20 Aralık 2012 Perşembe

TOPLUMUMUZDAKİ ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ, ÖZGÜVEN DUYGUSU NASIL OLUŞUR

“ Güvenmek”, Türk Dil Kurumu,  kelimenin anlamı şöyle açıklıyor. “Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve  *1 bağlanma duygusu, itimat.  Bence, bu kelimenin anlamlarından sadece biri olmalı yukarıdaki bu TDK açıklaması. Çünkü güvenmek göreceli bir kavramdır. Neye, kime,  ne zaman, ne kadar, nasıl ve neden güvenmek gerekiyor, bir güven değerlendirmesi yapmak için, önce o verileri almamız gerekiyor. Güvenmenin azı çoğu olmaz, ya güvenirsiniz, ya güvenmezsiniz. Ama en tehlikelisi güvenmeden güvenmiş gibi görünüp, biat etmek. Dini öğelerle beslenen yaptırım gücü gibi, güç (İkna gücüde olabilir.) karşısında ram etmek. (Bilgi eksikliğinden kaynaklanan teslimiyet derecesinde bağlılık) Her halükarda güven duygusu gebelik gibidir, ya tam olur yâda hiç. Güven kelimesinin resmi bir kuruluşumuz olan TDK tarafından onaylanmış bir anlamını yazmamın sebebi, aşağıdaki listede size soracağım sorulara anlamını bilerek cevap vermeniz içindi. Bu açıklamayı yaptıktan sonra rahatça sorularımıza geçebiliriz. Bu soruları lütfen kendinize sorun ve cevabını da kendinize verin.


Sorular:

 Siz kendinize güveniyor musunuz, güveniyorsanız en çok hangi konuda güveniyorsunuz.

Sırdaşı olduğunuz var mı, varsa en az kaç dostunuza güveniyorsunuz.

Size en yakın duran insanlara, Karınıza, (Kocanıza) çocuğunuza, akrabalarınıza ve komşunuza her konuda güveniyor musunuz? Güvendiğiniz ve güvenmediğiniz tarafları nelerdir.

Bakkalınıza, Muhtarınıza, Hizmetçinize ve kapıcınıza güveniyor musunuz?

Bankalarınıza, Bankacınıza, Borsanıza, Sanayinize Güvenebiliyor musunuz?

İşçinize, memurunuza, Öğretmeninize, Hemşirenize güveniyor musunuz?

Çiftçinize, lokantanıza, otelcinize, işletmecinize ve Fabrikalarınıza güveniyor musunuz?

Kapınızın kilidine, elektrik idaresi ve sular idaresine, Otobüs işletmesi veya İDO’ ya ne kadar güveniyorsunuz.

Sütçünüze, temizlikçinize, terzinize, sucunuza, fırıncınıza güveniyor musunuz?

Hükümete, Bakanlarınıza, Milletvekilinize, Size sormadan yasa yapan, Millet Meclisinize güveniyor musunuz?

Vatanınızı koruması gereken Genel Krm Bşklğı na bağlı tüm Deniz Hava be Kara birliklerinize, askerinize güveniyor musunuz?

Polisinize Güveniyor musunuz?

Doktorunuza Güveniyor musunuz?

 Sendikacınıza, SGK ya, Tedaş ve İgdaş, Ayedaş’a güveniyor musunuz?

Basına güveniyormusunuz diye sormaya gerek duymuyorum. Çünkü güvensizliği aşılamak ve korku salmak için önce medya ele geçirildi. Taraflı ve yandaş tabir edilen bir medya hizmet lordları kapladı tüm yurdu.

 Adalete güveniyor musunuz?

Hukuka güvenir misiniz?

Avukatınıza güvenebiliyor musunuz?


Şayet güvenmediğinizde memlekette büyük bir karışıklık çıkacağını bildiğiniz, yargıya güveniyor musunuz? Mahkemelerde hâkimlerin, adil karar verdiğine inanıyor musunuz?

Devletin (Sıfatlarının başına Cumhuriyet getirilmiş olan) Savcılarınıza güvenebiliyor musunuz?

Bu sıralama daha birçok kurum ilave edilerek uzatılabilir ve siz yukarıda sırasıyla yer alan bu kurumlara inanabilir veya hiç inanmayabilirsiniz. Bizim niyetimiz, kurumlara inanan ve inanmayanlar anketi yapmakta değil. Ama bu toplumda yaşayan bizlerin, huzur içinde yaşayabilmemiz için tüm bu kurumlara önce inanmamız, inanabilmemiz, sonra da güvenmemiz gerektiğini ısrarla vurgulamak istiyorum. Çünkü Güvenmemek kuşku yaratır insanda, kuşku daha sonraları korkuya dönüşür ve korkan insan, korktuğu şeyi yok etmek için her türlü metoda başvurur. Böylece hukuksuzluk başlamış olur.


Acaba, güvensizlikten doğan korkular değil midir bu kadar üst düzey askeri erkânı içeri tıkmanın sebebi diye sormak gerekir. Ki ilerde tarih bu günleri de sorgulayacaktır muhakkak.

Üzülerek belirtmeliyim ki,  şu anki durumumuz maalesef fanatik futbol taraftarları gibi, bir birbirine kin kusa ve bir kaç guruba bölünmüş toplum olamayacak kadar ayrışmış kaotik bir durum arz ediyor.

Aslında bütün bunlara sebep o kaybolan, elimizden, benliğimizden kayıp giden ve tamamen yok olan “Güven duygusu”  210 uncu davası görünen Ergenekon,  O sayıyı da geçmesi muhtemel Balyoz, Basına Yönelik davalar, Öğrencilerin apar topar içeri tıkılıp, birçoklarının, aylarca bazen yıllarca haklarında doğru dürüst, belgeli, kanıtlara dayanan suç unsuru teşkil edecek delillerin olmamasına rağmen tutuklu bırakılmaları, zavallı vatanımın kemiklerine kadar işlemiş “güvensizlik duygusu” değildir de nedir. Şimdi kapatılan, kapatılmasına sebep olarak, Mahkemelerimizin halkımızın tepkisini ve adalet duygularını bile hiçe sayarak Bazı kişilere,  özel muamele yapmaları gösterilerek halkın mahkemelere olan güveninin sarsılmasına aldırmadan bu densizliğe göz yuman erk’in, yurt çapında gittikçe felaket doğuracak şekilde büyüyen bu “Güvensizlik duygusunun artmasında hiç mi payı yok. Tabi var, fakat bu içimizdeki güvensizliğin oluşmasında ve bu denli büyümesindeki en büyük sorumlusu sensin be kardeşim. Sen. O okuryazarlığı alfabe düzeyinde kalmış,  o sırtını sıvazlayana üç günlük beylik için kuyruk sallayıp yalakalığını yapan zat-ı muhterem kafanı çevirme! Ben seni kast ediyorum. Emin ol o hiç okumamış vatandaşım bile senden onurlu, çünkü o hiç değilse yaşadığı dünyanın farkına varamayanlar sınıfından. Sen Bir kaç yandaş medya mensubu tarafından "Aydın" sınıfına terfi ettirilmiş yarım akıllı entel, (Kelimenin tamamı Entelektüel olacak, Entel yarım akıllılara yakıştırılan bir ad.)  Başkasından aldığın emanet fikirleri, utanmadan kendine aitmiş gibi uluorta söyleme ayıbını façasında taşıyan zat-ı muhterem. Senin yaptığına sebepte özgüven eksikliğin değildir de nedir. Ne anlama geldiğinden bihaber ezberlenen bu telkinleri, 23 Nisan bayramında şiir okuyan ilkokul talebesi gibi nefes nefese bir çırpıda yumurtlamalarının komik kaçtığının farkında olmamak bile bir özgüven eksikliğidir. Tüm açık oturum dedikleri, yanlışlıkları ütüleme toplantılarında birbirinin kopyası tarzlarıyla sayıları baskıyla azaltılan, kendilerine muhalif kişilere yaptıkları bitmez tükenmez saldırılarda bir güvensizlik unsurudur. Bu davranışları onlara yaptıkları kendilerine olan güvensizlik duygusunun, yani  "Özgüven eksikliklerinin" sebep olduğu korkudur. Karşı bir soruyla cahil karnının patlayıp, tüm cahillik adındaki kepazeliğin ortama kötü kokular saldığının da farkında olmamak insanda olması gereken güven eksikliğinden değil midir?  Sen siyasi ve ekonomik çıkarını gözeten komprador, sende hiç insaf var mı? Memleketin geleceğini bir pul, bir akçeye satarken, az da olsa akıllı bir yaratık olan insanda bulunması gereken özgüvenini kaybetmiş olman mümkün mü? Çünkü sıhhatli düşünen bir ergin geleceğini hiç bir zaman satma yönünde karar vermemelidir. Özgüven eksikliğin ve hırsların seni panikletmiş, sen geleceğini da sattığının farkında bile değilsin.


Bütün bunların güvenmekle ne alakası var derseniz, çok alakası var derim.  Çünkü güven,  donanımlı, bilgili, kişiliği gelişmiş insanlarda bulunan bir duygudur. Şöyle de tarif edilebilir,  özgüven sahibi, kişilikli bir birey olmak için, en az üç kuşak önceden eğitilmeniz, bilgi birikiminiz, analiz yeteneğiniz ve tüm bunların getirdiği insanın en önemli vasıflarından biri olan düşünme yeteneğinin gelişmiş olması gereklidir. Bazı istisnalar olsa da bu böyledir. Bizde bir çocuğun kişiliği ancak 35 ine geldiği zaman gelişiyorken, bu rakam batılı ülkelerde 18-21 yaş arasında gerçekleşiyor. Bu yaşa gelen bir batılı tüm sorumluluğunun bilinciyle vatandaşlık görevini yerine getirirken. Bizde 35 Yaşındaki bir vatandaş, hala ekonomik olarak babasına bağımlı yaşıyor. Böyle bir kepazelikten nasıl sağlıklı toplum oluşabilir ki.


İyi, yaşam kalitesi yüksek toplum, özgüveni olan bireylerin oluşturduğu toplumlardır.


Toplumumuzun en büyük talihsizliği, gerek dini sömürüler gerekse siyasi sömürülerin rahatça yapılabilmesi için, bilinçli olarak eğitim sistemimizde bile öz güvenimizi aşılayıp sağlamlaştıracak dersler konulmamış. Daha önce var olan, felsefe dersleri bile kaldırılmış bir eğitim sistemimizde nasıl özgüveni olan bireyler olarak yetişmemiz mümkün mü? Dini inancın da başlı başına bir felsefi olgu olduğunu düşünürsek, felsefe bilimini kavramayan bir kişinin dini algılaması da ezberden öteye gidemeyip yüzeysel bir inanış olmaz mı? Akıllı adam soru soran ve sorduğu soruya mantıklı bir cevap arayan insandır. Dini konularda soru soramayan veya sorduğunda aldığı cevaplara, mantıksız olsa bile inanmak durumunda kalan bir insana siz akıllı diyebilir misiniz? Ya da b soru soran kişi akıllı ama kişiliği yeterli düzeyde değil, yani “özgüven eksikliği var” o zamanda en iyi ihtimalle aldığı cevaptan tatmin olamayan bu kişide dinine, inancına karşı oluşan güven eksikliğinin onun ömür boyu Araf’ta kalmasına sebep olmayacak mıdır?  Bir toplumun kaderi Araf’ta bırakılmak olmamalı.


Madem kendinize güvenmek istiyorsunuz size güven verecek tedbirleri almalısınız. Bunun da başında iyi bir hazırlık gelir. Hazırlık kanaatlerimizin, düşüncelerimizin, hükümlerimizin derlenip toparlanmasıdır. His ve fikir dünyamızın ürünleri deniz dibindeki çakıllar gibi daima derinlerde dururlar. Hazırlanmak bu derinlere dalıp çakılları çıkarmak, temizlemek cilalamak ve tasnif etmektir.


Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkacak en kıymetli eser içimizden doğup gelen eserdir. İrademiz dâhilindeki davranışlarımızı denetleyerek irademiz dışındaki davranışlarımızı düzenleyebiliriz.


 İnsanın aklı bir bahçeye benzetilebilir. O bahçe tanzim edilir, o bahçeye bakılırsa orada güzel ve faydalı bitkiler yeşerir. Kendi haline bırakılırsa ortalığı yabani otlar kaplar. İnsan bahçıvan gibi aklını tanzim etmekle yükümlüdür. Bunu yapan sonunda ruhunun da bahçıvanı olduğunu keşfeder. İnsanın başarısı, gayretinin başına kondurulmuş bir taç, düşüncelerinin boynuna geçirilmiş bir çelenktir. İnsan hayatında yalnız, emek ve emeğin neticeleri vardır. Neticenin gücü emeğin ölçüsündedir.


Şans yoktur her kuvvet emek mahsulüdür. Hayat bir mücadeledir. Aynı şekilde içinde bulunduğumuz her saniyenin sınavı da bir mücadeledir. Bu mücadelede dövüşenler kazanırlar. Bu şartları beğenmeyebiliriz, onları değiştirmek elimizde değildir zaten. Ancak cesaretli olanlar mücadeleyi kazanacaklardır. Cesaretinizi unutup dövüş sahnesine çıkarsanız, her hamlede mağlup olursunuz ve sahneden eliniz boş inersiniz.


 Kendine güven kazanmanızın en mükemmel yolu başarısızlığa imkân vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır. En büyük ilham çalışmaktır. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilseydik, ne olduğunu da bilirdik. Bizi biz yapan düşüncelerimizdir. Yaşamımızı belirleyen ruhsal yapımızdır. Hepimizin uğraşmak zorunda olduğu en büyük ve aslında tek sorun; doğru düşünceleri seçmektir. Eğer bunu yapabilirsek bütün sorunlarımızı çözme yolunda adımlar atarız.


 Bakın sosyal bilimciler ve psikologlar,  Özgüven konusunda ne diyorlar.


 Anne-baba olarak hepimiz, çocuklarımızın sınıfta tedirgin olmadan parmak kaldırıp öğretmene anlamadıklarını sorabilmelerini, düşüncelerini kendinden emin bir şekilde ifade edebilmelerini isteriz. Bütün bunların çocuğunuzun özgüven gelişimiyle direk ilgili olduğunu hiç düşündünüz mü? Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel ve sosyal yasamda da önemlidir


Araştırmacılar, birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. İç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimizdir. Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz seklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır.


Cemal K.Demir


30.07.2012



Hiç yorum yok: