz. Bizim niyetimiz, kurumlara inanan ve inanmayanlar anketi
yapmakta değil. Ama bu toplumda yaşayan bizlerin, huzur içinde yaşayabilmemiz
için tüm bu kurumlara önce inanmamız, inanabilmemiz, sonra da güvenmemiz
gerektiğini ısrarla vurgulamak istiyorum. Çünkü Güvenmemek kuşku yaratır
insanda, kuşku daha sonraları korkuya dönüşür ve korkan insan, korktuğu şeyi
yok etmek için her türlü metoda başvurur. Böylece hukuksuzluk başlamış olur.
Acaba, güvensizlikten doğan korkular değil midir bu kadar üst düzey
askeri erkânı içeri tıkmanın sebebi diye sormak gerekir. Ki ilerde tarih bu günleri
de sorgulayacaktır muhakkak.
Üzülerek belirtmeliyim ki, şu
anki durumumuz maalesef fanatik futbol taraftarları gibi, bir birbirine kin
kusa ve bir kaç guruba bölünmüş toplum olamayacak kadar ayrışmış kaotik bir
durum arz ediyor.
Aslında bütün bunlara sebep o kaybolan, elimizden, benliğimizden kayıp
giden ve tamamen yok olan “Güven duygusu”
210 uncu davası görünen Ergenekon,
O sayıyı da geçmesi muhtemel Balyoz, Basına Yönelik davalar, Öğrencilerin
apar topar içeri tıkılıp, birçoklarının, aylarca bazen yıllarca haklarında
doğru dürüst, belgeli, kanıtlara dayanan suç unsuru teşkil edecek delillerin
olmamasına rağmen tutuklu bırakılmaları, zavallı vatanımın kemiklerine kadar
işlemiş “güvensizlik duygusu” değildir de nedir. Şimdi kapatılan, kapatılmasına
sebep olarak, Mahkemelerimizin halkımızın tepkisini ve adalet duygularını bile
hiçe sayarak Bazı kişilere, özel muamele
yapmaları gösterilerek halkın mahkemelere olan güveninin sarsılmasına
aldırmadan bu densizliğe göz yuman erk’in, yurt çapında gittikçe felaket
doğuracak şekilde büyüyen bu “Güvensizlik duygusunun artmasında hiç mi payı
yok. Tabi var, fakat bu içimizdeki güvensizliğin oluşmasında ve bu denli
büyümesindeki en büyük sorumlusu sensin be kardeşim. Sen. O okuryazarlığı
alfabe düzeyinde kalmış, o sırtını
sıvazlayana üç günlük beylik için kuyruk sallayıp yalakalığını yapan zat-ı
muhterem kafanı çevirme! Ben seni kast ediyorum. Emin ol o hiç okumamış
vatandaşım bile senden onurlu, çünkü o hiç değilse yaşadığı dünyanın farkına
varamayanlar sınıfından. Sen Bir kaç yandaş medya mensubu tarafından
"Aydın" sınıfına terfi ettirilmiş yarım akıllı entel, (Kelimenin
tamamı Entelektüel olacak, Entel yarım akıllılara yakıştırılan bir ad.) Başkasından aldığın emanet fikirleri,
utanmadan kendine aitmiş gibi uluorta söyleme ayıbını façasında taşıyan zat-ı
muhterem. Senin yaptığına sebepte özgüven eksikliğin değildir de nedir. Ne
anlama geldiğinden bihaber ezberlenen bu telkinleri, 23 Nisan bayramında şiir
okuyan ilkokul talebesi gibi nefes nefese bir çırpıda yumurtlamalarının komik
kaçtığının farkında olmamak bile bir özgüven eksikliğidir. Tüm açık oturum
dedikleri, yanlışlıkları ütüleme toplantılarında birbirinin kopyası tarzlarıyla
sayıları baskıyla azaltılan, kendilerine muhalif kişilere yaptıkları bitmez
tükenmez saldırılarda bir güvensizlik unsurudur. Bu davranışları onlara
yaptıkları kendilerine olan güvensizlik duygusunun, yani "Özgüven eksikliklerinin" sebep
olduğu korkudur. Karşı bir soruyla cahil karnının patlayıp, tüm cahillik
adındaki kepazeliğin ortama kötü kokular saldığının da farkında olmamak insanda
olması gereken güven eksikliğinden değil midir?
Sen siyasi ve ekonomik çıkarını gözeten komprador, sende hiç insaf var
mı? Memleketin geleceğini bir pul, bir akçeye satarken, az da olsa akıllı bir
yaratık olan insanda bulunması gereken özgüvenini kaybetmiş olman mümkün mü?
Çünkü sıhhatli düşünen bir ergin geleceğini hiç bir zaman satma yönünde karar
vermemelidir. Özgüven eksikliğin ve hırsların seni panikletmiş, sen geleceğini
da sattığının farkında bile değilsin.
Bütün bunların güvenmekle ne alakası var derseniz, çok alakası var
derim. Çünkü güven, donanımlı, bilgili, kişiliği gelişmiş
insanlarda bulunan bir duygudur. Şöyle de tarif edilebilir, özgüven sahibi, kişilikli bir birey olmak
için, en az üç kuşak önceden eğitilmeniz, bilgi birikiminiz, analiz yeteneğiniz
ve tüm bunların getirdiği insanın en önemli vasıflarından biri olan düşünme
yeteneğinin gelişmiş olması gereklidir. Bazı istisnalar olsa da bu böyledir.
Bizde bir çocuğun kişiliği ancak 35 ine geldiği zaman gelişiyorken, bu rakam
batılı ülkelerde 18-21 yaş arasında gerçekleşiyor. Bu yaşa gelen bir batılı tüm
sorumluluğunun bilinciyle vatandaşlık görevini yerine getirirken. Bizde 35
Yaşındaki bir vatandaş, hala ekonomik olarak babasına bağımlı yaşıyor. Böyle
bir kepazelikten nasıl sağlıklı toplum oluşabilir ki.
İyi, yaşam kalitesi yüksek toplum, özgüveni olan bireylerin oluşturduğu
toplumlardır.
Toplumumuzun en büyük talihsizliği, gerek dini sömürüler gerekse siyasi
sömürülerin rahatça yapılabilmesi için, bilinçli olarak eğitim sistemimizde
bile öz güvenimizi aşılayıp sağlamlaştıracak dersler konulmamış. Daha önce var
olan, felsefe dersleri bile kaldırılmış bir eğitim sistemimizde nasıl özgüveni
olan bireyler olarak yetişmemiz mümkün mü? Dini inancın da başlı başına bir
felsefi olgu olduğunu düşünürsek, felsefe bilimini kavramayan bir kişinin dini algılaması
da ezberden öteye gidemeyip yüzeysel bir inanış olmaz mı? Akıllı adam soru
soran ve sorduğu soruya mantıklı bir cevap arayan insandır. Dini konularda soru
soramayan veya sorduğunda aldığı cevaplara, mantıksız olsa bile inanmak
durumunda kalan bir insana siz akıllı diyebilir misiniz? Ya da b soru soran
kişi akıllı ama kişiliği yeterli düzeyde değil, yani “özgüven eksikliği var” o
zamanda en iyi ihtimalle aldığı cevaptan tatmin olamayan bu kişide dinine,
inancına karşı oluşan güven eksikliğinin onun ömür boyu Araf’ta kalmasına sebep
olmayacak mıdır? Bir toplumun kaderi
Araf’ta bırakılmak olmamalı.
Madem kendinize güvenmek istiyorsunuz size güven verecek tedbirleri
almalısınız. Bunun da başında iyi bir hazırlık gelir. Hazırlık kanaatlerimizin,
düşüncelerimizin, hükümlerimizin derlenip toparlanmasıdır. His ve fikir
dünyamızın ürünleri deniz dibindeki çakıllar gibi daima derinlerde dururlar.
Hazırlanmak bu derinlere dalıp çakılları çıkarmak, temizlemek cilalamak ve
tasnif etmektir.
Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkacak en kıymetli eser içimizden doğup
gelen eserdir. İrademiz dâhilindeki davranışlarımızı denetleyerek irademiz
dışındaki davranışlarımızı düzenleyebiliriz.
İnsanın aklı bir bahçeye
benzetilebilir. O bahçe tanzim edilir, o bahçeye bakılırsa orada güzel ve
faydalı bitkiler yeşerir. Kendi haline bırakılırsa ortalığı yabani otlar
kaplar. İnsan bahçıvan gibi aklını tanzim etmekle yükümlüdür. Bunu yapan
sonunda ruhunun da bahçıvanı olduğunu keşfeder. İnsanın başarısı, gayretinin
başına kondurulmuş bir taç, düşüncelerinin boynuna geçirilmiş bir çelenktir.
İnsan hayatında yalnız, emek ve emeğin neticeleri vardır. Neticenin gücü emeğin
ölçüsündedir.
Şans yoktur her kuvvet emek mahsulüdür. Hayat bir mücadeledir. Aynı
şekilde içinde bulunduğumuz her saniyenin sınavı da bir mücadeledir. Bu
mücadelede dövüşenler kazanırlar. Bu şartları beğenmeyebiliriz, onları
değiştirmek elimizde değildir zaten. Ancak cesaretli olanlar mücadeleyi
kazanacaklardır. Cesaretinizi unutup dövüş sahnesine çıkarsanız, her hamlede
mağlup olursunuz ve sahneden eliniz boş inersiniz.
Kendine güven kazanmanızın en
mükemmel yolu başarısızlığa imkân vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır. En büyük
ilham çalışmaktır. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilseydik, ne olduğunu da
bilirdik. Bizi biz yapan düşüncelerimizdir. Yaşamımızı belirleyen ruhsal
yapımızdır. Hepimizin uğraşmak zorunda olduğu en büyük ve aslında tek sorun;
doğru düşünceleri seçmektir. Eğer bunu yapabilirsek bütün sorunlarımızı çözme
yolunda adımlar atarız.
Bakın sosyal bilimciler ve
psikologlar, Özgüven konusunda ne
diyorlar.
Anne-baba olarak hepimiz,
çocuklarımızın sınıfta tedirgin olmadan parmak kaldırıp öğretmene
anlamadıklarını sorabilmelerini, düşüncelerini kendinden emin bir şekilde ifade
edebilmelerini isteriz. Bütün bunların çocuğunuzun özgüven gelişimiyle direk
ilgili olduğunu hiç düşündünüz mü? Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel
ve sosyal yasamda da önemlidir
Araştırmacılar, birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden
bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. İç özgüven,
kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda
hissettiklerimizdir. Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz
seklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır.
Cemal K.Demir
30.07.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder